Sayıştay
Genel Kurulu,
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda
bugün görüşülecek olan Sayıştay
yasa
önerisiyle ilgili olarak sunduğu görüşte,
Sayıştay’ın ‘genel yönetim’
kapsamındaki idareleri denetlemesi hükmüne itiraz
etti. ‘Sayıştay denetimi
kapsamındaki kuruluşların’ denetlenmesi
hükmü önerilirken mevcut sistemin
korunması istendi.
AKP’nin
TSK de dahil olmak
üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarının hesap ve
işlemlerinin Sayıştay
tarafından denetlenmesini öngören Sayıştay yasa
önerisi, bugün TBMM Plan ve
Bütçe Komisyonu’nda
görüşülecek. Sayıştay Genel Kurulu,
TBMM’ye yasa önerisiyle
ilgili görüş ve önerilerini sundu.
Sayıştay’ın yasa önerisiyle ilgili
görüşleri
şöyle:
•
AKP’nin yasa
önerisindeki Sayıştay’ın
“genel yönetim kapsamındaki kamu
idareleri”ni
denetlemesine ilişkin hükümlerin “Sayıştay
denetimine tabi kurumlar” olarak
değiştirilmesi istendi.
•
Sayıştay’ın
bağımsızlığını düzenleyen önerinin
3’üncü maddesindeki, “Sayıştay,
işlevsel ve
kurumsal bağımsızlığı olan, bu kanun ve diğer kanunlarla verilen
inceleme,
denetleme ve kesin hükme bağlama işlerini yapmakla
görevli ve yetkili bir
kurumdur” ifadesi, anayasanın 160’ıncı maddesiyle
uygunluğunu sağlamak
bakımından “Sayıştay, kamu idarelerinin gelir ve giderleri
ile mallarını TBMM
adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yolu
ile kesin
hükme bağlamak ve yasalarla verilen inceleme, denetleme ve
kesin hükme bağlama
işlerini yapmakla görevli işlevsel, kurumsal ve mali
bağımsızlığı olan anayasal
bir kurumdur” biçiminde değiştirilmesi gerektiği
bildirildi.
•
AKP’nin önerisinde
Sayışta üyelerinin beşte
üçünün Sayıştay meslek
gruplarından seçilmesi
öngörülürken; Sayıştay Genel Kurulu
oranın dörtte üçe çıkarılması
gerektiğini
bildirdi.
•
AKP’nin yasa önerisinde,
“Sayıştay tarafından yerindelik denetimi yapılamaz, idarenin
takdir yetkisini
sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamaz”
hükmü yer alıyor. Sayıştay
Genel Kurulu, bu hükmün öneri metninden
çıkarılmasını istedi.
TBMM
Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşülen Sayıştay Kanunu
Teklifi, alt komisyona sevk edildi.
Komisyonda,
Ak Parti Grup başkanvekilleri ve 3 milletvekili tarafından hazırlanan
Sayıştay
Kanun Teklifi ele alındı. Teklif sahiplerinden Ak Parti Bilecik
Milletvekili
Fahrettin Poyraz, yeni düzenlemenin, yönetimin daha
etkin denetlenmesini
amaçladığını belirtti. Düzenlemenin tasarı olarak
getirilmediği eleştirilerinde
bulunulduğunu hatırlatan Poyraz, TBMM adına denetim yaptığı ve
yürütmeyi
denetlediği için Sayıştay ile ilgili yasal
düzenlemelerin bugüne kadar hep
teklif olarak getirildiğini kaydetti.
Geçen
zaman içinde, dış denetimin yeniden
ele alınması ihtiyacının doğduğuna işaret
eden Poyraz, Sayıştayın hazırladığı raporların nasıl
görüşüleceği konusunda TBMM
İçtüzüğü ve yasalarda değişiklik
yapılmasının da gerektiğini vurguladı.
TBMM
Başkanvekili Nevzat Pakdil, teklif üzerindeki konuşmasında,
hesap
verilebilirliğin ve saydamlığın sağlanarak kamu kaynaklarının etkin ve
verimli
şekilde kullanılmasının, TBMM ve adına denetim yapan Sayıştayın temel
işlevi olduğunu
belirtti. Mali disiplini güçlü şekilde
temin etmek, kamu mali yönetimini etkin
kaynak dağılımı yapabilir hale getirmek, kamu harcamalarında
verimliliği ve
tasarrufu sağlamak amacıyla önemli reformlar yapıldığına
işaret eden Pakdil,
“Bu resmi tamamlayan unsur, reformun zihniyetiyle tutarlı dış
denetim
sistemidir” dedi.
Hazırlanan
teklif ile Sayıştay ın genel kabul görmüş
uluslararası denetim standartları
çerçevesinde denetim yapan, denetiminin kapsamı
KİT ler hariç tüm kamu
idarelerini kapsayan, raporlarını kamuoyuyla paylaşan, şeffaf, bağımsız
ve
çağdaş dış denetim kurumu olarak tasarlandığını anlatan
Pakdil, şunları
kaydetti:
“Teklifle
yeniden yapılanacak olan Sayıştay, yeni kamu yönetimi
zihniyetinin temelini
teşkil eden hesap verilebilirliğin en temel unsurlarından birisi
olacak. Etkin
bir Sayıştay ve Sayıştay denetimi, demokratik parlamenter sistemin
işbirliğine,
güvenilir ve istikrarlı bir kamu mali yönetim
yapısının oluşmasına önemli
destek sağlayacak. Dünyada kabul gören temel
yaklaşım, tüm kamu fonlarının,
kamu kaynaklarının ve faaliyetlerinin parlamento adına dış denetim
görevi yapan
sayıştaylar tarafından denetlenmesidir.
Teklifin
yasalaşmasıyla Sayıştay; düzenlilik ve performans denetimi
tekniklerini eşit
ağırlıkta uygulayabilecek, tüm kamu kaynaklarını, fonlarını ve
faaliyetlerini
denetlemek için yasal yetkiye sahip olacak, işleyiş ve
fonksiyonel açıdan
bağımsız olacak, genel kabul görmüş denetim
standartlarına uygun denetim yapacak.
Ayrıca Sayıştay, hazırladığı raporları zamanında ve belli bir
prosedür
dahilinde TBMM ve kamuoyu bilgisine sunabilecek, kamuda hesap verme
sorumluluğu
bilincinin ve saydamlığın yerleştirilmesine ve geliştirilmesine,
böylece
yolsuzlukların önlenmesine önemli katkılarda
bulunabilecek.”
Sayıştay
Başkanı Recai Akyel, 43 yıldır yürürlükte
olan Sayıştay Kanunu nun, 2003
yılından beri değiştirilmesinin istendiğini söyledi. Yasanın
bir an önce
çıkmasını istediklerini belirten Akyel, Sayıştay Genel
Kurulunun düzenlemeyle
ilgili görüşünün Komisyon
üyelerine sunulduğunu bildirdi.
“SAYIŞTAY
DENETÇİSİNİN BAĞIMSIZ ÇALIŞMASINA ENGEL
ÇIKARILIYOR”
Teklif
üzerinde görüşlerini ifade eden CHP Trabzon
Milletvekili Akif Hamzaçebi,
Sayıştay ın denetimini millet adına yaptığını, Anayasal konumunda
herhangi bir
şekilde geriye gidişin olmaması gerektiğini savundu.
“Sayıştay ın
bağımsızlığının ve özerk yapısının korunması
gerekir” diyen Hamzaçebi, Sayıştay
denetçilerinin çalışmasında Anayasanın
kendilerine verdiği teminatın olması
gerektiğini, buna bütçe hakkının
yürütme organı tarafından etkin şekilde
kullanılıp kullanılmadığının bağımsız şekilde denetlenmesi
için gerekli
olduğunu söyledi.
Teklifte,
Sayıştay denetçisinin bağımsız çalışmasının
önüne engeller çıkarıldığını ileri
süren Hamzaçebi, bunların başında sicil
raporlarının düzenlenmesinin geldiğini
vurguladı. Hamzaçebi, Sayıştay denetçisinin sicil
raporunun, Başkan tarafından
atanan kişiler tarafından düzenlenmesinin,
denetçinin bağımsız çalışmasını
engelleyeceğini savundu.
Hamzaçebi,
dünyada sayıştayların ofis ya da kurul şeklinde
örgütlendiklerine dikkati
çekerek, şöyle konuştu:
“Bizim
Sayıştay, Anayasadaki konumuna paralel olarak mahkeme şeklinde
örgütlenmiştir,
yargılama yapan bir kurumdur. Oysa teklif, bu konuda ofis tipi Sayıştay
a
yönelmiştir. Bu çelişkidir. Teklif, KİTlerin tam
bir tanımını vermeyerek,
Yüksek Denetleme Kurulunun (YDK) görev alanınını,
Sayıştay alanına dahil etmek
istiyor gibi bir görünüme sahiptir. Eğer
teklif, YDK nın artık bu çağda
kaldırılması, onun yaptığı denetimin de Sayıştaya verilmesini
benimsiyorsa, bu
doğru bir yaklaşımdır. Ama bu konuda belirsizlik var. Teklifte
Anayasaya
aykırılık var. Performans denetiminde, sadece performans
ölçümü esas alınması
doğru değil. Sayıştay Genel Kurulunun konumu
açıkça zayıflatılıyor. Rapor
Denetleme Kurulu, Sayıştay Genel Kurulundan daha yetkili şekilde
tanımlanıyor.
Bu da doğru değil, çünkü esas olan
Sayıştay Genel Kuruludur ve güçlü
olmalıdır.
Sayıştayı kurumsal olarak zayıflatan ama Başkanı
güçlendiren bir düzenleme
yapılıyor.”
Hamzaçebi,
Sayıştay Başkanı Akyel in konuşmasına değinerek, “Kurumsal
olarak Sayıştay
Genel Kurulunun görüşü sizi bağlar. Siz
kurum olarak o görüşü
yansıtmalısınız”
dedi.
“ALT
KOMİSYONA GİTSİN”
MHP
Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, teklifi özü
itibarıyla desteklediklerini
belirterek, yasanın çıkarılmasında geç
kalındığını söyledi. Kalaycı, teklif
üzerinde çeşitli görüşlerin
bulunduğunu hatırlatarak, bunların
değerlendirilmesi amacıyla alt komisyona sevkedilmesi gereğini
vurguladı.
MHP
Manisa Milletvekili Erkan Akçay, yolsuzlukla
mücadelede denetimin önemine
dikkati çekerek, bütün KİT ve BİT lerin
denetiminin yeniden ele alınması
gerektiğini söyledi.
BDP
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan da düzenlemenin bir an
önce çıkarılmasını
isteyerek, AB standartları açısından bazı
bütçelerin denetlenmesi, yerindelik
denetimi ve konuyla ilgili özel yasaların kaldırılması
konusunda, bazı
kuşkuları bulunduğunu, bu nedenle düzenlemenin alt komisyonda
ele alınması
gerektiğini belirtti.
CHP
İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz ise teklif üzerinde
eleştirilerini dile
getirirken, denetimin tarafsızlığı ve etkinliğinin geçmişe
göre
zayıflatıldığını iddia ederek, Sayıştay Genel Kurulu yerine Başkan a
yetki
verildiğini, bunun da demokratik karar alma yetkisini daraltacağını
söyledi.
Korkmaz, “Denetim olmayınca yargılama da
olmayacaktır” dedi.
Tümü
üzerindeki görüşmeleri tamamlanan teklif,
alt komisyona sevk edildi.
MECLİS
KOMİSYONLARININ GÜNDEMİ YOĞUN Bu hafta komisyonların
gündemi de yoğun olacak. Plan ve Bütçe
Komisyonu, 24 Şubat Çarşamba günü AKP
Grup başkanvekilleri tarafından verilen Sayıştay Kanunu Teklifini,
görüşecek.
Teklif, Sayıştayın, hukuki denetimin yanı sıra mali ve performans
denetimi
yapmasını da öngörüyor. Dışişleri Komisyonunda
ise 23 Şubat Salı günü
Yurtdışı Türkler Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Tasarısı ele
alınacak. Madencilik Araştırma Komisyonu 23, 24 ve 25 Şubat
günleri toplanarak
Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği,
Çevre ve Orman Bakanlığı, Yurt
Madenciliğini Geliştirme Vakfı ve TÜPRAŞ yetkililerini
dinleyecek. Deprem Riski
Araştırma Komisyonu da 24 Şubat Çarşamba
günü üniversite ve TÜBİTAK
uzmanlarından bilgi alacak.
Sayıştay
Denetçileri Derneğinin (SAYDER) düzenlediği karma
resim ve fotoğraf sergisine Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim
Kılıç ile
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül de katıldı.
Kılıç,
serginin Milli
Piyango
Talih Kuşu Sanat Galerisi’ndeki açılışında yaptığı
konuşmasına,
“Toplumumuzun
siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlarının çok yoğun bir
şekilde tartışıldığı,
görüşüldüğü bir
dünyada, sanata açılan böyle bir
etkinlikle bizlere teneffüs etme imkanı veren SAYDER e
çok teşekkür
ediyorum.” diyerek
başladı.
Olaylara her zaman
Anayasal açıdan
baktıklarını belirten Kılıç, “Burada da Anayasal
açıdan bakıyoruz.
Anayasa da en temel haklardan birisi ifade
özgürlüğü”
dedi. İfade
etmenin yolları bulunduğunu belirten Kılıç, şöyle
devam etti: “İfade
sözle, yazıyla ve resimle olabiliyor. İnsanların
içinden düşünmesini,
içinden konuşmasını, içinden inanmasını
engellemeniz mümkün değil.
Önemli olan bu duyguları ve düşünceleri dışa
vurabilmektir. Bu bir
ifade özgürlüğüdür."
Milli Savunma Bakanı
Vecdi Gönül de derneğe ve
eserleri sergilenen Sayıştay mensuplarına teşekkür ederek,
“Sayıştay
mensuplarının pek çok yönü var, ama
bunlardan bir tanesi çok önemli.
Yaptıkları işi ciddi olarak yaparlar, bugün de eserleriyle bu
ciddiyeti
yine ortaya koyuyorlar.”
diye konuştu.
Anayasa
Mahkemesi Başkanı Haşim
Kılıç, insanların içinden
düşünmesinin, içinden konuşmasının,
içinden
inanmasının engellemenin mümkün olmadığını,
önemli olanın bu duyguları ve
düşünceleri dışa vurabilmeleri olduğunu bunun da
ifade özgürlüğü ile
sağlanabileceğini söyledi.
Sayıştay
Denetçileri Derneğinin
(SAYDER) düzenlediği fotoğraf ve resim sergisine Anayasa
Mahkemesi Başkanı
Haşim Kılıç, Milli Savunma Bakanı Vecdi
Gönül, Sayıştay Başkanı Recai Akyel ve
çok sayıda SAYDER üyesi katıldı.
Anayasa
Mahkemesi Başkanı Haşim
Kılıç, Milli Piyango Talih Kuşu Sanat Galerisinde ki
serginin açılışında
yaptığı konuşmada sanatın özgürlüğü ifade
etme
aracı olduğunu söyledi. Kılıç; "İfade
sözle, yazıyla ve resimle
olabiliyor. İnsanların içinden
düşünmesini, içinden konuşmasını,
içinden
inanmasını engellemeniz mümkün değil. Önemli
olan bu duyguları ve düşünceleri
dışa vurabilmektir. Bu bir ifade
özgürlüğüdür." dedi.
Milli
Savunma Bakanı Vecdi Gönül
de konuşmada SAYDER üyelerine teşekkür ederek
böyle bir sergide olmaktan dolayı mutlu olduğunu
dile getirdi.
SAYDER
Sergisi 20 Şubat 2010
tarihine kadar Milli Piyango Talih Kuşu Sanat Galerisinde
açık olacak.
Köktürk,
Meclis Başkanlığı
na sunduğu soru
önergesinde, 5018 sayılı
yasa daha yürürlüğe girmeden TOKİ, TRT,
TMSF, Spor Toto Genel
Müdürlüğü, Millî
Piyango nun Sayıştay denetimi dışına çıkarıldığını
hatırlattı. Köktürk "TOKİ
nin
özellikle son yasal
düzenlemelerle inanılmaz yetkilerle donatılmış imar planı
yapma
yetkisinin kullanım niteliği ve işlevinin ranta dayalı uygulamalara
kapı aralar hale gelmiş, devletin tüm olanaklarını kullanan bu
kurumun
ihale yapmaksızın verdiği işler her türlü suistimal
ve şaibe
iddialarını beraberinde getirmiştir. TOKİ den aslan payını alan
firmaların büyük kısmının, AKP iktidarına ideolojik
açıdan yakın olan,
parti yöneticileriyle değişik derecelerde akrabalık,
arkadaşlık
ilişkisi bulunan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği
(MÜSİAD),
Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON), Türkiye Sanayici
ve
İşadamı Dernekleri Konfederasyonu (TUKSON) üyesi şirketlerden
oluştuğu,
konut ihalelerinin yüzde 68 lik kısmının AKP ye yakınlığı ile
bilinen
şirketlere aktarıldığı iddiaları oldukça geniş bir şekilde
dillendirilmektedir" dedi.
TRT
de
de iktidara yakın kişi
ve kurumlara büyük bedeller ödenerek
programlar yaptırıldığını da
belirten Köktürk Başbakan Erdoğan a şu soruları
yöneltti: "Hukuk
devletinde tüm kurumların gelir ve giderlerinin denetlenebilir
olması
doğru bir anlayış olmakla birlikte; TOKİ, TRT, Özelleştirme
İdaresi ve
benzeri pek çok kurumun Sayıştay denetimi dışında olmasına
rağmen,
iktidarınızca, gündemin TSK nın Sayıştay denetimi
içerisine alınması
üzerine kurulması doğru bir anlayış mıdır? Bu anlayış, son
günlerde,
özellikle, Asimetrik ve psikolojik bir saldırıyla
karşı
karşıya olan
TSK nın yıpratılması mahiyetini taşımamakta mıdır? Faaliyetleri ve
harcamaları itibariyle en çok tartışılan, Başbakan
Yardımcısı Cemil
Çiçek in kızı İclal Cicioğlu ile damadı Zeynel
Anıl Cicioğlu, TOKİ den
ihalesiz bir iş aldı. Yaklaşık 2 milyon liralık iş, taşeron firmaya 300
bin liraya yaptırıldı. 2 milyon liralık işten böylece
Çiçek in damadı
ve kızı 1.5 milyon lira kazandı. gibi haberlerle
gündeme
gelen TOKİ ve
benzeri kurumları da ivedilikle Sayıştay denetimi altına almayı
düşünüyor musunuz? "
Sayıştay,
Dokuz Eylül
Üniversitesi’nin (DEÜ) eğitim ve araştırma
oteli DEVAK’ta 20 odayı
rektörlük emrine ücretsiz tahsis ettirerek
kurum zararı oluşturdukları
gerekçesiyle halef-selef rektörler Prof. Dr. Emin
Alıcı ile Prof. Dr.
Mehmet Füzün’e zimmet çıkardı.
Eski-yeni
rektörü sanık durumuna düşüren
zimmet olayı iddiaya göre şöyle gelişti:
DEVAK Oteli, Güzel İzmir Temizlik ve Sterilizasyon Eğitimi
Derneği
İktisadi İşletmesi’ne kiralandı. Üç
yıllığına kiraya verilen,
sözleşmesi bu yılın sonunda dolacak otelin 20 odası
üniversite
misafirlerinin konaklaması için Rektörlük
emrine ücretsiz tahsis
edildi. İddiaya göre; bu odalar konuk olmadığı boş
günlerde başka
müşterilere satıldı, para üniversiteye aktarılmadı.
Sayıştay’dan, son
sözleşmeden önceki dönemleri de kapsamak
üzere Prof. Dr. Emin Alıcı’ya
237 bin, kendisine 152 bin lira zimmet çıkarıldığını
belirten Prof. Dr.
Füzün şunları söyledi: “Tahsis,
üniversitemiz misafirlerinin
konaklaması için Rektörün uygun
görüş bildirmesiyle kamu hizmetine
yönelik yapılmıştır. Bu odalar bir önceki
dönemde olduğu gibi benim
dönemimde de aynı amaçla kullanılmaktadır.
Kiracımıza bu paranın
ödenmesi için talepte bulunduk.
Ödemediler, biz de dava açtık. Eğer
şirket odaları boş tuttuğunu kanıtlarsa Sayıştay’ın bizden bu
parayı
istememesi gerek. 4 Mart’ta duruşması olacak.”
Türkiye
nin
temel sorunlarından biri de asker, sivil tüm kamu kuruluşları,
vakıflar
ve belediyeler –artık aklınıza ne gelirse-, harcamalarının
gerçek
anlamda bir denetim süzgecinden geçmiyor olmasıdır.
Ancak, harcamaların
şeffaf ve hesap verilebilir hale getirilmesinin
önünü açan ve 2003
yılında kabul edilen Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu nun
(KMYKK)
2005 ocak ayında yürürlüğe girmesinin
ardından, pek çok kamu
kuruluşunda bir ölçüde denetim mekanizması
oluşturuldu ama yeterli
değil. Dört yıldır tozlu raflarda bekletilen Sayıştay Yasa
Tasarısı nın, üzerinde yapılan yeni değişikliklerin ardından
pazartesi
günü Meclis e sevk edilmesiyle, genelde
kâğıt üzerinde kalan mali
denetimin yerine vergilerimizin hesabını daha rahat
sorgulayabileceğimiz bir denetim sistemine geçilmesinin
önü açıldı.
Daha önce kanunlaşan kimi reform projelerinde olduğu gibi
Sayıştay
Kanunu nun uygulanması sırasında, harcamalarının hesabını vermekte
direnen kurumların başında gelen TSK nın ilk başlarda sorun
çıkartması
kaçınılmaz. Zira mevcut Sayıştay Kanunu da TSK nın
harcamalarına
sınırlı da olsa denetim getirmesine karşın, geçmişte,
Sayıştay
denetçilerinin karargâh kapılarından geri
çevrilip, içeri alınmadıkları
olaylarını bu köşede yayımlamıştık.
Diğer kamu kuruluşlarının
yanı sıra TSK ya, gerek Milli Savunma Bakanlığı yoluyla tahsis edilen
askerî bütçenin gerekse
bütçe dışında savunmaya ayrılan kaynakların
Sayıştay yoluyla Meclis tarafından denetimini öngören
KMYKK
ya
istinaden Şubat 2004 tarihinde bir yönetmelik kabul edilmişti.
Bu
yönetmelik, TBMM Başkanı nın talebiyle Sayıştay ın,
askerî bütçe ve
bütçe dışı savunma harcamalarının denetlenmesinin
önünü açmıştı. Ancak
bu yönetmelik de bir türlü yayımlanamadı.
Askerî harcamaların sivil otoritece denetimini
öngören üçüncü
düzenleme ise Anayasa da yapılan değişiklik ile
gerçekleşti.
Kamuoyunda
8. Uyum Paketi olarak bilinen yasal düzenleme ile 7 Mayıs 2004
tarihinde Anayasa nın 160. maddesinin son fıkrasında değişiklik
yapıldı. Bu değişiklik ile; TSK nın elinde bulunan devlet mallarının
TBMM adına Sayıştay tarafından denetlenmesi ilkesi getirilerek, bu
konudaki gizlilik perdesinin kalkmasında doğru bir adım atıldı.*
Ancak
gerek yönergenin gerekse Sayıştay Kanunu nun
çıkmamış olması, askerî
bütçenin, Savunma ya ayrılan
bütçe dışı kaynakların** ve taşınmazlar ve
silahlar olarak tanımlayabileceğimiz devlete ait askerî
malların
denetiminin yapılmasını bugüne kadar engelledi.
Diğer yandan,
Savunma ya ayrılan ve Maliye Bakanlığı bütçe
tablosunda görülmeyen
kaynaklar arasında yer alan ve kısa adıyla SSDF olarak bilinen Savunma
Sanayii Destekleme Fonu nun, yeni bir kanuna gerek olmaksızın
denetlenebileceği yolunda Sayıştay 24 Temmuz 2008 de bir karar almıştı.
Bu kararın akabinde SSDF gelirlerinin Sayıştay tarafından denetlenip,
denetlenmediği bilinmiyor.
SSDF gelirleri arasında, şans
oyunları, gelir ve gider vergisi, yakıt tüketim vergisi, alkol
ve tütün
mamullerinden alınan paylar ve hafif ateşli silahlardan elde edilen
gelirler de bulunuyor. Bu fondan elde edilen gelirler silah tedariki
için kullanılıyor.
Savunma dışı kaynaklar dahil askerî
harcamaların gerçek anlamda denetimi, en başta,
–sanılanın aksine,
şeffaf bir süreçten geçeceği
için- bu alanda tasarruf sağlarken,
gereksinim duyulan silah alımlarını mümkün kılacak.
Vergi mükellefleri de bir ölçüde
rahatlayacak.
Denetim, Ergenekon gibi oluşumların, TSK kurumlarından yasadışı
yollardan silah temininin de önünü kesecek.
***
*
Lale Sarıibrahimoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri, DCAF-TESEV
Güvenlik
Sektörü Çalışmaları Dizisi, Almanak
Türkiye 2005, Güvenlik Sektörü ve
Demokratik Gözetim)
** Milli Savunma Bakanlığı nın (MSB) son
olarak 2000 yılında yayımladığı Beyaz Kitap ında
görüleceği üzere, MSB
bütçesi dışında savunmaya ayrılan kaynaklar,
şöyle sıralanıyor;
• Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF),
• Türk Silahlı Kuvvetleri
Güçlendirme Vakfı (TSKGV) kaynakları, (Bu vakfın
hissedar olduğu yaklaşık 15 silah şirketi bulunuyor),
• Jandarma Genel Komutanlığı bütçesi,
• Sahil Güvenlik Komutanlığı
bütçesi,
• Geri ödemeleri Hazine Müsteşarlığı
bütçesinden yapılan devlet ve firma kredileri,
• Milli Savunma Bakanlığı nın özel kanunlara dayanan
gelirleri.
Sayıştay
Kanununun yenilenmesini öngören yasa teklifi, TBMM
Başkanlığına sunuldu.
AK
Parti Grup Başkanvekilleri Bekir Bozdağ, Suat Kılıç, Mustafa
Elitaş, Nurettin Canikli ve Ayşe Nur Bahçekapılı ile bazı
milletvekillerinin
imzalarını taşıyan teklifle, Anayasadaki ilkelere ve uluslararası
denetim
standartlarına uygun, çağdaş demokrasinin gelişimine katkı
sağlayacak ve
toplumun beklentilerini karşılayacak, belge denetiminden çok
içeriği ön plana
çıkaracak, teknoloji olanaklarından yararlanan ve bunların
yargı yetkisine
işlerlik kazandıracak bir Sayıştay ın oluşturulması
amaçlanıyor.
