Örtülü ödenek hikayesi
En baştan
beri söylüyorum, bu Ergenekon meselesinin altından mutlaka akçeli işler
çıkacaktır.
Akçeli işlerin
iki boyutu var: Birinci boyutu daha makro rant peşinde koşma boyutu; kurumsal
şekli ise AB karşıtlığı üzerinden yerel akçe ve mevki rantlarını korumak.
Bu akçeli işin
siyasal yanı.
Meselenin bir
de son günlerde sözde "örtülü ödenek" rivayetiyle ortaya çıkan kanun
dışı (illegal) boyutu var.
Söz konusu olan
yedi buçuk miyon TL nin bildiğimiz örtülü ödenekten ödenmiş olma ihtimali yok.
2003-2004
döneminde örtülü ödenekten Şener Eruygur Paşamızın para alma şansı pek yok zira
örtülü ödenekten yapılan ödemeler sadece ve sadece Başbakanın onayıyla oluyor
ve Sayın Erdoğan ın kendisine karşı darbe yapma planları bilinen (Sayın Gül
bilindiğini söylemiş idi) bir generale örtülü ödenekten yardım yapması
saçma olur.
Jandarma Genel
Komutanlığı nın anlaşılan, muhbirlere ödeme yapmak için bir ödeneği, haber alma
ödeneği (830) var; söz konusu para buradan gelebilir de, gelmeyebilir de; Hrant
Dink cinayetinde kilit rol oynayan azmettirici Erhan Abi (Erhan Tuncel)
muhtemelen bu kalemden para alıyor idi ama bu ödeneğin miktarının bu kadar
kabarık olacağını zannetmiyorum.
Bu ödeneğin de
sivil murakabesi yok ama yine de yüzde yüz güvenli bir darbe planı finansman
yöntemi olmayabilir.
Bütçe ici ve
dışı askeri harcama kalemleri sivil otorite, TBMM ve Sayıştay tarafından
denetlenmeyince gırtlağa kadar pisliğe batma ihtimali ciddi bir ihtimal
(şekilde görüldüğü gibi) olabiliyor.
Aklıma ilk
gelen üç muhtemel yöntem var.
Birincisi
gizlilik ibaresi taşıyan bir askeri ihalede yükleniciye piyasa değerinin çok
üzerinde ödenen "hakedişin (!!!)" bir yüzdesinin gizli bir hesaba
geri dönme ihitmali; bu yöntem bizim keşfettigimiz bir yöntem değil ve
çeşitli ülkelerin illegal harcamalarında uygulanıyor.
Meraklısı
yaklaşık on sene önce Pakistan da öldürülen on fransız mühendisin hikayesiyle
ilgilenebilir.
İkinci yöntem
ise bütçe dışı ve denetimi dahi bürokrasi tarafından yapılmış askeri
fonlardır; Savunma Sanayi Destekleme Fonu nun böyle illegal işlere
konu olduğunu söyleyemem ama bu tür fonlar sivil denetim dışında kaldıkça
dedikolara engel olmak da mümkün değildir.
Üçüncü yöntem
de darbe sonrası ikbal vaat edilen bir grup işadamının (!) bir fon oluşturmuş
olması.
İllegaliteye
meraklı kişiler her kurumda her zaman olacaktır ama sivil otoritenin alması
gereken temel önlem her kuruş kamu harcamasının TBMM ve Sayıştay denetimine
tabi olmasını sağlamaktır.
Oysa ülkemizde,
2004 senesinde Anayasamızın Sayıştay ile ilgili maddesi (160) değiştirilmiş ama
1965 tarihli, askeri harcamaları ve mal varlığını büyük ölçüde sivil
murakabenin dışına taşıyabilen Sayıştay Kanunu değişmemiştir, yeni tasarı da
2005 senesinden beri TBMM Komisyonu nda bekletilmektedir.
AK Parti
yöneticilerinin artık görmeleri şart olan konu, illegaliteyle pazarlık
yapılamayacağı, ayıyla yatağa girilemeyeceğidir.
Sayıştay yasası
2005 senesinde çıkarılmış olsa idi muhtemelen bugünkü "örtülü ödenek
(!!!)" konusu gündemde olmaz idi.
Biz 1999
depreminde 20 bin (?) kişi kaybettik, Haiti de iki yüz bin kişiden
bahsediliyor. Eminim Haiti de de Sayıştay yasası "tonton makutların"
(meraklısı internetten ya da Graham Green in romanından "Oyuncular-The
Comedians" öğrenebilir) harcamalarının denetlenmesine izin vermemiştir.
Kaynak: Star Gazetesi