Anayasa
Mahkemesi kararları, Sayıştay ın üye olduğu Uluslararası
Yüksek Denetim Kurumları Organizasyonu (INTOSAI) denetim
standartları, AB
uygulamaları göz önüne alınarak hazırlandığı
belirtilen teklife göre, Sayıştay;
düzenlilik ve performans denetimi tekniklerini eşit ağırlıkta
uygulayacak, tüm
kamu fonu, kaynak ve faaliyetlerini denetlemek için yasal
yetkiye sahip ve
işleyiş açısından da bağımsız olacak.
Uluslararası
genel kabul görmüş denetim standartlarına uygun
denetim
yapması hedeflenen Sayıştay, hazırladığı raporları zamanında ve belli
bir
prosedür dahilinde TBMM ve kamuoyuna sunacak.
Sayıştay,
merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki, kamu
kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşları hariç, kamu idareleri ile
sosyal güvenlik
kurumlarını, mahalli idareleri, özel kanunlarla anonim
ortaklık şeklinde
kurulmuş olanlar da dahil olmak üzere diğer kamu idareleri ile
bunlara bağlı
her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme
ve şirketleri denetleyecek.
Kamu
idareleri tarafından yapılan her türlü iç
ve dış borçlanma, borç
verilmesi, borç geri ödemeleri, yurt dışından
alınan hibelerin kullanımı, hibe
verilmesi, Hazine garantileri, Hazine alacakları, nakit
yönetimi ve bunlarla
ilgili diğer hususları, tüm kaynak aktarımları ve kullanımları
ile Avrupa
Birliği fonları dahil yurt içi ve yurt dışından sağlanan
diğer kaynakların ve
fonların kullanımı da denetim kapsamında olacak.
TÜM
KAMU HESAPLARI DENETLENECEK
Sayıştay,
kamu idareleri bütçelerinde yer alıp almadığına
bakılmaksızın, özel hesaplar dahil tüm kamu
hesapları, fonları, kaynakları ve
faaliyetlerini, yapılan antlaşma veya sözleşmedeki esaslar
çerçevesinde
uluslararası kuruluş ve örgütlerin hesap ve
işlemlerini de denetleyecek.
Teklife
göre, Sayıştay, denetim sonuçları hakkında TBMM ye
doğru,
yeterli, zamanlı bilgi ve raporlar sunacak.
Sorumluların
hesap ve işlemlerinden kamu zararına yol açan hususları
kesin hükme bağlayacak olan Sayıştay, denetim sırasında her
türlü bilgi ve
belgeyi istemeye, sözlü bilgi almak üzere
her derece ve sınıftan kamu
görevlileri ile ilgilileri çağırmaya, denetimi ile
ilgili idare ve diğer tüzel
kişilerden temsilci istemeye yetkili olacak.
Kamu
idarelerinin hesap, işlem ve faaliyetleri ile malları, hesap veya
faaliyet dönemine bağlı olmaksızın yılı içinde veya
yıllar itibarıyla denetlenebileceği
gibi sektör, program, proje ve konu bazında da
denetlenebilecek.
Denetimler
sırasında gerekli görülmesi halinde, Sayıştay
dışından
uzman çalıştırılabilecek veya bilirkişi
görevlendirilebilecek.
SORUMLULARDAN
TAZMİN EDİLECEK
Sorumlular,
kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata
aykırı karar, işlem veya eylemleri ile illiyet bağı kurularak
oluşturulan
ilamda yer alan kamu zararından tek başlarına veya birlikte tazmin ile
yükümlü
olacak.
Usulüne
uygun biçimde görevlendirilmediği halde
kendiliğinden veya
verilen emir üzerine gelirleri tahakkuk ettiren, toplayan,
harcayan ve bu
işlemleri onaylayanlar, malları muhafaza eden ve idare edenlerle her
türlü mali
iş ve işlemleri yürütenlerin işlemleri bir hesaba
dahil edilmediği takdirde,
sorumluluk bu kişiler hakkında da uygulanacak. Bu durum
yöneticilerin yazılı
emirleri üzerine meydana gelmiş ise sorumluluğa
yöneticiler de ortak olacak.
BAKANLAR,
BAŞBAKAN VE TBMM YE KARŞI SORUMLU OLACAK
Bakanlar,
kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması
ile hukuki ve mali konularda Başbakana ve TBMM ye karşı sorumlu olacak.
Sayıştay
ın gerçekleştirdiği performans denetimleri mali ve hukuki
sorumluluk doğurmayacak.
Kamu
idareleri ve görevlileri, denetim ve inceleme ile
görevlendirilmiş olanlara her türlü hesap,
bilgi, belge ve kayıtları ibraz,
etmek, işlem, faaliyet ve malların fiili ve fiziki durumlarının
görülmesini
sağlamak, görevin düzenli olarak yapılmasını
sağlayacak tedbirleri almak ve her
türlü yardım ve kolaylığı göstermek zorunda
olacak.
Bunu,
haklı bir sebebe dayanmaksızın tam ve zamanında yerine
getirmeyen ilgililer, Sayıştay ın istemi üzerine ilgili
idarenin yetkilisi
tarafından görevden uzaklaştırılacak ve haklarında soruşturma
yapılacak.
Görevden uzaklaştırma tedbiri, talep eksiksiz olarak yerine
getirilinceye kadar
devam edecek.
Sayıştay
ilamlarının gereklerini yerine getirmeyenler hakkında da aynı
hükümler uygulanacak.
İlgili
kamu idarelerinin üst yöneticileri bu madde
hükümlerini
uygulamak ve sonucu hakkında Sayıştay a bilgi vermek zorunda olacak.
BAŞKAN
SEÇİMİ
Teklifle,
1.Başkanın unvanı Sayıştay Başkanı, Savcı unvanı Başsavcı, Savcı
Yardımcısı unvanı ise Savcı olarak değiştiriliyor.
Sayıştay
Başkanı, TBMM tarafından gizli oyla seçilecek.
Seçilebilmek için
TBMM üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından
az olmamak kaydıyla,
mevcudun salt çoğunluğunun oyu aranacak. Başkanın
görev süresi 5 yıl olacak.
Bir kimse en fazla iki defa başkan seçilebilecek.
Daire
başkanları Sayıştay Genel Kurulunca, üyeler ise TBMM
tarafından
seçilecek.
Sayıştay
Başsavcısı ve savcıları, Sayıştay Başkanının
görüşü alınarak
Maliye Bakanlığınca yapılacak teklif üzerine ortak kararname
ile atanacak.
Başsavcının görev süresi 4 yıl olacak.
Süresi dolan Sayıştay Başsavcısı yeniden
atanabilecek.
Teklifle,
Sayıştay bünyesine dahil yargı ve karar organları,
yaptıkları hizmetlere göre sınıflandırılıyor. Ayrıca
Başkanlık, Rapor
Değerlendirme Kurulu, Denetim, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Sayıştay
ın
organları arasına ekleniyor.
Rapor
Değerlendirme Kurulu, Sayıştay ın her yıl TBMM ye sunmak zorunda
olduğu raporlar hakkında görüş bildirecek son merci
olacak.
Sayıştay
raporlarının TBMM de görüşülmesi sırasında
Sayıştay Başkanı
veya görevlendireceği başkan yardımcısı hazır bulunacak.
Teklifte
yer alan öteki maddeler şöyle:
Sayıştay
denetimi, düzenlilik denetimi ve
performans denetimini kapsayacak
Performans
denetimi, hesap verme sorumluluğu
çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef
ve göstergelerle ilgili olarak faaliyet
sonuçlarının ölçülmesi,
değerlendirilmesi,
kamu kaynaklarının
etkin, ekonomik ve verimli olarak
kullanılıp kullanılmadığının incelenmesi suretiyle
gerçekleştirilecek
Sayıştay
Başkanının teklifi ve Sayıştay Genel Kurulunun kararıyla gerek
görülen illerde
Denetim Grup Başkanlıkları kurulabilecek
Sayıştay
tarafından yerindelik denetimi yapılamayacak, idarenin takdir
yetkisini
sınırlayacak ve ortadan kaldıracak karar alınamayacak
Denetim,
genel kabul görmüş uluslararası denetim
standartlarına uygun olarak
yürütülecek
Sayıştaya
denetim görevinin planlanması, programlanması
ve yürütülmesinde talimat
verilemeyecek
Prof. Ural Akbulut un, ODTÜ deki rektörlüğü döneminde usulsüz uygulamalara imza attığı ortaya çıktı.
Üniversitede milyonlarca liralık usulsüz harcama yapıldığı belirlenirken, birçok yasadışı uygulamanın da gerçekleştirildiği anlaşıldı. Akbulut hakkında yasal işlem yapılması için YÖK e yazı yazıldı.
Kamu zarara uğratıldı
Denetçilerin raporunda Akbulut a yönelik çok sayıda suçlamaya yer verildi. Mevzuatta yeri olmadığı halde bir profesörü rektör danışmanı olarak atayan Akbulut un yine yasalara aykırı olarak birçok firmadan doğrudan temin yöntemi ile alımlar gerçekleştirdiği kaydedildi.
İncelenen 2007 hesaplarında personel maaşlarının İş Bankası ndan ödenmesi karşılığında yapılan protokolden alınması gerekli olan vergilerin Maliye ye yatırılmadığı tespit edilirken, bütçe kanunlarına aykırı olarak Maliye Bakanlığı nın izni olmadan Uluslararası kuruluşlara üye olunduğu belirlendi.
Üniversiteye ait spor tesislerinin bedelsiz olarak çeşitli kişilere kullandırıldığı öğrenilirken, ödenen bedellerin de Kamu Sosyal Tesis Tebliği ne aykırı olarak belirlenmesi sonucu kamunun zarara uğratıldığı raporda belirtildi.
Yine Akbulut un emri doğrultusunda Üniversite lojmanlarının bir kısmının belli kişilere misafirhane olarak verildiği ve bu konutlarda üniversitenin demirbaşının da kullanıldığı saptandı.
Üniversiteye ait çarşıda yer alan büroların kira bedellerinden KDV tahsilatı yapılmayarak 866 bin TL hazinenin zarara uğratıldığına dikkat çekilen raporda, üniversite arazilerinde mevzuatta yeri olmadığı halde ODTÜ Geliştirme Vakfı Şirketi olan EBİ A.Ş ye yap-işlet-devret modeli ile çarşı, yurt, lojman yaptırıldığı suçlamasına yer verildi.
Olmayan bölüme atama yapıldı
ODTÜ Geliştirme Vakfına yasalara aykırı olarak bedelsiz, kayıtsız ve şartsız olarak 400 hektar arazi tahsisinin yaptırıldığının da aktarılan raporda, Akbulut dönemine ait şu usulsüzlüklere de yer verildi:
** Üniversite bünyesinde bulunmayan bölümlerin araştırma görevlisi kadrolarına sınavsız atama yapıldı.
** Ataması yapılan araştırma görevlilerinin yüksekokul yerine Rektörlük emrinde uzman olarak çalıştırıldı.
** Araştırma görevlisi kadrolarına dil şartı tutmayanlar atandı. l Araştırma görevlisi kadrosunda bulunanlar Yurt Müdürlüğü kadrolarına atandı.
** Yıllık 500 bin TL değerindeki tenis kortlarının gelirleri ODTÜ Spor Kulübü Derneğine aktarılırken giderleri ise üniversite bütçesinden karşılandı.
** Anaokulu gelirlerinin 87 bin TL değerindeki kısmı Yuva Anaokulu Okul Aile Birliği hesabına aktarıldı.
Üniversite uygulama otelinde haksız kazanç iddiası
Sayıştay müfettişlerinin Dokuz Eylül Üniversitesi nde yaptığı incelemede, eski Rektör Prof. Dr. Emin Alıcı nın, üniversitenin, eğitim ve uygulama otelini kiraya verdiği işletmenin, sözleşme hükümlerine aykırı hareket ederek kamu zararına neden olduğu, üniversite yönetiminin ise yasal işlem yapmadığı iddia edildi.
Müfettiş raporunda, oteldeki bazı odaların, sözleşme gereği sadece rektörlük makamına tahsis edilmesine rağmen, makam dışındaki birim yöneticilerinin talepleri doğrultusunda da kullanıma açıldığına dikkat çekildi. Bu çerçevede, ücretsiz konaklama talebinde bulunanlar arasında, eski Rektör Prof. Dr. Emin Alıcı nın görev süresinin dolmasının ardından rektör adayı olan Prof. Dr. Sedef Gidener in de ismi bulunuyor. Rektör Alıcı nın, rektör adayları içinde Gidener i işaret ettiği iddia edilmişti.
Sayıştay müfettişleri tarafından Dokuz Eylül Üniversitesi nde yapılan incelemelerde, eski rektör Prof. Dr. Emin Alıcı nın üniversitenin eğitim ve uygulama oteli olan Devak Otel i, 1 Ocak 2008 ile 31 Aralık 2010 tarihleri arasında 3 yıllığına kiraya verdiği belirtildi. Sözleşmenin, otelin 5. ve 6. katlarındaki 16 standart oda ile 4 suit odayı kapsamamasına rağmen, kiracının, odaların uygulamada üçüncü kişilerin hizmetine sunarak 389 bin 320 TL haksız gelir elde edildiği ileri sürüldü.
Kiracının sözleşmeye aykırı davranışlarına karşın, Dokuz Eylül Üniversitesi İdaresi nin kiracı hakkında hiçbir yasal işlem yapmadığı, üniversite mülkünden elde edilen gelirin de üniversite bütçesine dönüşününsağlanmadığı iddia edildi. Müfettiş raporlarında, söz konusu zararın oluşmasında, görevi Emin Alıcı dan devralan mevcut rektör Prof. Dr. Mehmet Füzün de sorumlu olarak gösterildi.
Bu durum, Sayıştay denetçileri tarafından kiracı işletmeye yazılan 2009/650/16 sayılı yazıya verilen 14.08.2009 tarihli cevap yazısı ile ortaya çıktı. Müfettiş raporunda, odaların sadece rektörlük makamına tahsis edilmesine rağmen, makam dışındaki bazı birim yöneticilerinin talepleri doğrultusunda da kullanıma açıldığı vurgulandı.
Bu çerçevede, ücretsiz konaklama talebinde bulunanlar arasında eski Rektör Prof. Dr. Emin Alıcı nın görev süresinin dolmasının ardından rektör adayı olan Prof. Dr. Sedef Gidener in de ismi bulunuyor. Rektör Alıcı nın, rektör adayları içinde Gidener i işaret ettiği iddia edilmişti. Dokuz Eylül Üniversitesi nden bazı öğretim üyeleri, Prof. Dr. Sedef Gidener dışındaki bütün adayların, Alıcı tarafından rejim düşmanı olarak gösterildiğini ileri sürmüştü.
10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından atanan ve 17 Şubat 2006 da rektörlük görevine başladığı gün Şeffaflık sözü veren Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörü Atilla Kılıç ın bulaştığı milyonlarca liralık yolsuzluklar, milletin ödediği vergilerle ayakta duran devletin nasıl soyulduğunu ortaya koyuyor. Sayıştay ın raporuna göre üniversiteyi 643 bin lira zarara uğratan Kılıç, kanunlara aykırı bir şekilde 5 bin 396,72 lira görev tazminatı alırken, yine kanunlara aykırı şekilde Gazi Üniversitesi nden Rektör Yardımcısı olarak atadığı Alemdar Yalçın a resmi araç kıyağı yapmış...
ÇIĞ İLE SAVAŞ DA VAR
Sayıştay ın ortaya koyduğu yolsuzluk raporunda dikkat çeken ilginç isimler de bulunuyor. Noel kutlamasının Türklerden geldiğini savunan ve başörtülülere iğrenç hakaretler savuran Sümerolog İlmiye Çığ ile eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş ın da üniversitenin sosyal tesislerine olan borçlarını ödemedikleri tespit edildi.
ROTARY CLUBE DE BEDAVA
Listede başka kişilerle birlikte 5 Kasım 2007 tarihinde Rotary Club den Mehmet Yıldızlar ın 343 YTL lik borcunu ödenmediği tespit edildi. Denetim raporunun 37. maddesinde, Maliye Bakanlığı genelgesine aykırı bir şekilde üniversite üst yöneticileri için kişiye özel ücret belirlenmesi sonucunda 2.503 YTL eksik tahsilat tespit edildi. Normal otel ücretlerinden çok düşük bir fiyat belirleyen üniversitenin sosyal tesisleri, misafirlerin, borçlarını ödememesi sonucu zarar ettirildi.
Sayıştay ın Abant İzzet Baysal Üniversitesi nde yaptığı denetleme sonucu raporlaştırdığı yolsuzluklar şöyle sıralandı:
GÖREV TAZMİNATI DA ALMIŞ
Rektörün maaş ödemelerinde yapılan hata sonucunda 5.396,72 YTL lik kamu zararı tespit edildi. Rektör Atilla Kılıç a 17.000 puan üzerinden temsil tazminatı ödendiğinden, 10 Mart 2000 tarih ve 2000/457 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve 375 sayılı KHK hükümlerine göre görev tazminatı ödenmemesi gerekirdi. Ancak Sayıştay denetimi raporunun 11. maddesinde, Rektörün hem temsil tazminatını hem de görev tazminatını aldığı, bunun sonucunda 5.396,72 YTL kamu zararının oluştuğu hesaplandı.
Denetim raporunun 35. maddesinde, lojmanda oturan personelin çocuklarının okullara götürülüp getirilmesi için otobüs, minibüs ve taksi paralarının üniversite bütçesinden karşılanması sonucu 16.980 YTL kamu zararı oluştuğu tutanakla ve Bolu Belediyesi Zabıta Müdürlüğü nden alınan rayiç bedellerle tespit edildi.
LOJMANLARIN YAKITI BÜTÇEDEN
Denetim raporunun 41. maddesinde, üniversite kampusu alanı içinde bulunan lojmanların yakıt bedellerinin üniversite bütçesinden karşılandığı ve bu şekilde 60.702,01 YTL kamu zararı oluştu.
BOLU-ANKARA ARASI YOLCULUKLAR
1 Ocak 2007 “ 31 Aralık 2007 tarihleri arasında Alemdar Yalçın ın resmi araçla Bolu-Ankara arasında 69 kez götürülüp getirildiği tutanakla tespit edildi.
Rapordaki diğer yolsuzluk ve usulsüzlükler ise şöyle;
* Kravat ve fular alımı için 37 bin 800 TL harcanmış. Üniversitenin bu kadar giyim eşyasını nasıl kullandığı ya da kullanacağı ise bilinmiyor.
* Üniversite çalışanlarının nişan, düğün ve cenaze merasimleri için üniversite bütçesinden 2.400 YTL ödenmiş.
* Konferans için Türkiye ye gelen konukların otel masrafları üniversite bütçesinden karşılanmış.
* Torna tesviye atölyesini keyfine göre kiralamış
REKTÖR İTİRAF ETTİ
Rektörlük yaptığı AİBÜ de 643 bin liralık yolsuzluğunu tespit eden Sayıştay raporunu doğrulayan Rektör Atilla Kılıç, Vakit e yaptığı açıklamada, “Üniversitemizle ilgili bir inceleme yapıldı. Ortaya bir rapor çıktı. Orada bazı usulsüzlüklerden bahsettiler. Biz de itirazlarımızı yaptık. Bazı konularda itirazlarımız kabul edildi. Bazı konularda edilmedi. Haksız bulunduğumuz kalemlerde biz geri ödeme yaptık. Yapmak zorundayız. Aksi halde bizden faizleriyle birlikte tahsil ediliyor.” şeklinde kendini savundu.
Sayıştay Kanununda değişiklik planlanıyor. Düzenlemeye göre şu anda sadece hukuki denetim yapan Sayıştay, TSK dahil tüm kamu kurum ve kuruluşlarında “mali denetim ve performans denetimi” yapacak. AKP Grup Başkanvekili Canikli TSK da performans denetimi konusunda sorumluluğun hükümette olduğunu söyledi.
AKP, Sayıştay Kanununda köklü değişiklikler yapmaya hazırlanıyor. Sayıştay ın hukuki denetim yanında tüm kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte Genelkurmay Başkanlığına da mali denetim ve performans denetimi yapması öngörülüyor.
AKP kurmaylarının üzerinde çalıştığı düzenlemenin yaklaşık 80 maddelik yasa teklifi olarak Meclis gündemine getirilmesi ve Meclis tatile girmeden önce kanunlaşması planlanıyor. Sayıştay Yasasında yapılacak değişiklik konusunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli nin verdiği bilgilere göre Sayıştay ın görevleri şöyle olacak:
HUKUKİ UYGUNLUK DENETİMİ: Mevcut ve yeni yasaya göre de TSK dahil tüm kamu kurum ve kuruluşlarının tüm harcamalarının kanun ve mevzuata uygunluğunu denetleyecek. Tüm kamu kurumlarının yaptığı harcamalar, aldığı kararlar, Meclis adına Sayıştay tarafından değerlendirilecek.
MALİ DENETİM: TSK dahil tüm kamu kurum ve kuruluşlarının her yıl yayınladığı mali tabloların ve raporların gerçeği yansıtıp yansıtmadığını denetleyecek ve güvenirliğini test edecek. Bu denetimle, şeffaflık ve saydamlık kuralının hayata geçmesi sağlanacak. Envantere giren bir malın alımından kullanımına, stoklardan çıkmasına kadarki süreç takip edilecek. Kurumların bütçeyi amacı doğrultusunda kullanıp kullanmadığına bakacak.
PERFORMANS DENETİMİ: Yine TSK dahil tüm kurum ve kuruluşların performansını ölçecek. Kamu kurum ve kuruluşları, önceden belirlenen kriterlere göre performans hedeflerini bütçesinde açıklayacak. Performans denetiminin temel amacı; tüm kamu kurumlarının etkin, verimli kaynak kullanımını sağlamak, şeffaflığı tesis etmek, daha saydam olmalarının önünü açmak ve suistimalleri ortadan kaldırmak olacak. Performans denetimiyle, tüm kamu idarelerinin başarılı olup olmadığı tespit edilecek. Her kurum, yılbaşında kendisine bir hedef koyacak. Meclis tarafından tahsis edilen kaynak ile bu hedeflere ulaşılıp ulaşılamadığı, Meclis adına Sayıştay tarafından denetlenecek.
Denetim nasıl olacak?
Canikli, gazetecilerin “Performans denetiminin yaptırımının nasıl olacağı” yönündeki bir soruyu yanıtlarken, performans denetiminin, mali ve hukuki sorumluluğunun olmadığını ifade etti. Canikli, şunları söyledi:
“Herhangi bir kamu kurumu bütün işlemlerini hukuka uygun olarak yapmış, mali tablolar da gerçeği yansıtıyor ama hedeflere ulaşamamış. Bu, onu hukuk açısından sorumlu hale getirmez. Ama siyasidir bunun sorumluluğu. O kamu kurumunun başarılı olup olmadığının tespit edilmesi, bunun Meclis in ve sonra tüm kamuoyunun bilgisine sunulması... Amaç bu zaten. Bu, sadece başarılı olup olmadığını ölçmek için getiriliyor.”
“Performans denetiminde kriter ne olacak?” sorusuna Canikli, “Her kurum için performans göstergeleri yılbaşında bütçeye konulacak. Diyelim ki Ulaştırma Bakanlığı için... Şu kadar karayolu, şu kadar bölünmüş yol, şu standartlarda olacak denilecek. Bu kriterler Bütçe Kanununda yer alacak. Uygulama bittikten sonra da Sayıştay tarafından bu hedefe ulaşılıp ulaşılamadığı denetlenecek” yanıtını verdi.
Canikli, başka bir soru üzerine, bunun yaptırımının siyasi olacağını söyledi. “Genelkurmay ın performans kriterlerini yakalamaması halinde, siyasi sorumluluğun kimde olacağının” sorulması üzerine Canikli, bu durumda siyasi sorumluluğun Hükümete ait olacağını bildirdi.
Sayıştay denetimini yine raporlarla yapacak ve raporlarını TBMM ye iletecek. KİT komisyonunun dışında yenibir komisyon kurulacak ve Sayıştay raporlarını bu komisyon inceleyecek.
Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli Savunma Bakanlığı başta olmak üzere tüm kamu kuruluşlarını, şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir hale getirecek Sayıştay Yasa Tasarısı, üzerinde yapılan bazı değişikliklerin ardından cuma günü ya da en geç önümüzdeki hafta Meclis Başkanlığına sunulacağı bildirildi. Hükümet, tasarının hızlı bir biçimde Genel Kurulda görüşülerek yasalaşmasını hedefliyor.
Tarafın sorularını yanıtlayan AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Sayıştay Yasa Tasarısının kanunlaşması yolunda artık sona gelindiğini belirterek, tasarı üzerindeki bazı tereddütlerin de ortadan kaldırıldığını söyledi. Canikli, Performans denetiminin, Sayıştay Yasa Tasarısının yazılı haliyle geldiği şekliyle kuvvetler ayrılığı ilkesiyle çelişen bir hüküm içerdiğini, ucu açık bir denetimi öngördüğünü ve bu belirsizliğin ortadan kaldırıldığını söyledi.
Belirsizlik ortadan kalkacak
Sayıştay Yasa Tasarısının, tüm genel bütçeye dahil kuruluşların, uluslararası standartlara uygun biçimde denetlenmesini sağlayacağını belirten Canikli, bir hesap yargısı işlevini gören Sayıştay ın, kendisini harcamayı yapan idarenin yerine koyarak yerindelik denetimi yapmasının önünü açabilecek noktadaki belirsizliğin ortadan kaldırıldığını söyledi.
Canikli böylece, Anayasa da yer alan, yargı, yürütme ve yasama erklerinin birbirlerinin alanlarına müdahil oldukları izlenimi veren ucu açık bölümün netleştirildiğini kaydetti.
En baştan
beri söylüyorum, bu Ergenekon meselesinin altından mutlaka akçeli işler
çıkacaktır.
Akçeli işlerin
iki boyutu var: Birinci boyutu daha makro rant peşinde koşma boyutu; kurumsal
şekli ise AB karşıtlığı üzerinden yerel akçe ve mevki rantlarını korumak.
Bu akçeli işin
siyasal yanı.
Meselenin bir
de son günlerde sözde "örtülü ödenek" rivayetiyle ortaya çıkan kanun
dışı (illegal) boyutu var.
Söz konusu olan
yedi buçuk miyon TL nin bildiğimiz örtülü ödenekten ödenmiş olma ihtimali yok.
2003-2004
döneminde örtülü ödenekten Şener Eruygur Paşamızın para alma şansı pek yok zira
örtülü ödenekten yapılan ödemeler sadece ve sadece Başbakanın onayıyla oluyor
ve Sayın Erdoğan ın kendisine karşı darbe yapma planları bilinen (Sayın Gül
bilindiğini söylemiş idi) bir generale örtülü ödenekten yardım yapması
saçma olur.
Jandarma Genel
Komutanlığı nın anlaşılan, muhbirlere ödeme yapmak için bir ödeneği, haber alma
ödeneği (830) var; söz konusu para buradan gelebilir de, gelmeyebilir de; Hrant
Dink cinayetinde kilit rol oynayan azmettirici Erhan Abi (Erhan Tuncel)
muhtemelen bu kalemden para alıyor idi ama bu ödeneğin miktarının bu kadar
kabarık olacağını zannetmiyorum.
Bu ödeneğin de
sivil murakabesi yok ama yine de yüzde yüz güvenli bir darbe planı finansman
yöntemi olmayabilir.
Bütçe ici ve
dışı askeri harcama kalemleri sivil otorite, TBMM ve Sayıştay tarafından
denetlenmeyince gırtlağa kadar pisliğe batma ihtimali ciddi bir ihtimal
(şekilde görüldüğü gibi) olabiliyor.
Aklıma ilk
gelen üç muhtemel yöntem var.
Birincisi
gizlilik ibaresi taşıyan bir askeri ihalede yükleniciye piyasa değerinin çok
üzerinde ödenen "hakedişin (!!!)" bir yüzdesinin gizli bir hesaba
geri dönme ihitmali; bu yöntem bizim keşfettigimiz bir yöntem değil ve
çeşitli ülkelerin illegal harcamalarında uygulanıyor.
Meraklısı
yaklaşık on sene önce Pakistan da öldürülen on fransız mühendisin hikayesiyle
ilgilenebilir.
İkinci yöntem
ise bütçe dışı ve denetimi dahi bürokrasi tarafından yapılmış askeri
fonlardır; Savunma Sanayi Destekleme Fonu nun böyle illegal işlere
konu olduğunu söyleyemem ama bu tür fonlar sivil denetim dışında kaldıkça
dedikolara engel olmak da mümkün değildir.
Üçüncü yöntem
de darbe sonrası ikbal vaat edilen bir grup işadamının (!) bir fon oluşturmuş
olması.
İllegaliteye
meraklı kişiler her kurumda her zaman olacaktır ama sivil otoritenin alması
gereken temel önlem her kuruş kamu harcamasının TBMM ve Sayıştay denetimine
tabi olmasını sağlamaktır.
Oysa ülkemizde,
2004 senesinde Anayasamızın Sayıştay ile ilgili maddesi (160) değiştirilmiş ama
1965 tarihli, askeri harcamaları ve mal varlığını büyük ölçüde sivil
murakabenin dışına taşıyabilen Sayıştay Kanunu değişmemiştir, yeni tasarı da
2005 senesinden beri TBMM Komisyonu nda bekletilmektedir.
AK Parti
yöneticilerinin artık görmeleri şart olan konu, illegaliteyle pazarlık
yapılamayacağı, ayıyla yatağa girilemeyeceğidir.
Sayıştay yasası
2005 senesinde çıkarılmış olsa idi muhtemelen bugünkü "örtülü ödenek
(!!!)" konusu gündemde olmaz idi.
Biz 1999
depreminde 20 bin (?) kişi kaybettik, Haiti de iki yüz bin kişiden
bahsediliyor. Eminim Haiti de de Sayıştay yasası "tonton makutların"
(meraklısı internetten ya da Graham Green in romanından "Oyuncular-The
Comedians" öğrenebilir) harcamalarının denetlenmesine izin vermemiştir.
Fethiye Belediyesi nin
2008 yılı içerisinde yaptığı yol ve kaldırımlar için seçim sonrası vatandaşlardan
katılım payı istemesi Belediye Meclisinin Ocak ayı toplantısında yine gündeme
geldi.
Fethiye Belediye Meclisi nde
CHP li üyelerce ortaya atılan iddiaya göre, belediye yapılmamış yollar için de
vatandaşlardan katkı payı istiyor.
Fethiye Belediyesi 2008
yılında yapılan yol ve kaldırım gibi imar işlerinden katılım payı
alınmayacağını açıklamıştı. Belediye Başkanı Behçet Saatcı nın seçim vaatleri
arasında da bulunan katılım payı, seçim sonrası vatandaşlardan istendi. Fethiye
Belediyesi nde yapılan denetim sonrası Başkan Behçet Saatcı ya 8 milyon TL
zimmet çıkarılmasıyla başlayan süreç Ocak ayı belediye meclis toplantısında
yine gündeme geldi. Vatandaşlardan evlerinin ve sokaklarının durumuna göre
değişen miktarlarda istenen katılım payları, binlerce lirayı bulabiliyor.
Fethiye Belediyesi Ocak ayı olağan meclis toplantısında AK Parti Grup Sözcüsü
Selahattin Kayaman ın parsel parsel inceleme yapılması istemiyle gündem dışı
olarak meclise taşıdığı konuyla ilgili CHP grubu ciddi bir iddia ortaya attı.
CHP Grup Sözcüsü Nalan Ünal, yaptığı açıklamada yolu olmayan yerlerden katılım
payı istendiğini açıkladı. Uygulamanın yasallığı konusunda kimsenin itirazının
olmadığını ancak uygulamada hataların olduğunu ifade eden Ünal "Yasal
zorunluluk uygulanırken belediye yetkililerinin yaptığı hatalar göze çarpıyor.
Bunlardan ilki şu ki çok vahim. Açılmamış ama imar planında açık görünen
yollara ödeme payı çıkarılmış. İkincisi ise iki cepheli yollarda yola asıl
cephesi bulunan evlerden tam katılım payı alınıyor. Bu tamam. Ama yola asıl
cephesi bulunmayan diğer evlerden alınması gereken yarım katılım payı da yine
tam olarak isteniyor. Buda gösteriyor ki belediye yetkilileri hesaplamaları
yaparken bu yolları dolaşmamış. Masa başında katılım paylarını belirleyerek
vatandaşa fatura etmiş." dedi.
Fethiye Belediye Başkanı
Behçet Saatcı ise, kendisinin seçim zamanı bu ücretlerin alınmaması yönünde
vaadinin olduğunu hatırlatırken, katılım paylarını almaya mecbur kaldıklarını
belirtti. Görevde olduğu süre boyunca 10 defa denetlendiğini fakat bugüne kadar
ki bütün denetçilerin böyle bir yasal düzenleme üzerinde durmadığını ifade eden
Saatcı, "Her yıl Sayıştay denetçileri gelir ve belediyenin hesaplarını
inceler. Şimdiye kadar hiçbir denetçi bu konuda bize zimmet çıkartmadı. Ama son
Sayıştay denetçileri daha önceki denetçilerin yumuşak geçtiği olayı gün yüzüne
çıkardı ve belediyemize 11 milyon TL değerinde zimmet çıkardı. Bunu biz
çıkarmadık. Bizden bunun ödenmesini istediler. Yapılan itirazlar sonrasında bu
rakamı 8 milyon TL ye kadar düşürdük. Şeriatın kestiği parmak acımaz. Bu
katılım payları bir şekilde toplanacak." dedi.
Yasama,
yürütme ve yargı erklerinin başında bulunanlar Cumhurbaşkanı Gül ün sofrasında
buluştu
ANKARA -
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ün yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarına
verdiği yemekte yasama, yürütme ve yargı ile ilgili temel konuların ele
alındığı ve karşılıklı görüşlerin paylaşıldığı belirtilerek, öncelikle devlet
organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasının önemi üzerinde durulduğu
bildirildi. ¶Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamada,
Cumhurbaşkanı Gül ün, erk başkanlarıyla yemekli toplantıda bir araya geldiği
anımsatıldı.
Dışişleri
Konutu ndaki toplantıya, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Birinci Başkanı Hasan
Gerçeker, Danıştay Başkanı Mustafa Birden, Adalet Bakanı Sadullah Ergin,
Sayıştay Başkanı Dr. Recai Akyel, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı Ahmet Akyalçın,
Askeri Yargıtay Başkanı Hakim Tuğgeneral Ahmet Alkış, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi Başkanı Hakim Tuğgeneral Turgut Arıbal ile Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreteri Mustafa İsen in katıldığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:
"Toplantıda
yasama, yürütme ve yargı ile ilgili temel konular ele alınmış ve karşılıklı
görüşler paylaşılmıştır. Bu çerçevede, öncelikle devlet organlarının düzenli ve
uyumlu çalışmasının önemi üzerinde durulmuştur. Ayrıca, hukukun üstünlüğünün
güçlendirilmesi amacıyla yapılacak yargı reformu ile ilgili çalışmalar hakkında
bilgi alınmıştır.
Özellikle,
yargı hizmetinin daha kaliteli ve etkin şekilde sunulmasını sağlayacak
çalışmaların, ilgili bütün tarafların katılımı ile gerçekleştirilmesinin yararı
üzerine mutabık kalınmıştır.
Katılımcılar
bu tür toplantıların faydası üzerinde durarak daha sık yapılması temennisini
dile getirmişler ve Sayın Cumhurbaşkanımız bu öneri üzerine, bu toplantının
yılda bir yerine iki kez yapılmasını kararlaştırmışlardır."
Sayıştay Başkanı Recai Akyel, askeri harcamaların denetimi sırasında
"gizlilik" gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinde yerinde inceleme
yapamadıkları birlik olmadığını açıkladı.
Akyel, BDP li
Hasip Kaplan ın aksi yöndeki iddiasına özetle şu yanıtı verdi: “Bazı engelleme
iddiaları olsa da, bunlar, sorumlu yönetici ya da alt düzey görevlilerin,
"gizlilik" hususuna uymaya çalışmalarından ve Sayıştay denetimi hakkındaki
bilgilerinin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Uygulamada her türlü denetim
ve inceleme faaliyeti, gerek Sayıştay da gerekse mahallinde
gerçekleştirilmektedir.”
Devlet sırrı
yasası Meclis e geliyor
MAYIS 2008 den
bu yana Adalet Alt Komisyonunda bekletilen "Devlet Sırrı Tasarısı" yeniden
gündeme taşınıyor. Devlet sırrına beş müsteşar karar verecek. Tasarıyla, bilgi ve belgelere devlet sırrı niteliğini verme yetkisi,
Başbakanlık Müsteşarının başkanlığında; Adalet, Milli Savunma, İçişleri ve
Dışişleri bakanlıkları müsteşarlarından oluşan Devlet Sırrı Kuruluna
veriliyor. Kurulun sekreterya hizmetleri Başbakanlıkça yerine getirilecek.
Kurul, Başbakanlık Müsteşarının daveti üzerine toplanacak. Düzenlemeyle, devlet
sırrı niteliği süreli veya süresiz olarak verilebilecek.
Sayıştay,
"Bernay"dan üniversiteye aktarmadığı 800 bin lirayı geri istedi.
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandıktan
sonra serbest bırakılan eski 19 Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörü Ferit Bernay, Sayıştay tarafından yüzbinlerce lira para cezasına çarptırıldı.
Üniversite
hesaplarını inceleyen Sayıştay denetçileri, Prof. Dr. Bernay ın 2003 yılında
Vakıfbank Samsun Şubesi nden üniversiteye verilen 800 bin TL promosyon parasını
bütçeye gelir olarak kaydetmek yerine usulsüz yollarla OMÜ Vakfı na aktardığını
tespit etti. Eski rektörün konuyu yasa ve yönetmelikler çerçevesinde izah
edememesi sonucu Sayıştay, 800 bin liranın yasal faiziyle Bernay ın maaşından
kesilerek tahsil edilmesine karar verdi. Edinilen bilgilere göre ceza kesinleştiği
için Bernay ın itiraz yolu bulunmuyor.
2008 yılında
üniversitenin hesaplarını kontrol eden Sayıştay denetçileri, 2003 yılına ait
hesaplarda; üniversite personelinin maaş, ikramiye, mesai, vergi iadesi vb.
alacaklarıyla öğrenci harçları ve yurt depozito ücretlerinin Vakıfbank Samsun
şubesinden ödenmesi karşılığında Bernay ın bankayla 2002 tarihinde 5 yıllık bir
protokol imzaladığını ortaya çıkardı.
2003-2008
yıllarını kapsayan protokole göre, banka şubesinin üniversiteye 800 bin TL
promosyon verdiğini tespit eden denetçiler, bu paranın bütçeye gelir olarak
kaydedilmesi gerekirken, usulsüz yollarla rotaryenlerin kurduğu üniversitenin
ismini taşımasına rağmen üniversiteyle ilişkisi olmayan OMÜ Vakfı na
aktarıldığını belirledi.
Rektör Ferit
Bernay, Sayıştay a verdiği savunmasında bankanın yaptığı ödemeden haberlerinin
olmadığını ileri sürdü. Banka yetkililerinin üniversiteden vakfa para aktar diye bir talimat almadığı yönünde savunma
yapması üzerine Sayıştay denetçisi tarafından, kâr amacı olan ticarî bir
kurumun hiçbir menfaati olmadan böylesi bir meblağı bağışlamasının mümkün
olmayacağı ifade edildi. 2 Ekim 2009 tarihli Sayıştay Mahkeme Kurulu kararında,
üniversite ile banka arasında yapılan protokolün 25. maddesinde üniversitenin
tek taraflı olarak sözleşmeyi feshetmesi durumunda 800 bin TL ceza ödemeyi
taahhüt etmesinin üniversite kaynaklarının bankada toplanmasını doğruladığı
vurgulandı.
Konuyu karara
bağlayan Sayıştay, 800 bin TL lik kamu zararının, sorumlu harcama yetkilisi
Ferit Bernay dan yasal faiziyle tahsiline karar verdi. Ceza, Bernay ın
maaşından kesilerek tahsil edilecek. Üniversitenin genel sekreterliği, Sayıştay
kararını doğrularken, Prof. Dr. Bernay konuyla ilgili açıklama yapmadı.
Rektör olduğu
dönemde yasakçı tutumuyla tanınan Bernay, zimmet konusuyla yeniden gündeme
geldi. Bernay hakkında, daha önce de görevi kötüye kullanma, görevi ihmal,
yolsuzluk, kadrolaşma, baskı, usulsüzlük, ihaleye fesat karıştırma, resmi
evrakta sahtecilik ve keyfi muamele yaptığı iddiasıyla TBMM Araştırma Komisyonu
kurulmuştu. Araştırma sonucunda komisyon başkanı AK Parti Samsun Milletvekili
Cemal Yılmaz Demir, rektör hakkında Samsun Cumhuriyet Savcılığı na suç
duyurusunda bulunmasına rağmen dönemin YÖK Başkanı Erdoğan Teziç in soruşturma
izni vermemesi sebebiyle iddialar soruşturulamamıştı. Prof. Dr. Bernay,
rektörlüğünün sona ermesiyle Ergenekon soruşturmasının 12. dalgasında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan
kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan gözaltına alınarak tutuklandı.
Bernay, 5 ay Silivri Cezaevi nde hapis yattıktan sonra tutuksuz yargılanmak
üzere serbest bırakılmıştı.
Sayıştay 2. Daire Başkanlığı
na İsmail Benhür ün seçildiği bildirildi.
Sayıştay Başkanlığı ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, boş bulunan
Sayıştay 2. Daire Başkanlığı için Sayıştay Genel Kurulu nun bugün yapılan
toplantısında, 6. Daire üyesi İsmail Benhür bu göreve seçildi.
Daire Başkanlığına seçilen İsmail Benhür, Ankara-Çubuk doğumlu. 1970
yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme bölümünden mezun
olan Benhür, meslek mensubu olarak başladığı Sayıştay da, 1999 da TBMM
tarafından üyelik görevine seçildi.
Bir dönem Genel Sekreterlik görevinde de bulunan İngilizce ve Almanca bilen
Benhür, evli ve iki çocuk babası.
Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven ve 11 eski meclis üyesi hakkında
açılan “halka bedava su vererek kamuyu zarara uğratma” davasında Dikili Asliye
Ceza Mahkemesi dün yapılan duruşmada bakanlıktan istenen bilgiler nedeniyle
davayı 12 Mart 2010 a erteledi. 2008 yılında Sayıştay ın yaptığı denetimler sonucu açılan davada çıkacak sonuç merak ediliyor.
Daha önce benzer bir dava olmadığı için kararın örnek teşkil etmesi bekleniyor.
Müdahil avukatlarından Arif Ali Cangı, DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin
çıkardığı yasanın IMF nin isteği doğrultusunda çıkarıldığını, ilgili maddenin
açıklamasında da buna açıkça yer verildiğini söyledi. 4736 ncı yasaya göre ceza
verilmesinin zor olmayacağını söyleyen Cangı, yasanın anayasanın eşitlik ve
sosyal devlet ilkesine aykırı olduğu için, yapacakları itirazlarla kararın
kendi lehlerine sonuçlanabileceğini belirtti.
Dikili Adliyesi önünde basına bilgi veren Dikili Belediye Başkanı Osman
Özgüven ise, “Mevcut su tarifesi, su tasarrufuna yönelik hazırlanmış.
Belediyeler her zaman söylediğimiz gibi ticarethane değildir ve kar, zarar
düşünülmemelidir. Biz bu fikrimizi savunmaya, suyun bir insan hakkı olduğunu
söylemeye, parayla satılamayacağını belirtmeye devam edeceğiz” dedi.
Kurumların etkin işleyişinde denetim faktörünün rolü
çok büyüktür; şu ya da bu nedenden denetim ve özellikle de dış denetim
görmeyen kurumların piyasalarda rekabet gücünü kaybettiği ve giderek
piyasalardan silindiği işletmecilerin, iktisatçıların, yönetim bilimcilerinin
çok iyi bildikleri bir konudur.
Burada
özellikle dış denetim önem açısından ön plana çıkmaktadır zira kurumların kendi
içlerinde gerçekleştirdikleri denetim süreçlerinin belirli ve çok önemli
sorunlar içerdiği yine iyi bilinen bir gerçek; bu nedenden dış denetim en
genelinde kurumların etkin işleyişi, rekabet gücü, tanımlanmış görevlerini iyi
yapabilmeleri için çok önemli.
Dış denetimin kurumların
işleyişinde yaşamsal bir önemi haiz olması sadece piyasa rekabetinde ayakta
kalabilmek için değil her türlü kurum için gerekli; her türlü kurum derken
piyasa mekanizması dışında faaliyet gösteren kurumları kastediyorum.
Piyasa
mekanizması dışında faaliyet gösteren kurumlar derken özellikle kamu hizmeti
üreten kurumları gündeme getirmek istiyorum; piyasa mekanizması içinde faaliyet
gösteren ve kamu hizmeti üreten kurumlar dışında günümüzde bu iki temel
kategori dışında kalan kurumlar da var ama bugün ben özellikle kamu hizmeti
üreten kurumların etkin işleyişinde dış denetim faktörünün önemine dikkat
çekmek istiyorum. Sadece piyasa rekabetine açık yani icra ve iflas hukukunun
kapsamı içine giren kurumlar dışında günlük yaşamımızda kamu hizmeti üreten ve
icra ve iflas hukuku kapsamı dışında kalan kurumlar da çok büyük önem
taşıyorlar.
Kamu hizmeti
üreten kurumlar ağırlıklı olarak vergi gelirleriyle finanse ediliyorlar; vergi
mükelleflerinin ödedikleri vergilerin, vergi gayretlerinin hukukilik ve etkinlik
denetimi kamu refahı için yaşamsal önemi haiz konular.
Ödediğimiz
vergilerin kamu hizmetlerinin finansmanında kullanımında hukuksal denetim çok
önemli; bütçe ödeneklerinin bütçe kanununda öngörüldüğü gibi harcanmasına
hukukilik denetimi adı veriliyor.
Ancak, bütçe
ödeneklerinin bütçe kanununda öngörüldüğü gibi harcanması yani hukukilik
koşulunun yerine getiriliyor olması da yeterli değil; ilaveten hukuki olarak
uygun harcanan vergi gelirinin etkinlik denetiminin yani mükellefin her
kuruşunun verimli harcanıp harcanmadığının da denetlenmesi şart.
Kamu
hizmetlerinin ifasında bu denetimlerin kurum içinden değil de dışından
yapılmasının yani dış denetimin önemi çok büyük; kamusal refah ancak vergi
gelirlerinin harcanmasının etkinlik denetimi doğru yapılabilir ise
gerçekleşebilecek bir konu.
***
Son günlerde
yazılı basın manşetlerine bir göz attığınızda ilk dikkatinizi çeken konu TSK ya
ve özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı na ilişkin konular.
Çıkan
haberlerin tümünün doğru olup olmadığını bilemiyoruz, bu konuların çok önemli
bir bölümü zaten yargı önünde ama söz konusu rivayetlerin yüzde onu bile doğru
ise yine önümüzde çok ama çok büyük bir kurumsal sorun var demektir.
Zaten,
rivayetler bir yana, Genelkurmay ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı internet
sitelerinde karşımıza çıkan bazı açıklamalar bile kurumsal etkinsizliğin, vergi
gelirlerinin yanlış kullanımının hangi boyutlara ulaştığını görmek için
yeterli; Genelkurmay internet sitesinden 27 Nisan muhtırasını, DKK internet
sitesinden de 2006 tarihli dönemin Kuvvet Komutanı Sayın Yener Karahanoğlu nun
Deniz Harp Okulu ilk ders konuşmasını okumak ne demek istediğimi anlamak için
yeterli.
Ortada hiç
kuşkusuz TSK açısından çok önemli bir yönetim ve etkinsizlik meselesi mevcut;
bir siyaset bilimci bu konuya farklı açılardan bakabilir ama bir iktisatçı da
gelinen bu noktanın münhasıran dış denetim eksikliğinden kaynaklandığını öne
sürebilir ve bu yanlış da olmaz.
12 Eylül
yönetiminin yapmış olduğu 1982 Anayasası duru bir bakışla baktığınızda
inanılması güç maddelerle TSK yı adeta tümüyle dış denetim kapsamı dışına
taşımış bulunmaktadır.
Dış denetime
kapalı her kurumun başına gelen büyük etkinsizlik, hatta çürüme probleminin
günümüzde maalesef TSK yı da vurduğuna ilişkin elimizde çok sayıda kanıt,
gösterge bulunmaktadır; yukarıda belirttiğim gibi günlük gazetelerin
manşetlerine bakmak, televizyon haberlerini izlemek yeterlidir.
Yüksek Askerî
Şûra kararları yargı denetimi dışına alınarak TSK içinde gerçekleştirilen
atama-yükseltme işlemleri hukuksal denetim dışına taşınmıştır (Anayasa, m.125).
İdarenin hukuka
uygun işlemesini denetleyen ve Cumhurbaşkanlığı na bağlı olan Devlet Denetleme
Kurulu, TSK yı denetleyememektedir (Anayasa, m.108).
1965 tarihli Sayıştay Kanunu hâlâ yürürlüktedir; TBMM adına kamunun
tüm harcamalarını denetlemekle görevli Sayıştay ın
askerî harcamaları ve askerî malları denetlemesinde hâlâ büyük açıklar
mevcuttur.
Anayasal sistem
hâlâ ve hâlâ çift başlı yargı skandalının sorumluluğunu taşımaktadır; dünyanın
hiçbir çağdaş ülkesinde karşımıza çıkmayan yüksek askerî idari yargı, askerî
Yargıtay gibi kurumlar askerî disiplin suçları dışında her türlü suça da
bakmaktadırlar.
Karşımıza
çıkan manzara, TSK nın etkin işleyişine büyük katkı yapacak dış denetim
mekanizmasına ilişkin manzara üç aşağı, beş yukarı böyledir; özetle TSK atama
işlemlerini, harcamalarını ve mallarının denetimini, mekanizmanın hukuka uygun
işleyişini (DDK) ve her türlü yargısal işlemini dış denetime kapatmış
bulunmaktadır.
Bu
tür bir kurumun etkin işlemesinin kurumlar sosyolojisi ve yönetim bilimleri
açısından olanağı yoktur.
Bugün
yaşanan gelişmelere bu pencereden bakmanın ve gereğini hemen, evet hemen
yapmanın her şeyden önce TSK ya büyük yararı olacaktır.
CHP, söz konusu kanunun 1. maddesi ile
değiştirilen 832 sayılı Sayıştay Kanununun 9. maddesinin 5. fıkrasında yer alan
“üç katına kadar aday” ibaresi, 6. fıkrasındaki “Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” cümlesi ile yasanın 2. maddesi ile 832
sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 11. maddenin 1 ve 2. fıkralarının iptali ve
yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesine dava açmıştı.
CHP
nin dava dilekçesinde, mülakata üç kat aday çağrılmasının yazılı sınavda en
yüksek puan alanların aleyhine olacağı ve yazılı sınavın etkisini azaltacağı
ileri sürüldü. Dilekçede, “Bilgiye, ehil olmaya ve liyakata dayalı bir sınav
yapma yerine, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olmayan başkaca subjektif
değerlendirmelere dayalı olarak bir seçim yapmanın önü açılmıştır” denildi.
Dilekçede,
iptali istenen ibarenin, yazılı sınavın nesnel sonuçlarının ortadan
kaldırılmasına, idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında öznel nedenlerin
etkili olmasına yol açacağı öne sürülerek, düzenlemenin kamu yararını
içermediği, yazılı sınavda daha az başarılı olanlar lehine bir durum yarattığı
için Anayasa’nın 2 ve 10. maddelerine aykırı olduğu da ifade edildi.
Aynı
yasanın 9. maddesinin 6. fıkrasında yer alan “Bunun dışında mülakat ile ilgili
herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz” hükmünün de adayların mülakatta
verdikleri yanıtların sesli ve görüntülü kayıt altına alınmasını engellediği
iddia edildi. Ayrıca, bu ibarenin yargısal denetim yapılmasını ortadan
kaldıracak bir nitelik taşıdığı da öne sürülen dilekçede, ibarenin Anayasa nın
10. maddesinde yer alan “kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı olduğu öne
sürüldü.
Yüksek Mahkeme, söz konusu kanunun iptali
ve yürürlüğü durdurulması istenen maddelerini bugünkü gündem toplantısında
görüştü ve söz konusu istemi oybirliği ile esastan görüşmeye karar verdi.
Komisyonda, Arsa üretimi ve
Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasını
Öngören Yasa Tasarısı ile AK Parti Manisa Milletvekili Recai Berber in Toplu
Konut Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasını Öngören Yasa Teklifi
birleştirilerek görüşülmeye başlandı.
Tasarı üzerinde görüşlerini ifade eden CHP Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi,
düşük ve orta gelirli kesimin konut ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan TOKİ
nin, AK Parti döneminde yapılan yasal değişikliklerle Kamunun inşaat
birimine dönüştürüldüğünü belirterek, kurumun, hastaneden okula,
köprülerden kavşağa kadar her tür inşaatı yapar hale geldiğini anlattı. Yurtdışı
çıkış harçlarının TOKİ ye aktarıldığını, ayrıca TOKİ nin vergi, resim ve harç
avantajlarına sahip olduğunu belirten Hamzaçebi, TOKİ, ne yapıyor
bilmiyoruz. Saydam olmayan ihaleler yapıyor. Bütün ihaleleri skandaldır
dedi.
TOKİ nin İstanbul Ataköy de Adrese teslim ihale için iki
kez ilana çıktığını ve daha sonra iptal ettiğini ifade eden Hamzaçebi, şöyle
konuştu:
Aynı yanlış iki kere niye yapılıyor? Bir arazinin üzerinde turizm tesisleri, yat
limanı, Galleria kurulmuş arazinin çıplak mülkiyetine TOKİ sahip. Bu arazi
üzerindeki tesisleri işleten 2-3 şirket var. Şirketin hisselerine kamu sahip.
Siz önce bu hisseleri özelleştiriyorsunuz. TOKİ şimdi diyor ki; Ben bu
arazinin mülkiyetini şimdi rekabete açık şekilde ihaleye çıkarıyorum. Ama
araziyi alan kişi 33 yıl boyunca çivi çakamayacak. Bunun alıcısı, o hisse
senetlerini almış olan DATİ Şirketi... Bu adrese teslim ihaledir. Birinci
ihalede TOKİ, imar durumu bilgisini, kamuoyunu yanıltıcı şekilde eksik
vermiştir. İlan ile ihale tarihi arasına 7 gün gibi bir süre koyarak, katılımı
engellemeye çalışmıştır. Skandal bir ihaledir. En son Ataköy de şimdi yapmış
olduğu ihalelere ilişkin olarak verilen ilanlardaki bilgiler de tamamen
yanlıştır. TOKİ manipülasyon yapıyor. İlanda, Ramazan Yeşil Parkını biz
yeşil alan olarak belediyeye vermek istememize rağmen almadı diyor.
Yanlış. Ama belediye, TOKi, burasıyla ilgili bana tazminat davası açtı,
bedelsiz vermesi söz konusu değil derse, milleti yanıltmış olursunuz.
Burada rant olsaydı, TOKİ bir şekilde çözüm yolunu bulurdu.
Tasarının TOKİ ye mevcut imtiyazlarının yanında yeni imtiyazlarla, kadrolaşma
için ilave kadrolar verdiğini savunan Hamzaçebi, Hazineye ait binaların da TOKİ
ye bedelsiz devrinin öngörüldüğünü kaydetti. Hamzaçebi, TOKİ ye arazi vergisi
muafiyeti getirilmesini de eleştirerek, Belediyelerin gelir kaybını
kim karşılayacak? TOKİ nin finansman ihtiyacı belediyelerin finansman ihtiyacını
zora sokarak iyileştiriliyor. Böyle bir şey kabul edilemez dedi.
Hamzaçebi, halen yargıda görülmekte olan TOKİ nin davalı olduğu sürece kanun
gücüyle müdahale edildiğini ifade ederek, alacaklının hakkını nerede arayacağını
sordu. Bunun hukuka aykırı olduğunu ileri süren Hamzaçebi, tasarının TOKİ yi
davalarından kurtarmayı amaçladığını, hukuk devletinde bunun savunulamayacağını
söyledi. Düzenlemeye karşı olduklarını belirten Hamzaçebi, TOKİ nin
Kalitesiz inşaatın markası hale geldiğini ifade etti.
TOKİ, DEVLET İÇİNDE DEVLET Mİ OLDU?-
CHP Antalya Milletvekili Osman Kaptan, TOKİ nin devlet içinde devlet
haline geldiğini, yaptığı projelerle ilgili şikayetler olduğunu söyledi. Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek in, damadıyla ilgili ortaya atılan
iddialara yanıt verdiğini ifade eden Kaptan, Bu iş savcılık işi
değil, nüfus suiistimalidir dedi.
DSP İzmir Milletvekili Harun Öztürk, TOKİ nin Sayıştay
denetimine tabi olması gerektiğini ifade ederken, CHP Amasya Milletvekili
Hüseyin Ünsal, düzenlemeyi Neredeyse Sultan Abdüllaziz in
yetkilerini getiriyorsunuz diyerek eleştirdi.
MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay da TOKİ nin Frankestein e
dönüştüğünü ve yetkiye doymadığını savunarak, yapılan tüm projelerle
ilgili şikayetlerin olduğunu kaydetti.
AK Parti Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu nun TOKİ ile ilgili
yasal düzenlemeleri birlikte yaptık demesine CHP Muğla Milletvekili
Gürol Ergin itiraz ederek, Bizi katmayın dedi. Baştopçu,
TOKİ nin anahtar teslimi törenlerinde bulundum. Aile reislerinin nasıl ağlayarak
anahtarlarını aldığını gördüm demesine, muhalefet sıralarından
Evin içini gördükten sonra ağlamışlardır diyerek laf atıldı.
300 BİN KONUT TAMAMLANDI -
Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak, TOKİ nin 9 Aralık tarihi itibarıyla Türkiye
genelinde bin 500 şantiyede 400 bin konut rakamına ulaştığını, bunun 300 bininin
tamamlandığını belirterek, konutların 190 binin dar ve orta gelir grubuna,
yaklaşık 102 binin alt gelir grubu ve yoksullara, 40 binin gecekondu dönüşüm, 9
binin afet konutları, 3 binin ise 31 köyde tarım köy uygulamaları kapsamında
yapıldığını kaydetti. Özak, Bin 500 şantiyede 45-50 sinde sorun
olduğu doğrudur dedi.
TOKİ nin anahtar teslim törenine kendisinin de katıldığını, vatandaşların ev
sahibi olmaktan memnun olduğunu anlatan Özak, Tabii birinci sınıf,
süper bina yapmıyoruz ama, iyi, güvenli, konforlu ve ucuz yapmaya çalışıyoruz.
TOKİ, her ay 500 milyon liralık ödeme yapıyor. Şimdi stadyumlar da yapmaya
başladık. Afyonkarahisar ile ilgili protokol yaptık diye konuştu.
ŞUYU VUKUNDAN BETER OLACAK DİYE İHALEYİ GERİ ÇEKTİK
TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, TOKİ nin tüm işleri özel sektörle yaptığını
belirterek, toplam 1,1 milyar lira borcu, buna karşılık 18,8 milyar lira alacağı
bulunduğunu bildirdi.
Ataköy daki arsa ihalesiyle ilgili eleştirileri de yanıtlayan Bayraktar, şöyle
konuştu:
Şu anda DATİ tarafından kullanılmakta olan 139 bin metrekarelik araziden
biz yılda 2,2 milyon lira kira almaktayız. Ama yaptığımız ekspertizde arsanın
değerinin 440 milyon lira olduğu görülmekte. Biz bunu iki kez ilana çıkardık.
Gazetelerde adrese teslim ihale şeklinde haberler çıkması üzerine olayın şuyu
vukundan beter olacak diye ihaleyi geri çektik. 60 yılda alacağımız kira bedeli
120, 100 yılda ise 200 milyon (trilyon) lira olacak. Hangi milletvekilinin
yüreği sızlamaz. Biz bunu satacağız yine. Davaları tek tek kazandık. Biz bunu
parça parça satacağız, bundan 400-500 milyon lira para bekliyoruz. Konu değişik
şekilde manipüle ediliyor.
Bayraktar, TOKİ nin yaptığı inşaatların kalitesiyle ilgili olarak
milletvekillerinin eleştirilerinde haklı olduğunu belirterek, Biz
çok iş yaptık, çok da hata yaptık. Ama kalitenin yakalanamamasının nedenini TOKİ
de aramamak lazım. Türkiye de teknik ve ara eleman yok. Usta sıkıntımız var
dedi.
Komisyonda, Ataköy deki arsayla ilgili tartışma daha sonra da devam etti. CHP li
Hamzaçebi, Bayraktar ın söylediklerinin gerçekle ilgisi olmadığını
ileri sürerek, yapılanın suç olduğunu iddia etti. Bayraktar ın
Milletvekili olsam çok güzel cevap veririm. Orada düşük kirayla oturanların
manipülasyonu var. Adrese teslim ihale iddialarını kabul etmem
demesine Hamzaçebi, Burada bürokratların kendini savunabilmesi
imkanı var. Bu sözlerde itham ve tehdit var karşılığını verdi.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından maddelerine
geçildi.
CHP, Sayıştay denetçi yardımcılığı
sınav usul ve atamalarını düzenleyen Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine gidecek.
CHP nin, Anayasa Mahkemesi ne başvuru
dilekçesinde, denetçi yardımcılığı için yazılı sınavda 70 puandan
az olmamak üzere, en yüksek puandan başlayarak eleme sınavı ilanında belirtilen
kadronun 3 katına kadar aday mülakata katılabilecek
hükmündeki 3 katına kadar ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu ifade ediliyor.
CHP, mülakatta adaylara verilen puanların ayrı
ayrı tutanağa geçirilip, bunun dışında mülakatla ilgili herhangi bir kayıt
sistemi kullanılmayacağına yönelik düzenlemenin, Anayasanın 2, 10 ve 11.
maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptalinin ve yürütmenin durdurulmasını
talep ediyor.
Dilekçede, 2-6 Şubat 2009
tarihleri arasında yapılan denetçi yardımcısı adaylığı sözlü sınavında başarısız
sayılanların, mülakata alınacağı ve burada başarılı olmak için gerekli 70 puan
şartının, 50 olarak uygulanacağı hükmünün, Anayasanın 2,
10, 11 ve 138. maddelerine aykırı olduğu belirtiliyor.
Hükümet, hazırladığı reform paketi ile belediyelerde saltanata son veriyor.
Artık imar planları yap-boz tahtası gibi değiştirilemeyecek. Kaldırım ve refüj
ihaleleri, kültürel etkinlikler ve seçim yatırımları başta olmak üzere tüm
giderler mercek altına alınacak. Belediyelere hizmetler üzerinden not verilecek.
Ekonomi yönetimi ve İçişleri Bakanlığı nın üzerinde çalıştığı paketin yasal
çerçevesinin önemli bölümü tamamlandı. Bu kısıtlamalara karşın belediyelerin öz
gelirleri artırılarak hizmet odaklı çalışmaları sağlanacak. Belediye ve il özel
idarelerinin mali yapılarının güçlendirilmesi ve hizmet kalitesinin artırılması
için radikal düzenlemelere gidiliyor. Ekonomi yönetimi de İçişleri Bakanlığı nın
üzerinde çalıştığı paketin yasal çerçevesininönemli bölümü tamamlandı. Reform
paketinden çarpıcı başlıklar şöyle:
Belediyeler, kabul edilen imar planlarını yap-boz tahtası gibi değiştiremeyecek.
İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerin gelirleri artacak. Rant
vergilendirilecek. Arsası, evi değerlenen vatandaşın ödeyeceği vergi belediye
kasasına girecek.
Özellikle seçim öncesi sağlam kaldırım ve refüjleri söken belediyeler
uyarılacak. İhaleler izlemeye alınacak.
Yerel idarelerin alt ve üst yapı projelerinin hayata geçirilmesinde kamu ve özel
sektör arasında dengeli dağılım sağlanacak. Adam kayırma dönemi son bulacak.
Belediyelerin mali performansı ve hizmet kalitesi izlenecek. Raporda, "Yollar
düzgün mü? Çöpler toplanıyor mu? Kaç lira borç yazılmış?" gibi soruların yanıtı
olacak.
Araç satışından belediyelere pay ayrılacak. Yeni araç alanlar belediyelere de
50-100 lira arasında ödeme yapacak.
Kültür, sanayi, turizm, tarım il müdürlükleri yerel yönetimlere devredilecek.
Belediyelerin yatırım ihtiyaçları dikkate alınarak borçlanma dış finansman
yöntemleri yeniden değerlendirilecek.
İlçe belediyelerinin tahsil ettiği emlak, bina, eğlence ve çevre temizlik
vergilerinin yüzde 25 i büyükşehir belediyelerine aktarılacak. Sayıştay denetimine ek olarak yerel
yönetimlerin bünyesinde denetim ve hukuk birimleri oluşturulacak.
Sabah Gazetesinde
yayınlanan bu haberin devamını okumak için
tıklayınız.
Savunma Sanayii Müsteşarlığı modernizasyon amacıyla 2002 yılında tank ihalesi
yaptı. Aynı yıl Jandarma Genel Komutanlığı da yine modernizasyon amacıyla
helikopter ihalesini tamamladı. Ama bu ihaleleri kazanıp işi yapacak olan
firmalar 160 tank ve 4 helikopteri, işin süresi dolduğu halde teslim etmediler.
Tankların ve helikopterlerin akıbeti meçhul.
Açılan tank modernizasyon ihalesi, İsrail firmasına, 687,5 milyon dolar bedelle
verildi. Firma 10 adet tankı modernize edip teslimatını yaptı. Ama kalan 160
tank, işin bedeli ödendiği halde teslim edilmedi. Bu konuyu değerlendiren
tecrübeli bir savunma uzmanı “Aslında bu silah modernizasyon işlerini ABD yapar.
İsrail sadece bir aracıdır. Çünkü Amerikalılar, bu tip savunma ihaleleri için
Senato dan izin alınması gerektiğinden, işler uzamasın düşüncesiyle, İsrail
firmalarını kullanır. Tankların modernizasyonunun gecikmesinde ABD nin parmağı
olabilir” dedi. Anlaşılan teslimatı geciken tankların akıbetini ABD ye sormak
gerekiyor. Aynı savunma uzmanı “Tankların teslim edilmemesinde, Türkiye nin
yerli tank üretimi projesini Koç Holding in Otokar firmasına vermesinin de
etkisi olabileceğini” söyledi. Çünkü Koç Holding 2012 yılına kadar yerli tank
Altay ın prototipini yapacak. Sadece bu prototip için 500 milyon dolar bütçe
ayrıldı. Bu projenin İsrail firmalarına, dolayısıyla ABD firmalarına verilmemesi
tankların teslim edilmemesinin bir nedeni olabilir.
Gelelim kaybolan helikopterlere... Jandarma Genel Komutanlığı 1995 yılında Rusya
federasyonundan 19 adet MI-17 helikopteri satın aldı.Bu helikopterlerden iki
tanesi düştü. Kalan 17 helikopterlerin modernizasyonu için 2002 yılında açılan
ihaleyi 13,5 milyon dolar bedelle Joint Stock Company Kazan isimli Rusya nın
Kazan kentinde faaliyet gösteren bir firma kazandı. 2004 yılında dört adet
helikopter Rusya ya gönderildi. Modernizasyon tamamlanamayınca sözleşme
feshedildi. Ama gönderilen helikopterlerin ne olduğu hakkında bilgi yok.
Helikopterlerin akıbeti meçhul.
Paralar ödenmiş, komisyonlar alınmış... Peki, bu kayıp tank ve helikopterlerin
hesabını kim verecek? Savunma Sanayii Müsteşarlığı nın denetimi 3238 sayılı
kanuna göre yapılıyor. 3238 sayılı kanunun 17. maddesinde “Müsteşarlık ve
Savunma Sanayii Fonu nun her türlü işlemi Başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı
ve Maliye ve Gümrük Bakanlığı nca iki yıl için seçilecek birer kişiden teşekkül
eden bir kurul tarafından denetlenir” hükmü var. Anlayacağınız işi yürütenlerle
denetleyenler aynı birimler oluyor. Böyle denetimlere göstermelik denetim denir.
“Denetim var mı” diyerek sorulduğunda. “Evet var...” diyebilmek için formüle
edilir bu denetim türleri.
Gelelim denetimin aslına... Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 4046 sayılı kanunun
11. maddesine göre TBMM adına Sayıştay
tarafından denetleniyor. Peki, aynı statüdeki Savunma Sanayii Müsteşarlığı nı
Sayıştay niye denetleyemiyor? Bu sorunun
cevabını TBMM vermeli. Halkın temsilcisi olan milletvekillerinin, kendilerini,
denetimde devre dışı bırakan yasaları gözden geçirmeleri şart.
Bakan
Babacan ın ekonomiye ilişkin yapmış olduğu açıklama
Babacan,
Ekonomi Koordinasyon Kurulunda ele alınan konular hakkında bilgi verirken,
iklim değişikliği ve Kopenhag ile ilgili önemli hazırlıkların olduğunu ve yarın
akşam tekrar geniş bir toplantı düzenleneceğini söyledi. Başbakan Yardımcısı,
EKK da ele alınan konular arasında yenilenebilir enerji,
Sayıştay Yasası, Çek Yasası, Konut Edindirme
Yardımı, KOBİ ve esnaf destekleri, ürün borsaları, lisanslı depoculuğun hayata
geçirilmesi, tarımsal sulama konularının bulunduğunu söyledi.
Bakan Babacan ın Referans
Gazetesinde çıkan ekonomi ile ilgili açıklamalarının tamamına ulaşmak için
tıklayınız.
Boğaziçi Üniversitesi ndeki
inşaat yapımında yolsuzluk iddiasına dava açıldı
İstanbul daki Boğaziçi Üniversitesi nde
inşaat, yapım, onarım işleri yapıldığı ve bunlar için malzeme alındığı
gerekçesiyle sahte belge düzenleyerek toplam 482 bin 930 TL lik
"dolandırıcılık" suçuna imza atan; aralarında üniversitenin eski genel
sekreterinin de bulunduğu 18 kişi hakkında 1 yıldan 3 seneye kadar hapis
cezası istemiyle dava açıldı.
Boğaziçi Üniversitesi hesaplarında Sayıştay
tarafından yapılan incelemede 2003 yılında hiç yapılmayan işler ve alınmayan
malzemeler için sahte belge düzenlenerek, asılsız faturalarla 482 bin 930 TL
ödeme yapıldığı belirlendi.
Bunun üzerine de Danıştay 1. Dairesi harekete
geçti ve aralarında üniversitenin eski genel sekreterinin de bulunduğu 18
şüpheli hakkında dava açılmasını istedi. Kararda şüphelilerin "görevi kötüye
kullanmak" suçundan 1 yıldan 3 seneye kadar hapis cezası ile yargılanmaları
istendi. Şüpheliler, önümüzdeki günlerde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi nde
hâkim karşısına çıkacak.
Sayıştay denetçilerinin, hesaplarında
bazı usulsüzlükler yapıldığını tespit ettiği Anadolu Üniversitesi nde bir günde
iki operasyon yapıldı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, üniversitenin
mevcut rektörü Fevzi Sürmeli nin yerine Davut Aydın a atarken, Maliye Bakanlığı
da üniversitenin 250 milyon lirasına el koydu. Anadolu Üniversitesi ile ilgili
ilk operasyon rektör atamasında yapıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK
tarafından üniversite rektörlüğü için sunulan üç aday arasından, Davut Aydın ın
rektörlüğe atadı.
250 MİLYON TL YE EL KONDU
YÖK, rektörlük için Davut Aydın ın yanı sıra,
mevcut rektör Fevzi Sürmeli ile Hasan Mandal ın isimlerini Cumhurbaşkanlığı na
sunmuştu. Yeni atama ile üniversitede Sürmeli dönemi sona ermiş oldu. İkinci
operasyon ise, 2010 yılı bütçe tasarısının TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu nda
görüşmeleri sırasında yapıldı. Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan bir önerge
ile, üniversitenin döner sermayesinde bulunan kaynakların 250 milyon liralık
kısmının bütçeye aktarılması kararlaştırıldı.
TBMM Genel Kurulunda, Sayıştay denetçi
yardımcılığı sınav usul ve atamalarını düzenleyen yasa teklifi kabul edilerek,
yasalaştı.
Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapan Kanuna
göre, denetçi yardımcılığında adaylar, eleme, yazılı ve mülakat olmak üzere 3
sınava tabi tutulacak. Eleme ve yazılı sınavları, Sayıştay Başkanlığı ile
imzalanacak protokole göre ÖSYM yapacak.
Eleme sınavı; alan bilgisi, genel kültür ve
genel yetenek sorularından oluşacak, test usulüne göre yapılacak. Eleme sınavı
sonucunda 70 puandan az olmamak üzere, en yüksek puandan başlayarak sınav
ilanında belirtilen kadronun 5 katına kadar aday yazılı sınava çağrılacak.
Yazılı sınavda 70 puandan az olmamak üzere, en
yüksek puandan başlayarak eleme sınavı ilanında belirtilen kadronun 3 katına
kadar aday mülakata katılabilecek.
Mülakatta adaylar; bir konuyu kavrayıp
özetleme, ifade yeteneği, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı
yönlerinden 20 şer puan üzerinden değerlendirilecek. Verilen puanlar ayrı ayrı
tutanağa geçirilecek. Bunun dışında mülakatla ilgili herhangi bir kayıt sistemi
kullanılmayacak.
Mülakatta başarılı sayılmak için, komisyon
başkanı ve üyelerinin 100 tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik
ortalamasının en az 70 olması gerekecek.
Giriş sınav sonuç listesi, eleme sınav puanı ve
yazılı sınav puanı ile mülakat puanının aritmetik ortalaması tespit edilerek, en
yüksek puan alandan başlamak üzere hazırlanacak.
Denetçi yardımcılarının mesleki eğitim ve staj
süresi en az 2, en çok 3 yıl olacak.
2-6 Şubat 2009 tarihleri arasında yapılan
denetçi yardımcısı adaylığı sözlü sınavında başarısız sayılanlar, mülakata
alınacak. Mülakatta başarılı olmak için gerekli 70 puan şartı, bu mülakatta 50
olarak uygulanacak. Bu tarihler arasında yapılan sınav sonucuna göre
atananların, sınav sonucuna ilişkin hakları saklı olacak. Bu adayların
eğitimleri ve stajları kaldığı yerden devam edecek.
TBMM (A.A) - 18.11.2009 - CHP Grup
Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Sayıştay Kanununda Değişikli Öngören Kanun
Teklifinin Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, yasalaşması durumunda bunu
Anayasa Mahkemesine götüreceklerini söyledi.
TBMM Genel Kurulunda, Sayıştay Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin görüşülmesine devam edildi.
Teklifin 1. maddesi üzerinde söz alan MHP Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz,
Sayıştay ın elinin kolunun bağlandığını, kurumun adeta işlemez hale
getirildiğini savundu.
AK Parti Hükümetinin, harcamaların
denetlenmesini istemediğini ileri süren Korkmaz, bu durumun bir hukuk
devletine uygun olmadığını söyledi.
Yeni düzenlemede, Sayıştay a eleman alımında
keyfiliğin önünün açıldığını belirten Korkmaz, sınavda mülakatın etkisinin
artırılması ve yabancı dil zorunluluğunun kaldırılmasının yanlış olduğunu
savundu.
CHP İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz
ise Sayıştay ın tarafsızlığına zarar verildiğini ifade etti. Yabancı dil
zorunluluğunun kaldırılmasının, küresel sistemde yanlış bir uygulama olacağını
belirten Korkmaz, mülakatın da sınavda subjektif değer yargılarını ön plana
çıkaracağını söyledi.
Sayıştayın denetimlerinin sınırlandırıldığını
dile getiren Korkmaz, "Sayıştay ın denetiminin dışındaki özelleştirme
gelirlerinin 5 yıldır nereye harcandığını bilmiyoruz" dedi.
AK Parti Samsun Milletvekili Ahmet Yeni de
yeni düzenlemede yabancı dil zorunluluğunun kaldırılmasının nedenlerini
anlattı. Türkiye de yabancı dil ile eğitim veren üniversite sayısının az
olduğuna dikkati çeken Yeni, hukuk, iktisat gibi fakülte mezunlarının dil
barajı nedeniyle bu işe yerleşemediğini söyledi. Bunun fırsat eşitliğine
aykırı olduğunu ifade eden Yeni, "Alan bilgisi daha önemli. Yabancı dil ise
nitelik tamamlayıcı bir unsur" dedi.
AK Parti Kütahya Milletvekili Fehmi Kinay da
işe girecek adaylarda öz güven, özetleme ve ikna kabiliyeti gibi yeteneklerin,
ancak mülakatla anlaşılabileceğini ifade etti.
ANAYASA MAHKEMESİNE
GÖTÜRECEĞİZ
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu da
AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ ın, konuşmasında, muhalefeti, verdiği
önergelerle Meclisin çalışmalarını engellemekle suçladığını ifade etti.
Sorunların Mecliste konuşulması gerektiğine
işaret eden Kılıçdaroğlu, "Emeklinin sorunlarını, işsizlik konusunu, atanmayı
bekleyen öğretmenlerin sorunlarını çözdünüz mü?" diye sordu.
Kanun teklifini eleştiren Kılıçdaroğlu,
sınavın esas ve usullerini düzenlemenin, aslında Meclisin değil, Sayıştay
Genel Kurulunun işi olduğunu söyledi.
Yabancı dil şartının kaldırılmasının bir hata
olacağını savunan Kılıçdaroğlu, "Her kurum bir değil, iki yabancı dil arıyor,
biz yabancı dili kaldırıyoruz, kaliteyi düşürmek için çabalıyoruz" dedi.
"Sayıştay ın bu kadar ayağa düşürülecek bir
kurum" olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, teklifin Anayasaya aykırı olduğunu,
yasalaşması durumunda bunu Anayasa Mahkemesine götüreceklerini bildirdi.
TAKIM ELBİSESİNE İDDİA
Teklifin birinci maddesi üzerinde muhalefet
milletvekilleri tarafından verilen 6 değişiklik önergesi kabul edilmedi.
Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç,
teklifin bu haliyle yasalaşması halinde, Anayasa Mahkemesi tarafından kanunun
yürütmesinin durdurulacağını ileri sürdü.
Genç, Anayasa Mahkemesinin vereceği kararla
ilgili TBMM Başkanvekili Sadık Yakut ile takım elbisesine iddiaya girdiklerini
söyledi.
CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk,
görüşülen kanun teklifinin, yargı kararlarının etkisizleştirilmesine yönelik
olduğunu iddia etti.
"TEKLİF ANAYASAYA AYKIRI DEĞİL"
Milletvekillerinin teklifle ilgili sorularını
yanıtlayan Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ise teklifin Anayasaya aykırı
olmadığını söyledi.
Eleman alacak bir kamu bankasına 350 bin
kişinin müracaat ettiği ve adaylardan 50 şer lira istendiği yönündeki bir soru
üzerine de Eroğlu, bunun bir kayıt ücreti olduğunu ve adaletsiz bir yanı
bulunmadığını kaydetti.
Eroğlu, önümüzdeki yıl itibariyle ekonomideki
iyileşme ile birlikte işsizlikte de önemli bir azalma olacağını bildirdi.
Genel Kurulda, kanun teklifinin 1. maddesinin
kabul edilmesinin ardından ara verildi.
Bu arada, bugün görüşülmesi planlanan Türk
Borçlar Kanunu Tasarısı, Hükümetin yerine oturmaması nedeniyle ele alınamadı.
"Rektör ve personel, yılın 325 günü sınavda görevliymiş gibi
para almış"
Türkiye de 1 milyonun üzerindeki öğrenciye
açıköğretim hizmeti veren Eskişehir Anadolu Üniversitesi nde usulsüzlük
iddiaları üzerine inceleme başlatıldı.
İhbar üzerine üniversiteye giden Sayıştay
denetçileri şok sonuçlara ulaştı. Yapılan tespitlerin en çarpıcısı
üniversitenin rektörü Fevzi Sürmeli nin 2008 de 325 gün sınavda görevli olarak
gösterildiği ve bunun karşılığında da 80 bin TL ek ücret aldığıydı.
SAYIŞTAY SAVUNMA İSTEDİ
Star gazetesinin haberine göre; Anadolu
Üniversitesi nin hesapları ile ilgili yaptıkları incelemelerde usulsüzlük
olduğunu belirleyen Sayıştay denetçileri, üniversite yönetiminden savunma
istedi.
Sayıştay ın, 2 Eylül 2009 tarihli ve 2009/312/1
nolu sorgu raporlarında, bankalardan alınan 4.5 milyon liralık promosyonun
nerelerde kullanıldığı ve bazı alımların ihalesiz olarak niye ihaleye
çıkarıldığı gibi konulara açıklık getirilmesi istendi.
Yönetimden gelecek yanıtların ardından Sayıştay,
üniversitenin hesaplarıyla ilgili rapor hazırlayacak. Çıkan sonuca göre
usulsüz olarak yapılan harcamaların bedellerinin üniversite yönetiminden
tahsil edilmesi istenecek. Sayıştay ın üniversitenin harcamalarında ortaya
çıkardığı usulsüzlüklerin başında, üniversite yönetiminin de aralarında
bulunduğu bazı personele, sınavlarda görevli olmadıkları halde ödenen ücretler
geliyor.
DÖNER SERMAYE KATKI PAYI
Sayıştay denetçilerinin tespitlerine göre
sınavlara katılmayan ancak görevli ücreti alan üniversite yöneticileri
arasında rektör, rektör yardımcıları, dekan ve dekan yardımcıları, bilgisayar
araştırma merkezi müdürü gibi üst düzey isimler bulunuyor. Aynı kişilere,
üniversite döner sermaye bütçesinden en yüksek oranda katkı payı da ödendiği
tespit edildi.
Örneğin sadece üniversite yönetiminde görevli 12
kişiye döner sermayeden 734 bin 835 lira ödeme yapıldı. Denetime takılan
usulsüzlük iddiasıyla ilgili görüşüne başvurmak üzere aradığımız rektör
Sürmeli telefonlarımızı yanıtsız bıraktı.
NEREYE HARCADINIZ?
Sayıştay ın sorgu raporlarında, üniversitenin 1
milyar liranın üzerinde nakiti olduğu, bu mevduat karşılığında iki bankadan
üniversiteye 4.5 milyon liralık promosyon verildiği kaydedildi. Raporda, söz
konusu promosyon bedelinin bütçeleştirilmediği, promosyonun bir kısmının elden
çekilerek harcandığı vurgulandı. Raporlarda, çekilen paraların nereye
harcandığına ilişkin bir belgenin üniversitenin kayıtlarında bulunmadığı
kaydedildi.
Sayıştay ın üniversite yönetimi ile
ilgili bazı tespitleri şöyle:
• Sınavlarda kendilerini görevli olarak yazarak,
70-80 bin lira ek ücret aldılar.
• Açıköğretim kitaplarını yazan hocalara her kitap için ayrıca ücret
ödenmektedir. Eski basım bile olsa her yıl telif ücreti ödeniyor.
• Üniversitenin yaklaşık 1 milyar liralık nakiti var. Bu nakit karşılığında
bankadan 4.5 milyon liralık promosyon alındı.
• Promosyonun bir kısmının nerede harcadığı belgelenemedi.
• Belgelenenler ise kokteyl ve konaklama ücretlerinden oluştu.
Kamu kurumlarında devletin kesesinden Digitürk
izleme dönemini sona eriyor. Açık Öğretim Fakültesi ile 1 milyonun üzerinde
öğrenciye hizmet veren Anadolu Üniversitesi nin 2008 yılı hesaplarını inceleyen
Sayıştay denetçileri, üniversitede görev yapan 20 şube müdürünün Digitürk
aboneliklerini döner sermayeden karşıladığını tespit etti. Bütçe Kanunları nda
yer alan haberleşme ödeneklerini araştıran Sayıştay denetçileri, Digitürk
aboneliğinin, kanunlarda yer alan bilimsel ve kamu yararına uygun yayın
statüsünde olmadığını tespit etti. Bunun üzerine, denetçiler, Digitürk
bedellerini döner sermayeden karşılayan bürokratlar hakkında soruşturma
başlattı. 2 Eylül 2009 tarihinde 20 şube müdürüne sorgu tutanağı gönderen
Sayıştay, rektörlük binası ve yabancı diller yüksek okulunda kullanılmak üzere
alınan Digitürk üyelik bedelinin, üniversitenin döner sermayesinden ödendiğinin
tespit edildiği vurgulandı. Sorgu tutanağında, Digitürk aboneliğinin, bilimsel
bir yanı olmadığı belirtilerek, dolayısıyla 2008 yılı için Digütürk
aboneliğinden 987 liralık bir kamu zararı oluştuğu kaydedildi.
987 TL FAİZİ İLE GERİ ALINACAK
Sayıştay, sorgu tutanaklarının tamamlanmasının
ardından konuyla ilgili rapor hazırlayacak. Rapor doğrultusunda, döner
sermayeden karşılanan Digitürk bedelleri, faizi ile birlikte ilgili
bürokratlardan tahsil edilecek. Sayıştay ın bu raporunun diğer kamu kurumları
içinde örnek teşkil etmesi bekleniyor. Birçok kamu kurumunda, Digitürk aboneliği
bulunuyor. Bu aboneliklerin ücretleri ise, kurumların kaynaklarından
karşılanıyor. Sayıştay ın raporu ile birlikte, birçok bürokratın Digitürk
bedellerini faizi ile birlikte geri ödemesi söz konusu olacak.
MHP Antalya Milletvekili
Doç.Dr. Mehmet Günal, önceki günkü bütçe görüşmeleri sırasında
Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay ve RTÜK bütçeleri üzerine söz alarak
değerlendirmelerde bulundu. Sayıştay ile ilgili olan bölümün özeti
şöyledir:
Sayıştay Başkanı, henüz
şuan ki kanunda olmayan ama yeni kanunda olacak olan bir "Dış Denetim
Değerlendirme Raporu"ndan, performans denetiminden bahsetti. Bunlar güzel
şeyler ama zaten mevcut kanunun size bu konuda yetki verdiğini, 5018 sayılı
Kanun da bu hususa yer verildiğini biliyoruz. Sayıştay Kanun Tasarısı nın
hala yasalaşmamış olması AKP Hükümetinin ayıbıdır. Gerekli ve acil olmayan
TRT 6 ve Suriye Sınırındaki Mayınların Temizlenmesine ilişkin kanun
tasarılarının görüşmelerine haftalar harcamak yerine Sayıştay Kanunu
çıkarılabilirdi. Yeni tasarı görüşülmemiş olmakla birlikte, mevcut kanuna
göre yapılması gereken denetim de yetersiz kalmaktadır. Şimdi size ilginç
bir soru sormak istiyorum. Hazinenin alacaklarının listesine baktım: 8
milyar TL. Bunun içinde Ankara Büyükşehir Belediyesi ne ve EGO ya ait 4
milyardan fazla ödenmemiş, vadesi geçmiş borç var. Bu konularda bir denetim
yapılmıyor mu? Performans denetimi dediğimiz şey, alınan borcun ödenmesi,
alınan ödeneğin yerinde harcanması değil midir? Bu borç nasıl tahsil
edilemiyor? Örneğin, SGK primini ödemeyen bir otelin klimaları haciz yoluyla
sökülürken, bu kadar büyük bir borcu olan bir kurum, hangi kurum olursa
olsun, neden bir şeyler yapılmıyor? Bu konuda yapılan denetimleri ve
sonuçları hakkında bizi bilgilendirmenizi istirham ediyorum.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Sayıştay denetçi
yardımcılığı sınav usul ve atamalarını düzenleyen yasa teklifinin görüşmeleri,
muhalefetin itirazı ve AK Parti li Alaattin Büyükkaya nın konunun daha dikkatli
incelenmesi gerektiğini söylemesi üzerine yarım kaldı.
Komisyonda, bazı kurumların 2010 yılı bütçelerinin kabulünün ardından, AK Parti
Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz ın, Sayıştay Kanununda değişiklik yapan
yasa teklifi ele alındı.
Teklifi hakkında bilgi veren Poyraz, Sayıştayın 2-6 Şubat 2009 tarihleri
arasında yaptığı Sayıştay denetçi yardımcılığı sözlü sınavı ve atama işlemleri
ile yönetmeliğin sözlü sınava ilişkin bazı hükümlerinin Danıştay tarafından
iptal edildiğini anımsattı.
Poyraz, bu nedenle yaklaşık 60 denetçi yardımcısının Sayıştay ile ilişkisinin
kesildiğini ifade ederek, teklifinin, kariyer mesleklerinde aranan benzer
şartları öngördüğünü söyledi.
Teklifin tümü üzerinde söz alan CHP Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi,
teklifin, sınav müessesesini yeniden düzenlediğini, bu konunun yönetmelikle
çözülebileceğini ya da gündemde bulunan Sayıştay Kanunu Taslağına
eklenebileceğini belirtti.
Hamzaçebi, eleme sınavından, yabancı dil bilgisi sorularının çıkarılmasını
eleştirerek, bunun 21. yüzyıl Türkiyesi nde geriye gidiş anlamına geldiğini
ileri sürdü.
Hamzaçebi, Sayıştay üyelerinin, yabancı dil bilmesi ve Sayıştayın, dünyayı takip
eden bir kurum olması gerektiğini ifade etti. Daha sonra AK Parti Balıkesir
Milletvekili İsmail Özgün, teklifin 1 ve 2. maddelerinin birleştirilerek,
değiştirilmesine yönelik önerge verdi.
Muhalefetin, "mülakatta verilen puanların ayrı ayrı tutanağa geçirilmesi ve
bunun dışında mülakatla ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmamasının" da
aralarında bulunduğu bazı düzenlemelere itiraz etmesine karşın, önerge kabul
edildi.
Hamzaçebi, hukuk devletine aykırılıkların bulunduğu yönünde eleştiriler getirdi.
AK Parti İstanbul Milletvekili Alaattin Büyükkaya ise bazı şeylerin birbirine
girdiğini, sorunu çözmeye çalışırken, yeni sorunlarla karşılaşılmaması
gerektiğini ifade etti.
Büyükkaya nın, "Dikkatlice inceleyelim, karar verelim" sözlerinin ardından,
Komisyon Başkanı Mustafa Açıkalın, komisyon toplantısını sona erdirdi.
Sınavları ÖSYM yapacak
Kabul edilen önergeyle, denetçi yardımcılığında adaylar, eleme, yazılı ve
mülakat olmak üzere 3 sınava tabi tutulacak. Eleme ve yazılı sınavları, Sayıştay
Başkanlığı ile imzalanacak protokole göre ÖSYM yapacak.
Eleme sınavı sonucunda 70 puandan az olmamak üzere, en yüksek puandan başlayarak
sınav ilanında belirtilen kadronun 5 katı kadar aday sınava çağrılacak.
Yazılı sınavda 70 puandan az olmamak üzere, en yüksek puandan başlayarak eleme
sınavı ilanında belirtilen kadronun 3 katı aday mülakata katılabilecek. Adaylar
mülakatta istenilen özelliklerin her biri için 20 şer puan üzerinden
değerlendirilecek, verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilecek.
Bunun dışında mülakatla ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmayacak.
Mülakatta başarılı sayılmak için komisyon başkan ve üyelerinin 100 tam puan
üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az 70 olması
gerekecek.
Genel sınav sonuç listesi, eleme sınav puanı ve yazılı sınav puanı ile mülakat
puanının aritmetik ortalaması tespit edilerek, en yüksek puandan başlamak üzere
hazırlanacak.
TBMM - Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, denetimin etkin ve verimliliği açısından
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanlığı (YDK) ile Sayıştayın tek çatı
altında birleştirilmesini önerdi.
Çiçek, bakanlığına bağlı YDK
ile Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Başkanlığının (TODAİE) 2010 yılı
bütçelerinin sunumunu, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptı.
YDK nın 1938de Atatürk ün direktifiyle kurulduğunu anımsatan Çiçek, kurumun 18
üyeyle çalıştığını, şu anda 1 üyeliğin boş olduğunu, kurumda 171 personelin
görev yaptığını söyledi.
Çiçek, tek denetim kurumunun YDK olmadığına işaret ederek, devlet hesaplarının
çok önemli bir kısmının Sayıştay tarafından denetlendiğini belirtti.
Denetim kurumlarının tek çatı altında toplanmasında genel bir temenni
bulunduğunu ifade eden Çiçek, Belki bu dönemde bu tekrar gündeme gelebilecektir.
Bu dönemin şöyle bir şansı var, bu yöndeki katkılarınızı bekliyoruz; önümüzdeki
günlerde Sayıştay Kanunu ile ilgili yeni düzenleme yapma mecburiyeti var.
Sizlerde bu işe olumlu bakıyorsanız, iki kurumun birleştirilip, bu denetimin
yapılmasında, şahsen fayda görüyorum. Burada çalışanların özlük haklarında
gerileme olmaksızın, tek çatı altında toplanmasının faydalı olacağı
kanaatindeyim, denetimin etkin ve verimli olabilmesi bakımından diye konuştu.
Çiçek, geçmiş yıllarda da bu yönde bir temenni olduğuna dikkati çekerek, bunun
gerçekleştirilebilmesi için Sayıştay Kanununun gündeme gelmesinin, işlerini
kolaylaştıracağını kaydetti.
Türkiyede yaşanan kıyı
talanları durmak bilmiyor. Kıyıların talan edilmesini devletin çaresiz izlediği
Mersinde yaşanan ilginç olayla bir kez daha ortaya kondu.
İçişleri Bakanlığı
müfettişlerinin raporu ile deniz içine 3 otel yapıldığı tespit edilirken, otel
inşaatlarına yapım aşamasında hiçbir kurumun engel olamaması dikkat çekti.
Otellerin ruhsatlarını veren Ayaş Belediyesinin binasının bile kıyı kenar
çizgisinin içinde olması olayı daha da trajikomik hale getiriyor. Otellerin
yapımı sırasında açılan birçok dava ise Adana Bölge İdare Mahkemesi tarafından
reddedildi. Oteller bittikten sonra inceleme yapan İçişleri Bakanlığı
Müfettişleri Mersinin Erdemli İlçesi Ayaş Belediye Başkanı Süleyman Koç hakkında
denizin içine 3 adet otel yapılması, fazla kat yapılması ve hazine arazisi
üzerine otel yapılması ile ilgili soruşturma izni istedi.
Erdemli Kaymakamı İbrahim Özefe,
kaçak yapılarla ilgili olarak Belediye Başkanı Mustafa Koç ve meclis üyeleri
hakkında üç madde hakkında soruşturma izni verdi. Ancak inşaat sürecinde açılan
davalardan sonuç alınamadı. Bunun üzerine otel inşaatları tamamlandıktan sonra
İçişleri Bakanlığı Baş Kontrolörü Yücel Akın, bölgeye gelerek inceleme raporu
hazırladı. Raporda, üç otelin kıyı kenar çizgisi içinde denize yapıldığı tespit
edildi.
Bir otelin 6 kat yerine 12 kat
yapıldığına dikkat çekilen raporda, bir otelin ise hazine arazisi üzerine
yapıldığı vurgulandı. Müfettişlerin yanı sıra Mersin 1. İdare Mahkemesi
tarafından görevlendirilen bilirkişi, Mersin Üniversitesi öğretim görevlileri
Şehir Yüksek Plancısı Burak Belge, Yüksek Mimar Yrd. Doç. Dr. Duygu Saban Ökesli
ve Harita Mühendisi Derviş Önen de Ayaş beldesinde kanunlara aykırı işlem
yapıldığını belirtti.
Bilirkişi heyeti, yapılan
yüksek katlı otellerin kıyının kamu tarafından kullanılmasını da kısıtladığına
dikkat çekti. İnşaat ruhsatlarının kıyı kanunu ve ilgili yönetmenlikler göz
önünde bulundurulmadan düzenlendiği vurgulanan bilirkişi heyeti, yapı
ruhsatlarının şehircilik ilkeleri, kamu yararı, imar ve kıyı mevzuatına uygun
olmadığını vurguladı. Öte yandan, Sayıştay
tarafından 2006 yılında hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan
raporda kıyıların nasıl talan edildiği ortaya konmuştu.
Sayıştay raporunda, devletin elindeki bilgileri güncelleme zaafından
dolayı kıyılarla ilgili net bir fotoğrafın bile elde edilemediğinden şikayet
edilmişti.
Özel sektörün de kıyı
güzelliklerini suiistimal ettiği belirtilen raporda buna örnek olarak, Mersinde
deniz üzerindeki bir otelin yasal girişime rağmen yıkılamaması gösterilmişti.
Ayrıca Hazine arazilerini işgal edenlerin bürokratik engeller yüzünden
zamanaşımından faydalandığı ifade edilmişti.
Anayasanın 160ıncı maddesinde
tanımlandığı üzere, "Sayıştay, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu
idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir-gider ile mallarını TBMM
adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve
kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla
görevlidir." "Ayrıca mahalli idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi de
Sayıştay tarafından yapılır."
Görüldüğü gibi Sayıştay TBMM
adına denetim yapmaktadır; ama bazılarının yanlış anladığı gibi TBMMye bağımlı
da değildir. Sayıştay, özünde kamu ve toplum adına denetim yapan bağımsız bir
anayasal kuruluştur. Yurttaşların kamu giderlerini karşılamak üzere
üstlendikleri vergi ve benzeri yükümlülüklerin amacına uygun harcanıp
harcanmadığının gene toplum adına denetlenmesi, modern demokrasilerin en
belirleyici tarihsel özelliğidir. Dolayısıyla, Sayıştay gibi bir kurumun
bağımsızlığının gözetilmesi sadece siyasilerin görevi değil, tüm yurttaşların
titizlenmesi gereken bir konudur.
Peki hal ve gidişat bu yönde
midir? Ne yazık ki hayır. Sayıştayın bağımsızlığına darbeler 12 Eylül rejiminin
hazırladığı ortamla başlamıştır. 12 Eylülün siyaset sahnesine soktuğu ANAP-Özal
döneminde Sayıştay siyasi hesapların hedef kurumu yapılmıştır. Asıl kırılma,
Sayıştayın 32 olan üye sayısını yüzde 50lik bir artışla yani 16 ek üye artışıyla
48e çıkaran Özal operasyonuyla gerçekleştirilmiştir. Sayıştay üye adaylarının
önce Sayıştay Genel Kurulunda belirlenmesi ve daha sonra TBMMden geçmesini
gerektiren yasa hükmü, Sayıştayı bir kerelik devre dışı bırakarak 16 ek üye artı
boş olan beş üyeden oluşan 21 üyeyi doğrudan TBMMye getiren bir istisnai yasa
hükmüyle çiğnenmiştir. Yani Sayıştayın 48 üyesinin 21i (yüzde 44ü!) iktidar
partisinin torba listesiyle oluşturulmuştur! Bu torba listeden Sayıştay üyesi
yapılanlardan biri daha sonra gene Özal tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine
taşınmış ve bugün bilindiği gibi Yüce Mahkemenin başkanlığına kadar
yükselmiştir. (Özal döneminde Sayıştayın devre dışı bırakılması bununla sınırlı
kalmamış, Özal döneminin simgesi olan ve bütçe gelirlerinin yüzde 55i kadar bir
gelire hükmeden kamu özel fonları da, kendi kuruluş yasalarında, Sayıştay
denetimi dışına çıkarılarak anayasal bağımsız mali denetimin önü kesilmiş ve
yolsuzluklara kapılar ardına kadar açılmıştır).
AKP döneminde TBMMden geçen üye
yenilemelerinin da esas itibariyle benzer siyasi tercihleri yansıttığını
eklemeye sanırım gerek yoktur. Ama şimdi bir AKP milletvekili tarafından verilen
yasa teklifiyle, Sayıştay denetçi yardımcılığına giriş sisteminin de nesnel
ölçütlerden uzaklaştırılarak kayırmacılığa ve keyfiliğe dayalı bir yapıya
dönüştürülmek istendiği görülmektedir.
Bu son darbenin görünürdeki
gerekçesi, Danıştayın 2-6 Şubat 2009da Sayıştay Denetçi Yardımcılığı sözlü
sınavı hakkında -bu sınavda başarısız olanların dava açması üzerine- yürütmenin
durdurulmasına karar vermesinin doğurduğu mağduriyetleri gidermektir. Ancak
bunun çok ötesine geçilerek denetçilik kurumuna girişin öznel tercihlere göre
yeniden düzenlenmesi öngörülmektedir.
Danıştayın iptal kararında,
sözlü sınavın objektif olduğuna ilişkin ölçütlerin yönetmelikte düzenlenmesi,
sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin yargısal denetiminin yapılabilmesi
için takdir edilen notun gerekçesiyle ortaya konulması, sınavın sesli ve
görüntülü kayıt yapılmak suretiyle gerçekleştirilmesi gereği belirtilmektedir.
Bu durumda yapılması gereken, sözlü sınavı kazanan ve birkaç aydır görev
yapmakta olanlar da dahil olmak üzere sözlü sınavın belirtilen eksiklikler
giderilerek tekrarlanması olabilirdi. Bunun yerine, Sayıştay Kanununa bir geçici
madde eklenmesi hakkında kanun teklifi verilerek, söz konusu "sözlü sınavda
başarılı sayılarak göreve başlamış olanların� kadrolarına atanmış sayılmaları"
düzenlenmiştir. Bu düzenleme, biz bu yönteme tam olarak katılmasak da,
mağduriyetleri önlemektedir. Peki ama, AKP milletvekili Fahrettin Poyrazın,
denetçiliğe giriş sistemini köklü olarak değiştiren diğer yasa teklifi ne demek
oluyor?
Mevcut yönetmeliğe göre,
denetçi yardımcılığına giriş süreci, eleme, yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı
olmayı gerektirmektedir. AKP milletvekilinin teklifine göre, yönetmelikte eleme
ve yazılı sınavın ÖSYM tarafından yapılması hükmü, Başbakanlıkça belirlenen bir
kamu kurum veya kuruluşuna bırakılmaktadır. Yabancı dil bilgisi soruları
sınavdan çıkarılmaktadır. Eleme sınavında 70 üzeri not alma koşulu
kaldırılmakta, üstelik yazılı sınava çağrılacakların sayısı artırılmakta,
böylece başarılı olmayanların da yazılı sınava çağrılması mümkün kılınmaktadır.
Aynı durum yazılı sınav için de yaratılmakta, bu sınavdan da 70 üzeri not alma
gereği kaldırılmakta, sınav ilanında belirtilen kadronun üç katı içinde bulunma
koşulu getirilmektedir. Daha önemlisi, teklifle sözlü sınav yerine mülakat
geçirilmektedir! Üstelik, eleme ve yazılı sınavlarda 70 başarı notu devreden
çıkarılırken, sözlü sınav için yönetmeliğin belirlediği başarı notu 50den 70e
yükseltilmekte, böylelikle keyfi seçiş ve eleme sisteminin tüm unsurları bir
araya getirilmektedir.
Bu yasa teklifi, Sayıştay
Kanunu gereğince Sayıştaya ilişkin her tasarı veya teklif konusunda görüş
bildirme görevi verilen Sayıştay Genel Kurulunda ele alınmamıştır. Bu yasa
teklifi, Mecliste görüşülmeyi bekleyen yeni Sayıştay Kanununa bile aykırıdır.
Hükümet, bu önemli konuyu bir yasa tasarısı yerine kendi milletvekiline bir yasa
teklifi olarak verdirerek de sorumluluktan sıyrılamaz. Danışıklı dövüş bütün
çıplaklığıyla ortadadır. Bu teklifin yasalaşması AKP Grubunun kararıyla
olacaktır ve bağımsız mali denetim yeni bir darbe alacaktır.
Maliye ve İçişleri Bakanlıkları,
trafikte online ceza dönemini başlatacak.
AA
muhabirinin edindiği bilgiye göre, trafik kuralı ihlallerinin azaltılması
amacıyla sıklaştırılan denetimlere paralel trafik cezalarındaki büyük artış,
takip ve tahsilat sorununu da beraberinde getirdi.
Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde vergi dairelerine çuvallar
dolusu trafik ceza tutanağı geldiği, bunların da sisteme işlenmesinin zaman
aldığı belirlendi.
Emniyetin ceza tebligatlarındaki
gecikmeler, adres değişikliği gibi nedenlerle ceza tutanaklarının vatandaşa
ulaştırılamaması, trafik cezası kesilen sürücülerin bazen aylar sonra cezadan
haberdar olmasına neden olurken, vergi dairelerinde sisteme işleme sorunu ve
tahsilat tebligatlarının hemen yapılamaması da mevcut
sistemin sorgulanmasına yol açtı.
Trafikte düzenin sağlanması
çalışmaları kapsamında, elektronik denetim sistemi de kentlerde devreye
girmeye başladı. Kırmızı ışık ihlallerinin yanı sıra elektronik ortamda hız
limitini aşan sürücülerin tespitini de sağlayan yeni sistem, özellikle
İstanbulda başarıyla uygulandı.
KAMERALAR GELDİ, CEZALAR 4E
KATLANDI
İstanbulun ardından kentteki araç
sayısının 1 milyonu aştığı Ankarada da trafik kurallarını ihlal eden sürücülere
karşı kameralı takip sistemi uygulamaya girdi. Yeni sistemin pilot
uygulaması da Eskişehir Yolu üzerinde başlatıldı.
Kent
merkezinde yaygınlaştırılacak proje ile sürücülerin 90 merkezde 850 kamera ile
izlenebileceği bu sistem oluşturulurken, sistemin kırmızı ışık, hız sınırı
ihlali ve hatalı sollama yapanlar ile diğer trafik
kuralı ihlallerini tespit etmesi öngörüldü.
Kurulan
sistemde kuralları ihlal edenler, kamerayla belirleniyor ve merkezde bilgisayar
ortamında bu sürücülerin plakalarına ceza işleniyor.
İstanbul ve Ankarada devreye
sokulan kameralı takip sistemi, trafik cezalarında genelde 4 kata ulaşan bir
artışa yol açtı. Başkentte sadece 3 noktada 1 gün içinde 42 bin kişinin kırmızı
ışıkta geçtiği belirlendi. Bu durum cezaların sisteme işlenmesi ve tahsilatı sürecini daha da uzattı. Emniyet tebligat yapsa
bile, vergi dairelerinin binlerce cezayı sisteme zamanında girememesi, cezasını
ödemek isteyen sürücüleri de sıkıntıya soktu.
ONLİNE TAKİP
Cezalara paralel artan tebligat ve
tahsilat sorunu, yetkilileri de harekete geçirdi. İlk
olarak Gelir İdaresi Başkanlığı ile İstanbul Emniyeti arasında toplantılar
yapıldı.
Daha
sonra Ankarada da trafik cezalarının işlenmesi ve tahsilatı için yeni bir sistem kurulması gündeme
geldi.
Bu
amaçla İçişleri Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Ankara Valiliği ve Emniyet
yetkililerinin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıda Emniyet Genel
Müdürlüğü ile Gelir İdaresi Başkanlığı arasında trafik cezalarının online takibine ilişkin yeni bir sistem kurulması önerisi
masaya getirildi. Bir komisyonun söz konusu proje üzerinde çalışması
kararlaştırıldı.
Buna
göre, Gelir İdaresi Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü arasında elektronik
hat oluşturulacak. Kameralı takip sistemiyle, kural ihlalinde bulunan sürücülere
ceza yazıldığında, bu ceza Gelir İdaresi Başkanlığında da anında görülecek. Bu
çerçevede vergi daireleri de hemen tahsilat için
harekete geçecek ve tebligat yapacak.
Gelir
İdaresi Başkanlığı, internet sitesi ve GSM ortamında da bu bilgileri vatandaşa
sunacak. Böylece Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesine girerek, motorlu
taşıt vergisi ve trafik cezası sorgulaması yapanlar, haklarında trafik cezası
varsa bunu hemen görebilecek. Aynı şekilde GSM operatörlerine atılacak bir
mesajla da aynı bilgiye ulaşılabilecek.
Maliye
Bakanlığı yetkililerinden edinilen bilgiye göre, on line sistemin oluşturulmasıyla, sadece kameralı takip
sistemiyle yazılanlar değil, diğer trafik cezaları da anında sisteme
aktarılacak.
Bu
arada, trafik cezalarının tebliğ edilmesi işlemi geçmişte de tartışma konusu
olmuştu.
Emniyet
Genel Müdürlüğünün posta ödeneklerinin yetersiz olmasından dolayı bir dönem
sürücülere cezalar tebliğ edilememişti. Bu şekilde sadece bir ilde 2006 yılında
yazılan 1 milyon 703 bin adet trafik para cezasının tebliği için uzun süre
beklenmişti.
Bu
durum Trafik Kazalarını Önlenme Faaliyetleri Raporunda da yer almış ve Emniyet Genel Müdürlüğünün geçen yıl
trafik birimleri için 15 milyon 437 bin YTL ödeneğe ihtiyaç duyduğu, ancak
sadece 2 milyon 700 bin YTL ödenek alabildiği
vurgulanmıştı.
Trafik
cezaları, Sayıştay Raporlarına da konu edilmişti. Sayıştayın bir süre önce yayımlanan bir
raporunda, trafik cezası tutanaklarının vergi dairelerine elektronik ortamda
gönderilmemesi nedeniyle tutanakların vergi memurları aracılığıyla tek tek bilgisayara kayıt edilerek tahakkuka bağlandığı
belirtilmiş ve Vergi dairelerinin iş yoğunluğu ve mevcut personel sayısı, bu
tür işlemlerin zamanında ve tam olarak gerçekleştirilmesine imkan vermemektedir denilmişti.
Trafik
para cezası tutanaklarının tahakkuka bağlama işleminin İstanbulda yirmiye yakın
memur tarafından yapılmakta olduğuna da dikkatİ çekilen raporda, daha sonra şu
tespitte bulunulmuştu:
Ancak
haftada 30-35 bin adet trafik para cezası tutanağının
vergi dairesine gelmesi nedeniyle tamamının tahakkuku mümkün olamamaktadır.
Yalnız bu ilimizde Nisan 2007 itibarıyla tahakkuka bağlanmayı bekleyen yaklaşık
4 milyon adet trafik para cezası tutanağı bulunmaktadır. Benzer durum diğer
büyük şehirler için de geçerlidir.
9
AYDA 722 MİLYON LİRA CEZA KESİLDİ
Bu
arada Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü verilerine göre, bu yılın 9
aylık döneminde trafik kurallarını ihlal eden sürücülere kesilen ceza, bir
önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 21,5 oranında arttı.
2008
yılının Ocak-Eylül döneminde 594 milyon 273 bin lira olan trafik cezası miktarı,
bu yıl aynı dönemde 722 milyon 264 bin lira olarak
gerçekleşti.
Hazineye 9 milyon
liralık Banker Kastelli piyangosu
HÜKÜMETE 9 milyon liralık
banker piyangosu. Banker Kastelli, Asil Çelikin de
aralarında bulunduğu 278 bankerden miras kalan 8 milyon 873 bin lira iki sene
önce Hazineye devredildi. Sayıştay, "2008 Hazine İşlemleri Raporu"nda, 1982
yılında kurulan Tasarrufları Koruma Fonunun hesaplarını inceledi. Raporda,
1982de patlak veren Banker Krizi sırasında 278 bankerin tasfiye edildiği ve
orataya çıkan kayıpların telafisi için bir fon
kurulduğu hatırlatıldı. Ziraat Bankası bünyesinde toplanan 8.8 milyon TLnin 4 Haziran 2007de Hazineye aktarıldığı
belirtildi. Ziraat Bankasında, Kastelli masasından
arta kalan ve emanet hesabındaki 116 bin 773 lira ile alacaklıları tarafından
unutulan 31 bin 722 lira da bütçeye gelir kaydedildi. Fonun arşivinde bulunan
ancak borsaya kote edilmemiş ve mali değeri olmayan
menkul kıymetlerin nakde dönüştürme çalışmaları ise
sürüyor.
2010 yılı
bütçesinin Mecliste görüşülmesine başlanacağı bu hafta piyasaların gözü kulağı
hala Hazinenin açıklayacağı finansman programında. Türkiye, cazip faiz
koşulları nedeni ile halen yabancı fonların gözdesi konumundaki birkaç ülkeden
biri. Ancak, önümüzdeki yıl IMFsiz yola devam ederse gelir hedeflerini nasıl realize
edeceği konusunda piyasa aktörlerine ikna edici bilgiler vermek durumunda. Sayıştayın hazırladığı "2008 Hazine
İşlemleri Raporu" nda belirtildiği gibi, "Düşen vergi gelirleri ve ekonomideki
durgunluğun aşılması için genişletici maliye politikalarına ihtiyaç duyulması
yüzünden borçlanmayla finansmana ağırlık verildi."
Sabah
Gazetesi yazarı Sayın Okan Müderrisoğlu
nun Sayıştay ın Hazine İşlemleri Raporuna atıf
yaparak yazdığı köşe yazısının tamamına ulaşmak için tıklayınız.
Maaş promosyonunu Cumhuriyet mitingleri için harcamış
Sayıştay, Ergenekon davası kapsamında tutuklandıktan sonra sağlık
sorunları gerekçesiyle tahliye edilen eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa
Yurtkuran hakkında soruşturma başlattı. Yurtkuran ın rektörlük yaptığı döneme
ait hesap ve ihaleleri mercek altına alan Sayıştay denetçileri, banka
promosyonları, otopark, yemek ve servis ihaleleri konusunda yolsuzluk
yapıldığını ve bazı firmaların kollandığını tespit etti.
Denetçilerin
tespitlerine göre personelin maaşlarının yatırıldığı banka promosyonundan elde
edilen 6 milyon TL den geriye 40 bin TL kaldı. Personele dağıtılmayan bu
paranın bir kısmı 2007 yılındaki Cumhuriyet mitinglerine harcanmış. Yurtkuran
yönetimi, mitingler için kiralanan otobüsler için ilgili firmaya 681 bin TL
aktarmış. Ayrıca Üniversite Güçlendirme Vakfı na da ödeme yapılmış.
Ergenekon
soruşturmasının 12. dalgasında Bademli deki villasında gözaltına alınan
Yurtkuran, daha önce de üniversiteye bağlı hastanedeki temizlik ihalesinde devleti
31,7 milyon TL zarara uğratmak ve personel sayısını gereksiz yere 3 kat
artırmakla suçlanmıştı. Ancak dönemin YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, Yurtkuran
hakkında soruşturma açılmasına izin vermemişti.
CHP Muğla Milletvekili
Fevzi Topuz, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın yazılı olarak yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı'na bir
soru önergesi verdi.
Topuz, Sayıştay'ın, 2008
yılında 113 milyar liraya ulaşan Hazine'nin iç borçlanma sisteminde önemli
sorunlar bulduğunu, iç borçlanmayı "piyasa
yapıcısı" adı verilen bankalarla gerçekleştiren Hazine'nin,
"bu bankaların seçiminde kanunen önceden belirlenmesi gereken kriterleri
belirlemediğini" tespit ettiğini belirtti.
Topuz, Sayıştay'a göre
Hazine'nin ihalelerde bankalara gereğinden fazla
"rekabetçi olmayan teklif" verme hakkı
tanıyarak faizin olabildiğince düşük çıkmasına neden olduğunu, ihaleler öncesi
borçlanacağı tutarı belirlemediğini, ihale sonuç-karar gerekçelerini
belgelendirmediğini ve bankaların ihalelerde anlaşmasına ilişkin önlem
almadığını ifade ederek Hazine'nin iç borçlanma sistemiyle ilgili
"Hazine Müsteşarlığı, iç borçlanma işlemlerinde
'Piyasa Yapıcılığı Sistemini' ve 'İhale Yöntemini' benimsemiştir. Bu sistem
çerçevesinde, müsteşarlık 'piyasa yapıcısı' (PY) olarak adlandırılan ve önceden
belirlenmiş birtakım kriterlere göre seçilmesi gereken finansal aracılarla
çalışmaktadır. Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ihaleleri tüm katılımcılara
açık olmakla birlikte, piyasa yapıcısı bankalar birtakım hak ve yükümlülüklere
sahip bulunmaktadırlar" bilgisi verildiğini kaydetti.
Türkiye'de Piyasa Yapıcı
sisteminin 2000 tarihinde 19 banka ile uygulamaya konulduğunu anımsatan Topuz,
"Bu dönem için önceden belirlenmiş kriterler
mevcuttur ve bu kriterlere göre bankalar seçilmiştir" tespitinin de
Sayıştay raporunda yer aldığını, ayrıca, Kasım 2000'de çıkan kriz nedeniyle 2
Eylül 2002'ye kadar ara verilen sistemin, AKP iktidarından hemen öncesine gelen
bu tarihten sonra her yıl yenilenen sözleşmeler ile sürdürüldüğünü ifade etti.
Topuz, Başbakan Erdoğan'ın şu soruları yanıtlamasını istedi:
"-Piyasa yapıcısı bankaların seçiminde kanunen
önceden belirlenmesi bir zorunluluk iken neden bu kriterler belirlenmemiştir?
-Bir anlamda Hazine ihaleleri başıboş
kalmıştır. İhalede rekabet etmek yerine ortalama fiyatı yükseltmeye gidilebilir.
Bu sorunu nasıl aşmayı planlıyorsunuz?
-Kesim çizgisi çekilirken stratejik ölçütler,
ihtiyaç duyulan finansman programı miktarı, piyasa koşulları, kamuoyuna
duyurulan borçlanma stratejisi, ihale teklif miktarı ve teklif yapısı
kavramlarından hangisinin ne aşamada ve ne amaçla kullanıldığı bilgisi ihale
bazında mevcut olmaması eksiklik olarak görmüyor musunuz?
-Bankaların ihalelerde anlaşma yapıp
yapmadıklarına yönelik bir araştırma yaptırttınız mı?"
ANKARA
- TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, uzun süredir gündemde olan Sayıştay Yasası nda
yapılmak istenilen değişiklikle ilgili, "Temenni ediyorum Plan ve Bütçe
Komisyonu ndaki Sayıştay Kanunu sizlerin yeniden değerlendirmeniz ışığında bir
an önce Komisyondan geçer ve Genel Kurula iner" dedi.
Şahin,
Sayıştay Başkanı Recai Akyel i ziyaret etti.
Akyel
görüşmenin başında yaptığı konuşmada, Sayıştay ın ilgili mevzuat çerçevesinde
kamu harcamalarını Meclis adına denetlediğini ifade ederek, iki kurum arasında
"çok özel bir ilişki" bulunduğunu söyledi.
Mehmet
Ali Şahin e ziyaretinden dolayı teşekkür eden Akyel, yeni yasama yılı için de
başarılar diledi
Meclis
Başkanı Şahin de ziyaretinin bir nevi iade-i ziyaret olduğunu, aynı zamanda
Sayıştay Başkanını yeni görevinden dolayı tebrik etmek istediğini kaydetti.
Sayıştay
ın görev alanı nedeniyle Meclis ve Sayıştay arasında işbirliğinin önem
taşıdığının altını çizen Şahin, şöyle konuştu:
"TBMM
ve Sayıştay arasındaki işbirliğini daha da geliştirmek, var olan sorunları, ki
var olduğunu biliyorum çünkü Sayıştay Kanununda değişiklik teklifi halen Plan
ve Bütçe Komisyonundadır.. Yine bir sorun bana intikal etmiştir; Sayıştay Kanununun 9. maddesinde
ufak bir değişiklik gerekiyor. Onunla ilgili görüş alış verişinde bulunmak için
bu bir fırsat oldu, burada değerlendirmelerde bulunacağız. Bundan sonra
sanıyorum çok sık görüşmemiz gerekecek bir sürece giriyoruz. Temenni ediyorum
Plan ve Bütçe Komisyonundaki Sayıştay Kanunu, sizlerin yeniden değerlendirmesi
ışığında bir an önce Komisyondan geçer ve Genel Kurul gündemine iner."
Geçen
zamanla birlikte şartların da değiştiğini ve yasalarda da bir takım
düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu anlatan Şahin, "O bakımdan bunları
süratle gerçekleştirmek için bu yeni yasama yılını fırsat olarak da
değerlendirmemiz gerektiği kanaatindeyim" dedi.
Şahin
ile Akyel daha sonra Şahin in ziyareti dolayısıyla özel oturumla toplanan
Sayıştay Genel Kurulu na geçtiler.
2003
tarihli 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, dış denetim alanında
Sayıştay a yetki veriyor, bu alandaki dış denetim ve hesapların hükme
bağlanmasıyla ilgili diğer konuların ilgili kanunla düzenlenmesini öngörüyor.
Söz konusu yasaya uyumlu Sayıştay Kanunu teklifi, ilk olarak 2005 yılında
Meclise sunulmuştu ancak aradan geçen süreçte yasada düzenleme yapılamadı.
Sayıştay’a göre
113 milyar liralık iç borçlanma ihalelerinde kriter yok, eksiklik çok.
Sayıştay’a göre Hazine,
ihalelerde bankalara gereğinden fazla “rekabetçi olmayan teklif” verme hakkı
tanıyarak faizin olabildiğince düşük çıkmasına neden oldu, ayrıca ihaleler
öncesi borçlanacağı tutarı belirlemedi; ihale sonuç-karar gerekçelerini
belgelendirmedi ve bankaların ihalelerde anlaşmasına ilişkin önlem almadı.
Sayıştay, 2008 yılında 113 milyar liraya ulaşan Hazine’nin iç borçlanma
sisteminde önemli sorunlar buldu. Sayıştay, iç borçlanmayı “piyasa yapıcısı” adı
verilen bankalarla gerçekleştiren Hazine’nin, “bu bankaların seçiminde kanunen
önceden belirlenmesi gereken kriterleri belirlemediğini” tespit etti.
Ayrıca “iç borçlanma ihale süreçlerinde ihale sonucunu etkileyebilecek
eksiklikler bulunduğunu” bildirdi. Sayıştay’a göre Hazine, ihalelerde bankalara
gereğinden fazla “rekabetçi olmayan teklif” (ROT) verme hakkı tanıyarak ödenen
faizin olabildiğince düşük çıkmasına neden oldu, ayrıca ihaleler öncesi
borçlanacağı tutarı belirlemedi; ihale sonuç karar gerekçelerini belgelendirmedi
ve bankaların ihalelerde anlaşmasına ilişkin önlem almadı. Hazine
Müsteşarlığı’nın 2008 yılında 113 milyar 86 milyon lira olarak gerçekleşen iç
borçlanma sistemi Sayıştay Başkanlığı’nın 1 Ekim 2009’da yayımladığı “2008 Yılı
Hazine İşlemleri Raporu”nda “Piyasa Yapıcılığı Sisteminin İşleyişine İlişkin
Sorunlar” başlığı altında mercek altına alındı.
Raporda, Hazine’nin iç borçlanma sistemiyle ilgili “Hazine Müsteşarlığı, iç
borçlanma işlemlerinde ‘Piyasa Yapıcılığı Sistemini’ ve ‘İhale Yöntemini’
benimsemiştir. Bu sistem çerçevesinde, müsteşarlık ‘piyasa yapıcısı’ (PY) olarak
adlandırılan ve önceden belirlenmiş birtakım kriterlere göre seçilmesi gereken
finansal aracılarla çalışmaktadır. Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) ihaleleri
tüm katılımcılara açık olmakla birlikte, piyasa yapıcısı bankalar birtakım hak
ve yükümlülüklere sahip bulunmaktadırlar” bilgisi verildi.
Türkiye’de PY sisteminin, 1999 yılı sonunda IMF ile yapılan Stand-by Düzenlemesi
sonucu 8 Mayıs 2000 tarihinde 19 banka ile uygulamaya konulduğu belirtilen
raporda, “Bu dönem için önceden belirlenmiş kriterler mevcuttur ve bu kriterlere
göre bankalar seçilmiştir” tespitinde bulunuldu. Buna karşın raporda, Kasım
2000’de çıkan kriz nedeniyle 2 Eylül 2002’ye kadar ara verilen sistemin, AKP
iktidarından hemen öncesine gelen bu tarihten sonra her yıl yenilenen
sözleşmeler ile sürdürüldüğüne dikkat çekildi.
HAZİNE KRİTERLERİ BELİRLEMİYOR
Raporda “sistemin işleyişine ilişkin temel sorunlar” ise şu ifadelerle yer aldı:
• Piyasa yapıcısı bankaların seçiminde kanunen önceden belirlenmesi gereken
kriterler müsteşarlıkça belirlenmemiştir. 4749 sayılı Kanun’a göre, piyasa
yapıcısı bankalar önceden belirlenmiş kriterlere göre seçilmelidir. Uygulamada
ise 2000 yılında belirlenmiş olan kriterler güncellenmemiş, 2008 yılı için ise
söz konusu kriterler Hazine Müsteşarlığı’nca belirlenmemiş ve başvuru yapan tüm
bankalar PY olarak kabul edilmişlerdir.
• DİBS ihale sürecinin belli aşamalarında, ihale sonucunu etkileyebilecek
eksiklikler mevcuttur. Piyasa yapıcılara, rekabetçi olmayan teklif (ROT) adı
altında ihale öncesinde, ihalede oluşacak ortalama fiyattan alım yapmak üzere
teklif verme hakkı tanınmıştır. Müsteşarlık ROT yoluyla uygun gördüğü
miktarlarda satış gerçekleştirmektedir. ROT yöntemiyle yüksek oranda
borçlanılması, çoklu fiyat uygulaması açısından ortalama fiyattan çok fazla
satış yapıldığı anlamına gelmektedir. Ancak, ROT’ta teklifi kabul edilen PY’ler,
ihalede rekabet etmek yerine ortalama fiyatı yükseltmeye çalışabileceklerdir.
• İhaleler, müsteşarlıkça bir kesim çizgisi tespit edilerek sonuçlandırmaktadır.
Bu aşamada, kesim çizgisi üstünde verilen teklifler kabul edilmiş olmaktadır.
Kesim çizgisi çekilirken stratejik ölçütler, ihtiyaç duyulan finansman programı
miktarı, piyasa koşulları, kamuoyuna duyurulan borçlanma stratejisi, ihale
teklif miktarı ve teklif yapısı kavramlarından hangisinin ne aşamada ve ne
amaçla kullanıldığı bilgisi ihale bazında mevcut değildir.
• İhale öncesinde bir borçlanma tutarı veya aralığının tespit edilmemesi,
ihalede borçlanılan tutarın ne kadar doğru ve tutarlı bir şekilde belirlendiği
konusunda tereddütler uyandırmaktadır. Piyasa yapıcısı bankalar ve diğer
katılımcılar arasında DİBS ihalelerinde muhtemel olan bir anlaşma ve birlikte
hareket durumu için önlemler ve yaptırımlar mevcut değildir. DİBS ihalelerinde
bilgi korunması ve gizliliğin ihlali konusunda yaptırımlar yeterli değildir.
İlk yerli ekonomik program Sayıştay ın gücünü
artıracak
Ekonomi
yönetimi tarafından hazırlanan ve 2010-2012 yıllarını kapsayacak 3 yıllık yerli
ekonomik planda, kritik görevi Sayıştay üstlenecek. Uluslararası Para Fonu (IMF)
dayatması olmaksızın hazırlanan yerli yapım Orta Vadeli Ekonomik Program da, Sayıştaya
önemli görevler verilecek. Kamuda etkin bir dış denetimin sağlanması için
öncelikle Sayıştayla ilgili yasal düzenlemeler yapılacak, denetim kapasitesinin artırılması
için eğitim faaliyetlerine ağırlık verilecek. Mali disiplinin sağlanması ve
kamu harcamalarının verimliliğinin artırılması amacıyla Sayıştay ın
uluslararası standartlarda denetim faaliyetlerinin kamuda yaygınlaştırılması
sağlanacak. Ayrıca Sayıştay ın denetim faaliyetlerinden beklenen verimin
sağlanabilmesi için tüm kamuda iç kontrol sistemlerinin uluslararası
standartlarda kurulmuş ve iç denetimin de işlerlik kazanmış olması gerekiyor.
Bu çerçevede kamuda iç kontrol sistemleri ve iç denetimin sağlıklı bir şekilde
çalışması amacıyla Sayıştay aktif girişimlerde bulunacak. Sayıştay Denetçileri
Derneği Başkanı Kemal Özsemerci, önceki günlerde yaptığı bir değerlendirmede kamu mali yönetiminin çok iyi
bir noktada olmadığını belirterek, “Maalesef mali sistem, hukuksuzluk ve
usulsüzlükleri üretmeye devam ediyor. Kamu kaynaklarının suistimali ve
yolsuzluklar ülkemizin en önemli sıkıntılarının başında geliyor” dedi. Özsemerci,
Sayıştay denetçilerinin yolsuzlukla mücadele için büyük mücadele verdiklerini
belirterek, “Öyle ki mecbur olmadığı halde, akşam evine iş götüren çok sayıda
meslektaşımız var. Hatta yetişmediğinde eşine sorgu tasnifi yaptırıyorlar”
dedi. Ancak tüm bu gayretlerin denetimi etkinleştirmeye yetmediğini belirten Özsemerci,
bunun için denetimin belli standartlarda yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Sayıştay Denetçileri Derneği (SAYDER) Başkanı Kemal
Özsemerci, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ve Sayıştay Başkam Recai
Akyel'in de bulunduğu toplantıda yolsuzluk ve usulsüzlüğün devam ettiği
uyarısında bulundu.
SAYDER tarafından düzenlenen iftar yemeğinde konuşan
Özsemerci, "Kamu mali yönetiminin çok iyi noktada olmadığını söylemek
zorundayız. Maalesef mali sistem, hukuksuzluk ve usulsüzlükleri üretmeye devam
ediyor. Kamu kaynaklarının suistimali ve yolsuzluklar ülkemizin önemli
sorunlarının başında geliyor. Zengin kamu kaynakları hâlâ verimli ve etkin
kullanılmıyor ve israf ediliyor" dedi.
SAYIŞTAY ÖRNEK OLACAK
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç da, Sayıştay'da bir ülkeyi
yönetecek düzeyde yetişmiş personel bulunduğunu belirterek, Sayıştay Başkanı
Akyel'e, "Bu kurumun etrafındaki duvarları yıkın. Yetişmiş personelin önünü
açın" çağrısında bulundu. Akyel de Sayıştay'a üç hedefle geldiğini belirterek,
"Birincisi çalışanlara mutlu bir ortam sağlamak, ikincisi Sayıştay'ın denetim
kapasitesini artırmak üçüncüsü de Sayıştay'ı hukuka ve kaliteye uygun çalışma
yönüyle tüm kamunun örnek alacağı bir kurum haline getirmek" dedi.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'tan, Sayıştay'a
destek geldi. Sayıştay Denetçileri Derneği'nin iftarına katılan Kılıç, Sayıştay
çatısı altında bu ülkeyi aydınlık yarınlara çıkaracak kadroların bulunduğunu
söyledi. Eski bir Sayıştay mensubu olan Kılıç, Sayıştay'ın değerinin bu kurumdan
ayrılınca daha iyi anlaşıldığını bildirdi.
Kılıç, Sayştay Başkanı Recai Akyel'e seslenerek,
"Sayıştay'ın etrafına örülmüş bu duvarları yıkın Sayın Başkan. Bu çatı altında
bir devleti yönetecek, ülkeyi aydınlık yarınlara çıkaracak kadro var" dedi.
2-6 Şubat 2009 tarihlerinde yapılan Sayıştay
Denetçi Yardımcılığı sözlü sınavında başarısız olan adaylar, sözlü sınavın
iptali ve sınav sonucu yapılan atamaların iptali ile 29.1.1980
tarihli ve 16884 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Sayıştay Denetçi Yardımcısı
Adaylığına Giriş Sınavı ve Denetçi Yardımcısı Adayları ile Denetçi
Yardımcılarının Yerleştirilme ve Meslek Sınavı Yönetmeliğinin "sözlü
sınav" başlıklı 16. maddesinde yer alan "Sözlü sınav değerlendirilmesinde
adayların zeka, intikal surati, ifade ve temsil yeteneği de dikkate alınır" ifadesininiptalini
istemiştir.
Danıştay
Onikinci Dairesi, Sayıştay başkanlığının savunmasının aldıktan sonra, yargısal
denetimin nasıl yapılabilirliği üzerinde durmuş ve şu gerekçelere kararda
yer vermiştir:
"Sözlü
sınavda başarısız sayılma işleminin, diğer tüm idari işlemlerin yargısal
denetimlerinde olduğu gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat olmak üzere
işlemin tüm unsurları yönünden yargısal denetiminin yapılması esas olmalıdır.
İdari işlemin yetki, şekil gibi salt usule ilişkin unsurları ile sınırlı olmak
üzere yapılan bir yargısal denetimin, hukuk devleti ilkesinin sağladığı
güvenceyi temin etmeyeceği açıktır.
Nitekim 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin (1/a) bendi
gereğince iptal davalarında, idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulması zorunlu
bulunmaktadır. Dolasyıyla; sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin yargısal denetimini sağlayacak
altyapının tüm unsurlarıyla oluşturulmasını sağlamak hukuka bağlı idarenin
görevidir."
Danıştay
bu değerlendirmeler sonrasında; sözlü sınavda adayın hangi yönlerden görevinin
gerektirdiği niteliklere sahip olmadığının Sayıştay tarafından açıklanamaması
ve öznel değerlendirmelere açık olan sözlü sınavda takdir edilen puanla, eleme
ve yazılı sınavda normal ölçütlerde ortaya konan başarı ve liyakatin geçersiz
kılınmasının mümkün olamayacağını belirtmiştir. Bu nedenle de sözlü sınavın hizmet gerekleri ve nesnel ölçüler esas
alınarak yapılamadığı sonucuna varmış ve "Bu durumda, tüm unsurları
itibariyle yargısal denetim yapılabilmesi ve hukuk devleti ilkesinin temini
açısından, komisyon üyelerince takdir edilen notun gerekçeleriyle ortaya
konulmaması, sınavın sesli ve görüntülü kayıt yapılmak suretiyle
gerçekleştirilmemesi nedeniyle yapılan sözlü sınavda ve davacının bu sınavda
başarısız sayılmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır."
demiştir.
Danıştay,
söz konusu kararında ayrıca, yapılan atamaların da doğal olarak iptal edilmesi
gerektiğine karar vermiştir.
Danıştayın bu kararı gereğince 2-6
Şubat 2009 tarihinde yapılan Sayıştay Denetçi Yardımlığı sözlü sınav
sonuçlarına göre yapılna atamalar iptal edilecektir. Bu konudaki uygulama, mahkeme kararının
Sayıştay a tebliğinden itibaren 30 gün içinde yapılmalıdır.
Söz
konusu bu karar, bir kez daha kariyer mesleklerdeki sözlü sınavlara idareler
tarafından çeki düzen verilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu karar ve buna
benzer kararlar,
1-
Komisyon üyelerince takdir edilen notun gerekçeleriyle ortaya konamaması,
2- Sözlü sınavın sesli ve görüntülü kayıt yapılmak suretiyle
gerçekleştirilmemesi,
halinde, sözlü sınavın ve buna dayanılarak yapılan
atamaların iptal edilebileceğini göstermektedir.
AB'ye uyum
çerçevesinde 2004 yılında çıkartılan
yasa ile Sayıştay'ın TSK'yı
denetim yetkisi artırıldı. Ancak 12 Mart
muhtırasının hemen ardından çıkartılan bir
yönetmelik, aradan geçen 38 yıla rağmen hala
yürürlükte olduğu için yasanın getirdiği
demokratik içerik etkisiz durumda.
Parlamenter denetim ile Sayıştay'ın takibinden bir
türlü haz etmeyen askerî bürokrasi, AB zoruyla gelen
şeffaflığı öngören yasaları da işlevsiz
hale getirmenin bir şekilde yolunu buluyor. AB'ye uyum
çerçevesinde 2004 yılında çıkartılan
yasa ile Sayıştay'ın TSK'yı
denetim yetkisi artırıldı.
Ancak 12 Mart muhtırasının hemen ardından
çıkartılan bir yönetmelik aradan geçen 38
yıla rağmen hala yürürlükte olduğu için
yasanın getirdiği demokratik içerik etkisiz durumda.
“Askeri Harcamaların ve Askeri Malların Parlamenter ve
Yargısal (Sayıştay) Denetimi” başlıklı
incelemede, dünyada 2008 yılı itibarıyla 1,5 trilyon
dolarlık askerî harcama yapıldığı,
Türkiye'nin en fazla harcama yapan ikinci grupta yer
aldığı, ancak TSK'nın toplam
harcama miktarı bilinemediği için sıralamanın
netliğinden söz edilemeyeceği vurgulandı.
ASKERİ
YÖNETMELİK SİVİL YASADAN ÜSTÜN
İncelemede, yasa üzerinde askerî harcamaların denetiminin
TBMM adına Sayıştay tarafından
gerçekleştirileceğinin hükme
bağlandığı, ancak fiilî durumun ise yasal
öngörüden farklı olduğu belirtildi. Askerî
harcamaların ağırlıklı olarak Savunma Sanayi
Destekleme Fonu üzerinden yapıldığı
hatırlatılan incelemede, daha sonra şu değerlendirmelere
yer verildi:
Bu fonun harcamaları Sayıştay denetimine girmiş ama
değiştirilmeyen bir yönetmelik nedeniyle Sayıştay
denetimi işlevsiz kalmıştır.
2004 yılında AB süreci çerçevesinde
Anayasa'nın 160. maddesinin son fıkrasının
kaldırılması, Sayıştay'ın askeri harcamaları
denetiminde daha etkin olabilmesini sağlayan önemli bir
adımdır. Ancak aynı düzenlemenin 19. maddesi fonun
taşınmazlarının devlet malı olduğunu hükme
bağlamaktadır. Askerî mal statüsünü getiren
yönetmelik ise 12 Mart 1971 sonrası düzenlemelerle
sağlanmış ve askerî mallar denetim dışında
kalmıştır.
NELER
YAPILABİLİR?
TESEV'in raporunda, askerî faaliyetler
üzerindeki parlamenter denetimin artırılabilmesi için
yapılması gerekenler de dile getirildi. Raporda, şöyle
denildi: Denetimi olanaklı kılacak gerekli ve yeterli sivil iradenin
oluşması. Tüm yönetmeliklerin, Anayasa'da yapılan
değişikliklerin ruhuna uygun hale getirilmesi. Her siyasal parti
içerisinde askeri makamlarla arada mevcut enformasyon asimetrisini
ortadan kaldıracak ya da en aza indirecek bir uzman kadronun
yetişmesi. Bütçeleme süreçlerinde tüm askeri
harcamaların tek bir belgede toplanması, fon uygulamasına son
verilmesi, adem-i tahsis (tahsis yapmama) ilkesine
saygı gösterilmesi.
Gazeteci Eser KARAKAŞ'ın Zaman
Gazetesi'nde çıkan "Kamu Yönetimi Temel Kanunu'na ne oldu?" başlıklı makalesinde
Sayıştay'ın geçtiği kısım alıntılanarak aşağıda verilmiştir. Yazının tamamını
okumak için
tıklayınız.
DEMOKRATİK
AÇILIM, YASAL GİRİŞİMLERLE DESTEKLENMELİ
Sayıştay Kanunu da,
bilebildiğim kadarıyla, 2005 senesinden günümüze TBMM komisyonlarında bekliyor;
geçtiğimiz günlerde Hükümet Sözcüsü Sayın Cemil Çiçek bu yasa tasarısının adını
bir kez daha andı ama sonra arkası nasıl gelecek doğrusu bilemiyorum. 1967
tarihli yürürlükteki Sayıştay Kanunu'nu değiştirmek Türkiye'nin
demokratikleşmesi, daha etkin bir mali sistem, daha demokratik bir denetim
mekanizması için gerçekten çok önemli; unutulmaması gereken temel gerçek
Sayıştay'ın denetim mekanizmasını TBMM adına işleten bir yüksek yargı organı
olduğu ama mevcut yasa çerçevesinde bu denetim işlevini AB standartlarında
gerçekleştirememesi. Temennimiz Sayıştay yasasının en kısa sürede yasalaşması ve
böylece TBMM adına denetim yetkisini kullanan Sayıştay'ın kamunun her türlü
harcamasını ve taşınmazlarını AB standartlarında denetleyebilmesi.
Sayıştay üyelerini Meclis’in
seçtiğini hatırlatan Başbakan Yardımcısı Arınç: HSYK’ya TBMM’ce üye seçilmesi
bağımsızlığını gölgelemez
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, yasama organınca Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) üye seçilmesinin, bağımsızlığına gölge
düşürmeyeceğini söyledi. Arınç, ‘’Sayıştay’ın üyelerini biz seçiyoruz, bugüne
kadar Sayıştayda ‘görevini suistimal etti, siyasallaştı’ iddiasını duydunuz mu?
Ben duymadım’’ dedi. Arınç, CNN Türk’te, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in adli
yıl açılışındaki, ‘’Yandaş yargı’’ sözünün hatırlatılması üzerine, son yıllarda
bu tür açılışlarda daha çok siyasi içerikli konuşmalar yapıldığını hatırlattı.
‘YANDAŞ YARGI’YI İLK KEZ DUYDUM
Arınç, ‘’Yandaş medyayı çok duydum da ‘yandaş yargı’yı ilk defa duyuyorum. Ne
amaçla kullanmak istediğini, sonra niye vazgeçtiğini bilmiyorum, merak da
etmiyorum’’ dedi. ‘HSYK’ya ilişkin düzenlemelerin hükümetin siyasi baskısı
olarak nitelendirildiğinin’’ belirtilmesi üzerine Arınç, bu yorumu yapanların
konuya objektif bakmadıklarını söyledi. Arınç, ‘’Kendileriyle tek tek
konuştuğunuz zaman ‘buna çok ihtiyaç var’ diyenler de var. İsimlerini söylersek
ayıp olacak ama bir kurum olarak çıktıklarında bunu başka kanallara çekmeye
çalışıyorlar’’ diye konuştu.
Sayıştay, kamunun
yolsuzluk ve usulsüzlük üretmeye devam ettiği uyarısında bulundu.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ise
“Sayıştay çatısının altında bu ülkeyi aydınlık yarınlara çıkaracak kadro var.
Sayıştay’ın etrafındaki duvarları kaldırın” dedi.
Sayıştay Denetçileri Derneği Başkanı Kemal
Özsemerci, kamu mali yönetiminin çok iyi bir noktada olmadığını belirterek,
“Maalesef mali sistem, hukuksuzluk ve usulsüzlükleri üretmeye devam ediyor. Kamu
kaynaklarının suistimali ve yolsuzluklar ülkemizin en önemli sorunlarının
başında geliyor” dedi.
Özsemerci, eski Sayıştay Üyesi olan Anayasa
Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın da katıldığı iftar yemeğinde bir konuşma yaptı.
Konuşmasının kamunun yolsuzluk ve usulsüzlük üretmeye devam ettiğini belirten
Özsemerci, Sayıştay denetçilerinin yolsuzlukla mücadele için büyük mücadele
verdiklerini söyledi. Özsemerci, “Öyle ki mecbur olmadığı halde, akşam evine iş
götüren çok sayıda meslekteşımız var. Hatta iş yetişmediğinde evde eşine sorgu
tasnifi yaptıran arkadaşlarımız var” dedi.
Ancak tüm bu gayretlerin denetimi etkinleştirmeye
yetmediğini belirten Özsemerci, bunun için denetimin belli standartlarda
yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Duvarları kaldırın!
Eski bir Sayıştay mensubu olan Anayasa Mahkemesi
Başkanı Haşim Kılıç ise, Sayıştay’ın değerinin dışarıya çıkıldığında daha iyi
anlaşıldığını söyledi. Sayıştay Başkanı Recai Akyel’e seslenerek, “Seyaştay’ın
etrafına örülmüş bu duvarları yıkın Sayın Başkan. Bu çatının altında bir devleti
yönetecek, ülkeyi aydınlık yarınlara çıkaracak bir kadro var” dedi.
Trafik kazası geçiren vatandaşların milyarlarca liralık tedavi masrafını
özel sigorta şirketleri yerine yanlışlıkla
sosyal güvenlik kurumlarının üstlendiği
ortaya çıktı. 13 yıllık bu vahim hatayı Sayıştay yakaladı.
Hatadan yeni
haberdar olan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), ödediği faturaları sigorta
şirketlerinden tahsil edebilmek için harekete geçti.
İşte
büyük hata
Karayolları
Trafik Kanunu 1996 yılında yapılan değişikle trafik kazalarında yaralananların
tedavilerinin ilgili özel trafik sigorta şirketleri tarafından karşılanması
hükme bağladı. Tedavi masrafları, trafik sigortalarının toplayacağı primlerden
karşılanacak, sosyal güvencesi olmasa bile vatandaş mağdur edilmeyecekti. Ancak
uygulamada vahim bir hata yapıldı.
Sigorta
şirketleri primleri toplayıp karlarını büyüttü. Trafik kazası geçirenlerin
tedavi masrafını ise Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur gibi kazazedelerin kendi
sosyal güvenlik kurumları karşıladı. Güvencesi olmayan ise tedavi giderini cebinden ödedi.
Bu üç kuruma
milyarlarca liraya mal olan hata ise hastanelerden kaynaklandı. Normalde
hastanelerin, kazazedenin tedavisini yaptıktan sonra kaza tespit tutanağıyla birlikte tedavi faturasını, kazaya karışan aracın
trafik sigorta şirketine göndermesi gerekiyordu. Oysa hastaneler, tedavinin trafik kazası sonucu yapıldığını belirtmeksizin tüm
masrafları ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna gönderdi. Sosyal güvenlik
kuruluşları da normal bir işlem olarak gelen fatura bedellerini hastanelere
ödedi. Sosyal güvencesi olmayan vatandaş ise tedavi masrafını kendin cebinden
karşılamak zorunda kaldı.
Sayıştay
buldu
Büyük yanlış,
Sayıştay ın Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) hesaplarını denetlemesiyle ortaya
çıktı. Mahkemeye sunulan raporda, trafik kazasına ilişkin tedavi masraflarının
sigorta şirketlerinden alınması istendi.
Fatura
büyük
Emniyet Genel
Müdürlüğü istatistiklerine göre son 10 yılda 6 milyon trafik kazası meydana
geldi. Bu kazalarda yaklaşık 1.5 milyon kişi yaralandı. Son 5 yılda yaralı
sayısı ise 732 bin 521 oldu. Yetkililer, bir kişinin kaza yerinden ambulansla
hastaneye sevkinin ortalama 150 liraya; hastane tedavisinin ise ortalama bin
400 liraya mal olduğuna dikkat çekti.
Sayıştay
denetiminin SGK nin 2006 yılı hesaplarını kapsamasına karşın, raporun mahkeme
tarafından kabul edilmesi durumunda sonucun diğer yıllar için de emsal
oluşturacağı belirtildi.
Vatandaş mağdur olmasın
SGK, Sayıştay
denetimi tamamlanmadan durumu düzeltmek için harekete geçti. Bu yılın başından
itibaren hastanelere gönderdiği yazıda, bundan böyle trafik kazaları nedeniyle
yapılan hiçbir tedavi masrafını ödemeyeceğini duyurdu. Ayrıca hastanelerden,
son 5 yıla ilişkin kaza tespit tutanakları ile kazazedelerin tedavi
faturalarını göndermelerini istedi.
Bir SGK
yetkilisi, bugüne kadar sosyal güvenlik kuruluşlarının sigortalılarını mağdur
etmemek için kaza geçirip geçirmediğine bakmaksızın tedavi masraflarını
üstlendiğini söyledi. Ancak trafik tespit tutanağı gönderen hastanelere ise
ödemeyi yapıp, masrafları sigorta şirketine rücu ettiklerini belirtti.
SGK nin yeni
uygulaması nedeniyle kaza geçiren vatandaşın mağdur olma riskine de değinen
yetkili, “SGK sigortalıyı mağdur etmemek için faturaları hemen ödüyordu ama bu
denetim nedeniyle insanlar tedirgin oldular. Umarız hastaneler faturaların
ödenmesinin gecikmesi üzerine trafikzedeleri hastaneye almaktan kaçınmazlar”
dedi.
Ancak bir
bakanlık yetkilisi, hiçbir hastanenin acil olarak gelmiş bir yaralıyı geri
çeviremeyeceğini belirterek, bunun kapatma
nedeni olduğuna dikkat çekti.
Örnek
Olay
Memur Ahmet
Bey, 4 kişilik ailesiyle tatile çıktı. Ancak bir süre sonra meydana gelen kaza
sonucu sürücü koltuğundaki Ahmet Bey ve aile yakınları yaralandı. Hastaneye
kaldırıldı. Peki tedavi masraflarını kim ödeyecek?
1996 yılında
değiştirilen Karayolları Trafik Kanunu gereğince masrafları Ahmet Bey in
zorunlu trafik sigortasını yapan şirket üstlenecek. Ancak kaza tespit
tutanağında Ahmet Bey in yüzde 50 oranında kusurlu olduğu anlaşılırsa; sigorta
şirketi Ahmet Bey in tedavi giderlerinin sadece yarısını karşılayacak.
Kalan yarısı ise Ahmet Bey in sosyal güvenlik kuruluşundan tahsil edilecek.
Arabadaki diğer yaralıların ise kusuruna bakılmaksızın tüm masrafları, kişi
başı 150 bin liraya kadar olan kısmı, yine aynı sigorta şirketi tarafından
karşılanacak.
İşte
o madde
2918 Sayılı
Karayolları Trafik Kanunu, 1996 yılında değiştirildi. Halen yürürlükte olan 8.
maddesi trafik kazazedelerinin tedavi ücretlerinin sigorta şirketi tarafından
karşılanmasını hükme bağlıyor; işte o madde:
MADDE 8- b)Üniversitelere
bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşları, acil
olarak kendilerine getirilen trafik kazası geçirmiş kişilere, Sağlık Bakanlığı
tarifesini uygulamak suretiyle, vermiş oldukları hizmetlerin bedelinin tamamını
yükümlü sigorta şirketlerinden tahsil ederler.
Son 10 yılın kaza istatistikleri
YILI
KAZA
SAYISI
ÖLÜ
SAYISI
YARALI SAYISI
1999
465.839
6.130
125.586
2000
500.663
5.566
136.406
2001
442.960
4.386
116.202
2002
439.958
4.169
116.045
2003
455.637
3.959
117.551
2004
537.352
4.427
136.437
2005
620.789
4.505
154.086
2006
728.755
4.633
169.080
2007
825.561
5.007
189.057
2008
929.304
4.228
183.841
*Emniyet Genel Müdürlüğü
ve Jandarma Genel Komutanlığı sorumluluk bölgesinde meydana gelen trafik kaza
bilgilerini kapsamaktadır.
ANKARA - Yargı
Reformu Stratejisi nin çok önceden başlamış bir çalışma olduğunu ifade eden Hükümet
Sözcüsü Cemil Çiçek, Bakanlar Kurulu nda sonra, “Yargı kurumlarının da görüşü
alındıktan sonra yargı reformuna nihai şekli verilmiştir. Önümüzdeki Bakanlar
Kurulu Toplantısı na bu konu Sayın Adalet Bakanı tarafından getirilecek.
Hükümette de müzakere edildikten sonra kamuoyuna açıklanacaktır” dedi.
Yolsuzlukla
mücadele
Başmüzakereci
Egemen Bağış ın AB konusundaki çalışmalarla ilgili bilgi verdiğini belirten
Çiçek, bunların başında yargı reformunun geldiğini belirterek şöyle konuştu:
“Bu Türkiye nin
zaten taahhütlerinden biridir. İkincisi, Yolsuzlukla Mücadele Stratejisi... Bu da hükümet olarak üzerinde önemle
durduğumuz konuların başında geliyor. Bununla ilgili hazırlanan taslak metin
ilgili kamu kuruluşları ve bir kısım sivil toplum kuruluşlarına gönderildi.
Bunlardan gelen görüşlerin ışığında buna da nihai şekil verilecek. Ve
kamuoyuyla paylaşılacak.
Ombudsmanlık
tasarısı
Ayrıca,
geçtiğimiz hükümet döneminde yasasını çıkardığımız ancak Anayasa Mahkemesi
tarafından, Anayasal dayanağı olmadığı
için iptal edilen Kamu Denetçiliği ya da
bilinen adıyla Ombudsmanlık konusunu yeni baştan ele almamız gerekiyor.
Tabiatıyla bununla ilgili bir anayasa değişikliğini de ihtiyaç var.”
Sayıştay kanunu
teklifi
BM İşkenceyle
Mücadele Sözleşmesi Protokolü nün onaylanmasının yeni dönemde üzerinde durulan
konulardan biri olacağını anlatan Çiçek, şöyle devam etti: “Ayrıca gündemin
yoğun olması sebebiyle yasalaştıramadığımız Sayıştay Kanunu var. Hem
yolsuzlukla mücadele hem Türkiye de saydamlığın, şeffaflığın, hesap
verilebilirliğin temini bakımından bu yasanın süratle yasalaşması gerekiyor.
Yeni Sayıştay Başkanımızın katılımıyla derli toplu bir taslak üzerinde
çalışıldıktan sonra bunun da yasalaşmasını istiyoruz.”
Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu’ndaki (HSYK) Ergenekon hákim
ve savcılarının yer değişikliği krizinin
ardından Anayasa Mahkemesi’nde de rotasyon krizi
çıktı.
Anayasa Mahkemesi
Başkanı Haşim Kılıç’ın,
"Rotasyon başlattık. Geldiğiniz kurum olan
Sayıştay’a dönün" istemi üzerine mahkemenin
en kıdemli raportörü Ali Rıza Aydın emekliliğini
istedi. Bu durum yüksek mahkemenin 23 raportörü arasında
rotasyon tedirginliği yarattı. Aydın’ın görevden
alınmasında, YARSAV Genel Sekreterliği görevini de
yürütmesinin etkisi olduğu iddia ediliyor.
13 yıldır çalışıyordu
Çalışkanlığı
ve hazırladığı raporlardaki titizliği ile tanınan
kurumun en kıdemli raportörü
Aydın’ın rotasyon adı altında 13 yıl görev
yaptığı mahkemeden gönderilmeye
çalışılması, yüksek mahkeme çevrelerinde
şaşkınlıkla karşılandı. Aydın,
1976’da Sayıştay’da Denetçi
Yardımcısı olarak göreve başladı, 1991’de Başbakanlık’ta görevlendirildi,
1996’da Anayasa Mahkemesi Raportörlüğü’ne
atandı. Yüce Divan’da da raportörlük
yapan Aydın’ın uzmanlık alanıyla ilgili çok
sayıda kitabı ve makalesi bulunuyor.
Başkan
görevden alabiliyor
Raportörler,
mesleklerinde en az 5 yıl çalışmış hákim ve savcılar, Sayıştay
denetçisi, başdenetçisi veya uzman
denetçileriyle akademisyenler arasından seçiliyor.
Bağlı bulundukları kurumun yetkili mercii tarafından Anayasa
Mahkemesi’ne atanabiliyorlar. Bunun için Anayasa Mahkemesi
Başkanı’nın atamayı uygun bulması gerekiyor.
Raportörlerin görevden alınmasında ise Anayasa Mahkemesi
Başkanı’nın tek başına kararı yetiyor.
Taraf
Gazetesinden Neşe DÜZEL in 13.07.2009 tarihinde Ali BAYRAMOĞLU ile yapmış
olduğu röportajda Sayıştay ın konuşulduğu bölümler alıntılanarak, aşağıda bu
bölümlere yer verilmiştir.
Neşe Düzel: Savunma harcamaları yüksek harcamalardır. Savunmaya
ayrılan paranın askerler tarafından nasıl harcandığı denetlenebiliyor mu? Ali Bayramoğlu: Hayır. Bu mali özerklik çok ciddi bir sorun. Her askerî
darbe döneminde çıkarılan kanunlarla, gizlilik
ve milli güvenlik esası diye diye askerler önce askerî malları,
daha sonra askerî kadroları, daha sonra da askerî harcamaları Sayıştay denetiminden
muaf hale getirdiler. Bu düzenlemeler hep askerî darbeler sırasında yasalaştı.
1980 askerî darbesinden sonra iş öyle bir noktaya geldi ki, hem askerî mallar
(cemseler, cipler...), hem de askerî harcamalar ve ihaleler (tank ve silah
alımları, askerî kadrolar, personel giderleri, maaşlar, yolluklar) askerin
kendi iç denetimine tâbi kılındı. “Askerî malları, Sayıştay
gizlilik esasına göre denetler” dendi.
N.D.: Gizlilik ve denetim yan yana gelebilir mi? A.B.: Gelmez. Nitekim Parlamento adına denetim yapan Sayıştay
yıllarca askerî malları denetleyemedi. Oysa dünya, askerin parlamenter
denetimine çok önem veriyor. Mesela NATO, Doğu Avrupa ülkelerini üye alırken,
ordu harcamaları üzerinde parlamenter denetimi en önemli şeffaflık kriteri
olarak belirledi. 2003 te yapılan anayasa değişikliği bizde de askerî malların
ve askerî harcamaların denetimini esasa bağladı ama bu denetim de kâğıt üstünde
kaldı. Çünkü yönetmelik hâlâ çıkarılmadı. Zaten sıkıntı hep böyle yaşanıyor. Ya
yönetmelik gizli oluyor ya da yasa değiştiriliyor ama yönetmeliği 20 yıl
boyunca çıkarılmıyor. Ama bu yönetmelik artık uzun süre askıda kalamaz. AB
ilerleme raporları yönetmelik nerede diye sormaya başladı.
N.D.: Bu, niye o kadar önemli AB için? A.B.: Çünkü AB, asker-sivil ilişkilerinde çok temel iki prensipten yola
çıkıyor. Bir, askerin ve kolluk güçlerinin siyasi otoriteye mutlak
bağımlılığını istiyor. İki, hukuki, mali ve idari denetimden oluşan sivil
denetimi şart koşuyor. Türkiye nin benim
özel durumum var deyip kaçamayacağı
şartlar bunlar. Bu yüzden yasa değişikliğine karşı direniyorlar ve Ankara da
kıyamet kopuyor.
Sayıştay,
TAPDK eski Başkanı Çalışkan’dan yazılı savunma istedi
Sayıştay Başkanlığı, 1994-2008
yıllarına yönelik hesapların incelenmesi sırasında “mevcuda aykırı ve noksan
görülen işlemler” nedeniyle, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden, Tütün ve Alkol
Piyasası Düzenleme Kurumu’na kadar yaklaşık 85 kuruluşun muhasebe birimlerinde
görev yapan isimlerden yazılı savunma yapmalarını istedi. Sayıştay
Başkanlığı’nın savunma istediği isimler arasında Tütün ve Alkol Piyasası
Düzenleme Kurumu (TAPDK) Eski Başkanı Kazım Çalışkan da yer aldı.
Sayıştay Başkanlığı’nın Resmi
Gazete’de yayımlanan ilanına göre 1994-2008 yıllarına yönelik hesapların
incelenmesi sırasında “mevcuda aykırı ve noksan görülen işlemler” hakkında, 832
sayılı Sayıştay Kanunu’nun 48’inci maddesi uyarınca yazılı savunmalarının
alınması amacıyla yaklaşık 85 kamu kurum ve kuruluşunun muhasebe ve hesap
işlerinde çalışan ve şu anda adreslerinde bulunamayan sorumlu kişilerin
listesini açıkladı. Sayıştay Başkanlığı’nın listesinde Ankara Büyükşehir
Belediyesi’nden, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’na, Milli Savunma
Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO Pol Tesisleri İşletme Başkanlığı’ndan, Ankara
EGO’ya kadar yaklaşık 85 kuruluşun muhasebe birimlerinde görev yapan isimler
bulunuyor. Sayıştay Başkanlığı’nın savunma istediği isimler arasında Tütün ve
Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Eski Başkanı Kazım Çalışkan da yer aldı.
Sayıştay’ın listesinde yer alan sorumluların, konu ile ilgili sorgularını almak
veya kendilerine tebligatın yapılabileceği açık adreslerini bildirmek üzere,
ilan tarihinden itibaren 15 gün içinde bizzat veya yazı ile Başkanlığa
başvurmaları gerekecek. Aksi takdirde bu ilan, tebligat yerine geçecek.
Sayıştay’ın yazılı savunma
istediği isimlerin arasında ağırlıklı olarak Ankara EGO’da görev yapmış
kişilerin yer aldığı görüldü. Sayıştay’ın yaptığı hesap incelemelerine takılan
ve hakkında yazılı savunma istenen 8 kişi daha önce Ankara EGO’da görev yapan
isimler oldu. Listede eski sekiz sorumlusuyla yer alan kurumlardan bir diğeri
ise Malatya Sağlık Kurumları 2 No’lu Döner Sermaye Saymanlığı oldu. Bunu eski
beş sorumlusunun yer aldığı Ankara Mamak Belediyesi izledi.
Sayıştay
ın 13 yıl sonra fark ettiği hata yüzünden okul boşaltılacak
Milli
Eğitim Bakanlığı na eğitim amaçlı verilen orman arazisi ve içindeki binanın
özel sektöre devredildiği 13 yıl sonra fark edildi. Durumu inceleyen Sayıştaş müfettişleri,
100 dönümden fazla olan arazi ve binaların, sadece kamu kurumları tarafından
kullanılabileceği yönünde rapor hazırladı. Bunu dikkate alan İzmir Orman Bölge
Müdürlüğü de Milli Eğitim Vakfı (MEV) na bağlı Özel Bilge Ata Okulları nın,
binaları derhal boşaltması için yazı gönderdi. Okul, önümüzdeki ay boşaltılmaya
başlayacak.
İzmir
İl Özel İdaresi tarafından 1996 yılında Milli Eğitim Bakanlığı na devredilen
söz konusu binanın tesis kullanım hakkının kamuda olduğu, kurumun da özel okul
konumunda bulunduğu gerekçesiyle devir gerektirdiği bildirildi. İzmir Orman
Bölge Müdürlüğü Kadastro Mülkiyet Şube Müdürü Naci Azman, "Milli Eğitim
Müdürlüğü, bizden kendi adına mülkiyet izni almış. Daha sonra binaları özel bir
okula devretmiş. Bu durum müfettiş raporlarında, izin dışı kullanım olarak tespit edildi. Acilen binanın
boşaltması gerekiyor." dedi.
İzmir
in eski valilerinden Kutlu Aktaş
ın, İl Özel İdaresi nden okul yapmak için
izin aldığını, ancak binanın o dönemde kendilerine ait vakfa kiraya verildiğini
söyleyen Özel Bilge Ata Okulları Kurucu Temsilcisi Ömer Kaplan ise,
"Sayıştay müfettişleri dosyaları incelerken bu durum gözlerine takılıyor. Burası devletin okulu olması gerekirken neden
özel okul? diye sorguluyorlar. Geçmiş
dönemde yapılan bir işlem olduğu için bizim de konuyu bilmemiz mümkün değil.
Bunun üzerine Orman Bölge Müdürlüğü, inceleme sonrası boşaltmamız yönünde karar
alıyor." şeklinde konuştu. Çıkmaktan başka çareleri bulunmadığının altını
çizen Kaplan, "Binadan çıkmazsak, mahkemeye verecekler. Devletle
mahkemelik olmanın anlamı yok." dedi. Mevcut okulu önümüzdeki günlerde Güzelbahçe dekiAvniAkyol Lisesi ne taşıyacaklarını, öğretmen ve diğer görevlilerden bir kısmınıysa
işten çıkarmak zorunda kalacaklarını vurgulayan Kaplan, Başbakan ya da Milli
Eğitim Bakanı nın müdahale etmesi durumunda, binanın kirasını ödeyerek kalmaya
devam etmek istediklerini söyledi. Okul taşınırsa binanın, İl Milli Eğitim
Müdürlüğü tarafından Sosyal Bilimler Lisesi olarak hizmet vermesi planlanıyor.
Özel
Bilge Ata Okulları nın Kuruluşu
Urla
İdareciler Dinlenme Tesisleri, 1996 yılında "İzmir Özel İdare Lisesi"
olarak, 147 öğrenciyle eğitim öğretime başladı. Aynı yıl trafik kazasında
yaşamını yitiren İzmir İl Özel İdaresi Müdürü Yaşar Neng in
anısına yönetim kurulunun aldığı kararla okulun adı, "İzmir Özel İdare
Yaşar Neng Özel Lisesi" olarak değiştirildi. 1997-1998 eğitim öğretim yılında
sekiz yıllık temel eğitim çıkınca, 30 öğrenciyle ilköğretim bölümü açıldı.
1998-1999 eğitim öğretim yılında ise İl Genel Meclisi kararı, İl Milli Eğitim
Müdürlüğü nün teklifi ve Milli Eğitim Bakanlığı nın onayıyla okulun adı,
"Özel İdare 75. Yıl Cumhuriyet Özel Öğretim Kurumları" olarak
değiştirildi. 4 Ağustos 2004 tarihinde Milli Eğitim Vakfı na devredilen okul,
vakfın bir kuruluşu olan VAKTAŞ
a bağlandı. 2008-2009 eğitim öğretim yılı
itibariyle tamamen Milli Eğitim Vakfı na bağlanan okulda, ilköğretim ve lise
olmak üzere toplam 350 öğrenci, yaklaşık 100 dönümlük arazi üzerine kurulan 8
bin 700 metrekarelik binada öğrenim görmeye başladı.
Sayıştay, Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına görev yapan bir denetleme kurumu.
Görevi, Meclis'in hükümete verdiği harcama yetkisinin yasalar ve kurallar
çerçevesinde yapılıp yapılmadığını denetlemek.
Sayıştay'a verilen görev hiçbir yoruma muhtaç göstermeyecek kadar açık. Buna
rağmen, yıllardır Sayıştay kendine hiçbir yerde yeri olmayan görevler çıkarmaya
çalışıyor. Yorum yapmaya çalışıyor. Devlette çalışanları bazen zımnen bazen
açıkça tehdit ediyor. Devleti zarara uğratmamak için çalışması yanında devletin
çalışmasına zarar veriyor.
ŞAŞIRTMADILAR
Son yıllarda "denetim" kavramı zenginleştirildi. "Risk odaklı denetim" kavramı
geliştirildi. Denetimin risk odaklı olmasının birkaç boyutu var. Birincisi,
denetlenebilecek her şeyi didiklemekten çok, hata yapılma olasılığı yüksek
operasyonlarda denetimin yoğunlaştırılması esası getirildi. Bu yaklaşım başka
hiçbir şeyin denetlenmemesi anlamına gelmiyor. Risk odaklı denetimin bir başka
boyutu her türlü riskin yoğun olduğu alanlarda denetimi sıkılaştırmak.
Kendinin bir denetim kurumu olmasından yola çıkarak Sayıştay risk odaklı denetim
adına hükümetin makro politikalarını eleştirmeye başladı. Makro ekonomik
politikaların risklerinden söz etmeye başladı. Yani, kendini Meclis'in yerine
koymaya çalıştı. Raporlarında makro politikaları eleştirdi. Bunu yaparken,
Sayıştay'ın risk odaklı denetim yaptığı savunuldu. Kavram çarpıtılarak Sayıştay
kendine görev çıkardı.
Geçen hafta HT Ekonomi'de çıkan manşet habere göre, bu kez Sayıştay, Hazine
Müsteşarlığı'nın devlet iç borçlanma senetlerinin vadelerinden önce geri
alımında yanlış fiyat uygulandığını iddia ederek devletin zarara sokulduğu
iddiasıyla Hazine çalışanları hakkında zimmet soruşturması başlatıyormuş.
Sayıştay bu konuya ne zaman el atacak diye merak ediyordum. Fazla bekletmediler!
Tebrikler!
ÇAMUR AT, İZİ KALIR
Hazine'nin daha önce çıkardığı bir bonoyu vadesinden önce geri alması borç stoku
idaresinin çok önemli bir parçası. Bu yolla Hazine, borç stokunun ortalama
vadesini yönetebilirken, ortalama maliyeti etkileyebiliyor, bazı dönemlerde
oluşan olağan dışı borç ödeme yığılmasını zamana yayma olanağı bulabiliyor.
Daha önce belli bir fiyattan satılmış bir bononun vadesi içinde geri alınması
işleminde geriye dönük hesap yapıldığında elbette ya kâr ya da zarar çıkacaktır.
Geri alım operasyonlarının amacı tek bir işlemde kâr etmek değil, uzun dönemde
borç stokunun vade ve maliyet açısından en elverişli hale getirilmesidir.
Piyasalar tek işlemde kâr etmeye çalışırken, Hazine'nin perspektifi orta-uzun
vadelidir. Hazine'nin her işlemde muhasebe kârı elde etmesini beklemek geri alım
operasyonlarının yapılmaması anlamına gelir.
Düşük faizle çıkarılmış bir bono işlem bazında zararına geri alınmış olabilir.
Ama eğer o bonolar alınmamış olsaydı, itfa tarihinde nakit ihtiyacı daha fazla
olacağından, çok daha yüksek faizle Hazine borçlanma yapmak durumunda
kalabilirdi. Yani, amaç bir işlemde değil, borçlanmada uzun dönemde en uygun
şartları bulmaya çalışmak.
Geri alım operasyonlarının yetkilileri tespit edilmiş, kuralları da zaten konmuş
durumda. Yetki aşılmamış, kurallara aykırı bir şey yapılmamış. Ama, Sayıştay
zimmet çıkarıyor. Bu yolla bürokrasinin yasalarla kendine verilmiş görevlerini
yerine getirmesi kösteklenmiş oluyor. Sayıştay'ın devletteki işlevi bu olmamalı.
Değil de. İşgüzarlık yapılıp devletin çalışması engellenerek devlete zarar
veriliyor. Bunun için kime zimmet çıkarılacak?
Suçlamanın maliyeti yok. Suçlanan kendini aklamakla sorumlu. Bu döngü değişmeli.
Suçlayan da, suçlaması asılsız ya da haksız çıktığında, bir bedel ödemeli. Aksi
takdirde, "çamur at, izi kalır" anlayışıyla hiçbir yere gidilemez. Bugüne kadar
devlet borçlarını basiretle ve uzmanlıkla idare etmiş olan Hazine çalışanlarına
yazık değil mi?
SAYDER
Başkanı Kemal Özsemerci'ye göre yolsuzluğu
toplumsal bilinç eksikliği körüklüyor.
Türk
insanı kişi hakkını haram diyerek yemiyor. Devlet malı ise adeta helal
sayıldığı için yolsuzluk artıyor...
Türkiye'deki yolsuzluğun bilimsel analizini yapan Sayıştay Denetçileri Derneği
(SAYDER) Başkanı Kemal Özsemerci, yolsuzluğun
kaynağında bilinç eksikliğinin yattığı sonucuna ulaştı.
Özsemerci'nin araştırmalarına göre Türk halkı kişisel haklar konusunda
son derece duyarlı. Vatandaşlar, birbirlerine ait malları hak, hukuk,
özellikle de "haram ve helal" kavramlarını gözeterek almamaya özen gösteriyor.
Ancak, konu devletin malına gelince aynı hassasiyet gösterilmiyor. Hatta
devlet malını yemek adeta "helal"e eş değerde görülüyor.
Zihnimiz karışık
Özsemerci'nin,
AB Genel Sekreterliği ile AB Komisyonu tarafından ortaklaşa düzenlenen
"Yolsuzlukla Mücadele ve Yolsuzluğu Önleme Yöntemleri" konulu seminere sunduğu
"Türkiye'de Yolsuzluk Davranışı Analizi" yolsuzluğun nedenlerine ilişkin
önemli ipuçları verdi. Türkiye'de devlet malı konusunda bir zihin karmaşıklığı
yaşandığını ifade eden Özsemerci, şöyle devam
etti:
Bilinç
eksik
"Halbuki
özünde devletin malı da bütün bir milletin malıdır; dolayısıyla diğer
bireylerin mallarına gösterilen aynı hassasiyetin gösterilmesini gerektirir.
Bu bilinç yoksunluğu, bireylerin devlet malı konusundaki hassasiyetini
azaltmakta ve karşımıza yolsuzluk ya da yozlaşma olarak çıkmaktadır."
Yardımsever de hassas değil
Yolsuzluk araştırması için iki yıl boyunca 4 ayrı ildeki kamu görevlisi ve
vatandaşlardan oluşan 120 kişiyi gözlemleyen Özsemerci,
şu ilginç sonuca ulaştı: "Bu kişilerin ortak özelliği çevresinde maddi sıkıntı
çeken kişilere düzenli ya da düzensiz maddi olarak yardımda bulunmalarıdır.
Yani erdemli davranış sergilemekte ve diğer bireylerin hak ve hukukuna
hassasiyeti sürdürebilmekteler.
Oran
yüzde 76
Bu
kişilerin devletle karşı karşıya kaldıkları durumlarda, aynı hassasiyeti
sürdürüp sürdüremediklerini gözlemlemeye çalıştım. Bu kişilerin yüzde
76'sının; en az bir defa kamu yetkisini veya kamu malını şahsi çıkarı için
kullandığını tespit ettim. Bu sonuca göre, yardımseverler dahi devlet malına
karşı aynı hassasiyeti sürdürmekte zorlanmaktadırlar."
Sayıştay
Başkanlığına seçilen Tokat Valisi Recai Akyel,
bugün görevine başladı. Meclis Başkanlığından
mazbatasını alan Akyel, daha sonra makama gelerek, Mehmet Damar’dan
Başkanlık görevini devraldı. Mehmet Damar, Genel Sekreter
Ali Karamazakcadik ve genel sekreter
yardımcıları tarafından Akyel’e brifing
verildi.
Mayıs 2002’den bu yana
Sayıştay Başkanlığı görevini
yürüten Damar, Sayıştay üyesi olarak kurumdaki
görevine devam edecek.
Danıştay'ın
sağlıkta katılım payını iptal etmesinin
ardından muayenelerde alman katılım payını 2 liraya
indirmek zorunda kalan Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK), katılım
payını 20 liraya kadar çıkarma yetkisi verildi.
Düzenleme, SGK'nm bu yetkiyi hemen kullanacağı
anlamına gelmiyor.
Kabul edilen düzenlemeyle ayrıca, ilk defa yatarak tedavi olanlara da
yüzde 1 katılım payı ödeme zorunluluğu getirildi.
SGK bu oranı sıfıra kadar indirme veya yüzde 2'ye kadar
çıkarma konusunda yetkili olacak. Yatarak tedavide alınacak
katılım payı tutarı her bir tedavi için asgari
ücretin en fazla dörtte biri (166 lira) tutarında olabilecek.
Sigortalılar ayrıca halen yatarak tedavide kullanılan ortez, protez ile iyileştirme
araç ve gereçleri için yüzde 20 oranında
katılım payı ödüyor.
Torbada Başka Neler Var?
■ 2009 yılı için,
Hazinemin net borç kullanım tutarı, 5 kat
artırılarak 74.8 milyar liraya
çıkartıldı.
■
Elektronik kimlik kartında kişilerin parmak biyometri
verileri de yer alacak. Ancak bu parmak biyometri verisi,
başka hiçbir yerde kaydedilemeyecek. Varlık Barışı'nm süresi 30 Eylül'e
uzatıldı.
■ PTT,
Bankacılık Kanunu'na tabi olmaksızın bankalarla
yapacağı sözleşmeler doğrultusunda, bankaların
şubesi bulunmayan yerlerde, bu bankalar adına şube
işlemlerini yürütebilecek.
Meclis'te
son iki günde kabul edilen düzenlemerle
yapılan değişiklikler şöyle: ■ İşsizlik Fonundan GAP ve bölgesel
kalkınma yatırım projelerine öncelik verilmek üzere bu
yıl bütçeye aktarılacak tutar 3 milyar lira
artırılarak 4,5 milyar liraya çıkartıldı.
Fondan bütçeye 2008'de 1,3 milyar lira, 2009 yılında da
1,5 milyar lira aktarıldı.
■ Çiftçilerin, 31
Mayıs 2009 itibarıyla her türlü borçlarına 3
yılda ödeme olanağı sağlandı. Borçlar
için tahakkuk etmiş gecikme zammından vazgeçilerek,
ödenmeyen süreler için 3 aylık ortalama mevduat faizi
oranında faiz yürütülecek.
Mecliste son iki günde kabul edilen düzenlemelerde
yapılan değişiklikler şöyle:
■ Yükseköğretim
Kredi ve Yurtlar Kurumu'ndan aldıkları öğrenim kredisi ve
harç kredilerini bugüne kadar ödeyememiş olanlar,
üç ay içerisinde borcun tamamını ödedikleri
takdirde gecikme faizinin yüzde 75'i silinecek.
■ Tedavi oldukları sırada
sosyal güvenlik kapsamında bulunmayanların üniversite ve
devlet hastanelerine olan borçlarının yarısını
ödemeleri halinde, kalan tutar silinecek.
■Sayıştay
kararıyla devlete iade edilmesi gereken düzenleyici ve denetleyici
kurullarda 2006 yılından bu yana fazladan ödenen 3.5 milyon lira tutarındaki alacaklardan
vazgeçildi.
■ Milli Eğitim
Bakanlığı'na bağlı yönetici öğretmenlere
1 Temmuz 2006-23 Ocak 2009 tarihleri arasında
fazladan yapılmış ek ödemelerin devlete iade edilmesi
gerekirken, bu alacaklar da silindi.
TBMM Genel Kurulunda,
Sayıştay'da boşalan 6 üyelik için seçim yapıldı.
Genel Kurulda, Sayıştay Başkanı
seçiminin ardından boşalan üyeliklerin seçimine geçildi. Yapılan gizli oylamaya;
353 milletvekili katıldı. 12 aday arasından; Sayıştay meslek mensupları
kontenjanından aday gösterilen Abdullah Şimşek (295), Beyami Özdemir (287),
Rıdvan Güleç (255) ve Hicabi Dursun (250), Maliye Bakanlığı kontenjanından
Mehmet Ali Özyer (321) ve diğer adaylar kontenjanından Ali Karakaya (246), en
çok oyu alarak Sayıştay üyesi oldu.
Diğer adaylardan Nükrettin
Parlak (87), Sait Ayaz (77), Ahmet Okur (39), Ahmet Tezcan (13), Rıdvan Aydın
(93) ve Eyüp Kızılkaya (18) oy alırken, 3 oy boş çıktı, 3 milletvekili de
geçersiz oy kullandı.
TBMM Genel
Kurulu'nda, Sayıştay Başkanlığına Recai Akyel seçildi.
ANKARA - Meclis Genel
Kurulu’nda Sayıştay 1’nci Başkanlığı için seçim yapıldı. Tokat Valisi Recai
Akyel ile Nurşen Yapıcı’nın yarıştığı seçimde Akyel 285 oy alarak Sayıştay
Başkanlığı’na seçildi. Meclis Genel Kurulu’nda Sayıştay 1’nci Başkanlığı için
yapılan seçime 355 milletvekili katıldı. Tokat Valisi Akyel 285 oyla başkan
seçilirken, Nurşen Yapıcı 68 oy aldı.
Kaynak: ANKA
RECAİ AKYEL KİMDİR?
Recai Akyel, 1965 yılında
Şenkaya ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kırşehir'de tamamladı. Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden 1987 yılında
mezun oldu. Müteakiben Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi
dalında yüksek lisans programına başladı.
Afet yönetimi konusunda eğitim amaçlı yaklaşık bir ay süreli Japonya'da bulundu.
Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı'nda
doktora programını tamamladı.İngilizce bilen Akyel'in görev yaptığı ilçelerde
ilçe tanıtım kitapları yayınlandı. Ayrıca 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999
depremlerinde ilçede yaşananlar Gölyaka'da deprem başlıklı kitabında yayınlandı.
Evli ve 2 çocuk babasıdır.
Eskişehir kaymakam adayı olarak İçişleri Bakanlığı'na intisap etti. Bir yıl
süreyle yabancı dil ve mesleki bilgi edinme programı çerçevesinde İngiltere'de
kaldı. Akyel, en son Tokat Valisi olaark görev yapıyordu.
Sayıştay, içme suyu sorununun sebeplerini araştıracak
Sayıştay,
Türkiye deki içme suyu yönetimine ilişkin bir çalışma başlattı. Bir önceki yıl
Türkiye nin değişik bölgelerinde yaşanan ve düzenli kesintilere kadar varan
içme suyu azlığına yönelik problemler üzerine bu karar alındı. Sayıştay,
yapacağı araştırmada "Ülkemizde içme suyu yönetimi faaliyetleri bütüncül
bir yaklaşım içinde koordineli bir şekilde planlanarak yürütülmekte
midir?" ve "Ülkemizde su kaynakları ve bu konuda kullanılan mali
kaynaklar etkin bir şekilde kullanılmakta mıdır?" sorularının yanıtını
arayacak. Sayıştay, daha önce de trafik kazaları, hastanelerdeki hijyen
koşulları gibi konularda da araştırmalara imza atmıştı.
Sayıştay
ın 2008 yılı faaliyet raporunda başlatılan performans denetimleri hakkında
bilgi verildi. Bunlardan birisi olan İçme Suyu Yönetimi başlıklı denetimde
öncelikle sorunlar anlatıldı. Raporda, su kaynaklarının artan nüfusla birlikte
tükenmeye başlaması, kullanılabilir-içilebilir-temiz suya erişimde yaşanan
sorunlar, küresel iklim değişikliği, toprakların yanlış kullanımı, atıklarla
kirletilmiş su kaynakları, su yoksulluğu olarak tarif edilen olgunun ortaya
çıkması, uluslararası su politikalarının Türkiye dahil pek çok ülkeye olan
yansımalarının su konusunun önemini artırdığına dikkat çekildi. Sayıştay,
yapacağı denetimin büyükşehir ve il belediyeleri, Devlet Su İşleri,
Su-kanalizasyon İdareleri, Çevre Bakanlığı, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, Su
ve Toprak Yönetimi Daire Başkanlığı ve İller Bankası nda sürdürüleceğini
kaydetti. Denetimin hangi amaçlara katkıda bulunacağına da değinilen raporda,
bunlar "Su yönetim faaliyetlerinde kurumlararası bir çalışma ortamı
oluşturulmasına, su yönetim planlamasının, nüfus artışları ve kent gelişimleri
de dikkate alınarak bütüncül bir şekilde ve su potansiyelini etkin bir şekilde
kullanılmasını sağlayacak biçimde yapılmasına, su kaynaklarının ve bu konuda
ayrılan mali kaynakların daha verimli ve etkin bir şekilde kullanılmasına
katkıda bulunmak" olarak sıralandı.
Deriner Barajı ile
Karadeniz Sahil Yolu da denetimde
Sayıştay,
içme suyu yönetimi dışında Yurtdışı Kredili Projeler ile Gıda Denetim
Faaliyetleri konularında da performans denetimi yapacak. Yurtdışı Kredili
Projeler kapsamında Hazine garantili 185 adet projeyi ön incelemeye tabi tutan
Sayıştay, bunlardan denetim etkisi en yüksek 30 projeyi belirledi. 30 proje
içinden de "yüksek maliyet artışı, yönetim yapısı karmaşıklığı, yüksek
kamu borç stoku" gibi faktörleri dikkate alan Sayıştay, denetime tabi
tutacağı proje sayısını 8 olarak tespit etti. Bunlar içinde Deriner Barajı ve
Hidroelektrik Santralı, Hafif Raylı Taşıma Sistemleri ve Doğu Karadeniz Sahil
Yolu projelerinin denetimine başlandı.
ANKARA
- TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Sayıştay'da görev
süresi dolan Başkan ve boşalan üyelikler için
ön seçim yapıldı.
Sayıştay
Başkanı Mehmet Damar'ın görev süresinin dolması
nedeniyle başkanlık için yapılan seçimde' Tokat
Valisi Recai Akyel (9) ile Sayıştay'da daire başkanı olan
Nurşen Yapıcı (12) en fazla oyu
aldı.
Sayıştay'da
boşalan 6 üyelik için ise en fazla oyu alan 12 isim
belirlendi. Sayıştay meslek mensupları kontenjanından aday
gösterilen Sait Ayaz (8), Hicabi Dursun (11), Rıdvan
Güleç (9), Ahmet Okur (9), Beyami Özdemir (11), Nükrettin
Parlak (11), Abdullah Şimşek (10), Ahmet Tezcan (9), Maliye
Bakanlığı kontenjanından aday gösterilen Eyüp
Kızılkaya (9), M. Ali Özyer (12), diğer adaylar
kontenjanından aday gösterilen Rıdvan Aydın (9), Ali
Karakaya (9), en fazla oyu aldı.
TBMM
Genel Kurulu' 26 Haziran Cuma günkü birleşimde,
Sayıştay Başkanlığı için 2 adaydan birini,
üyelik için ise 12 adaydan 6'sını seçecek.
-Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu'nda,
AİHM'nin aile içi şiddet konusunda Türkiye aleyhine aldığı kararla Ankara
8'nci Aile Mahkemesi'nin kararı değerlendiriliyor. (Saat: 10.30)
-Plan Bütçe Komisyonu'nda, AKP Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş'ın İş Kanunu ve İşsizlik Sigortası Kanunu ve
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik teklifi
görüşülüyor. Komisyonda Sayıştay Birinci Başkan
ve üyeleri seçimi için Ön Seçim Geçici komisyonu oluşturuluyor. (Saat: 11.00)
ANKARA-TBMM’nin resmi
olarak tatile girmesi için üç günlük mesaisi var.
30 Haziran Salı günü resmen tatile girmesi beklenen
TBMM’nin önünde yüklü bir gündem var.
İşte o gündem:
23 Haziran Salı Genel Kurul saat 15.00’de
başladığı çalışmalarını
gündemdeki yasaların görüşmeleri tamamlanıncaya
kadar sürdürecek : Lübnan’a asker
gönderme teskeresinin süre uzatımı (
şu anda Genel kurul’da görüşmeleri sürüyor.
) kat mülkiyeti kanununda değişiklik öngören
Tasarı, 5 yeni Vakıf
üniversitesi kurulmasına ilişkin kanun tasarısı.
(Kurulacak üniversiteler Toros, İstanbul Medipol, KTO Karatay, Mevlana, Nuh Naci Yazgan)
24 Haziran Çarşamba Genel Kurul saat 13.00’te
başlayacağı çalışmalarını
gündemindeki maddeler tamamlanıncaya kadar sürdürecek:
Bütçe kanunlarında yer alan bazı hükümlerin
değiştirilmesine ilişkin tasarı. Temel kanun 3
bölüm halinde. Türkiye Cumhuriyeti ile İslam
örgütüne bağlı ülkelerin ekonomik ve sosyal
Araştırmalar ve Eğitim Merkezi kurulması için Ankara
Oran’da arsa tahsisine ilişkin tasarı.
25 Haziran Perşembe Genel Kurul saat: 13.00’te
başlayacağı çalışmalarını
gündemindeki maddeleri tamamlayıncaya kadar sürdürecek.
Perşembe günü 4 tasarı görüşülecek.
Bunlar: Kredi Kartları Kanunu’nda değişiklik
öngören tasarı, İmar Kanunu ve AB Genel Sekreterliği
teşkilat ve görev yasa tasarısı ve İş
Kanunu’nda değişiklik öngören ve kamuoyunda istihdam
yaratmaya dönük düzenleme olarak bilinen tasarı.
Perşembe günü ayrıca Sayıştay
Başkanı ve boş bulunan üyeliklerinin seçimi de yapılacak.
Genel Kurul’da planlandığı gibi yasa
çalışmaları bitirilirse, 30 Haziran Salı
günü Meclis Genel Kurulu açılıp, tatil kararı
alarak kapatılacak. Ancak yasalar tamamlanamaz ise; tatil kararı
alınmayıp, yasaların bitirilmesine kadar
çalışma yapılacak.
6 Sayıştay üyesinin seçimi
kilitlenince top TBMM’ye geçti.
CHP Grup Başkanvekili Kemal
Kılıçdaroğlu, Başkan Mehmet Damar’ın AKP
militanı gibi davrandığını belirterek
"Sayıştay artık AKP’nin yan kuruluşudur. Başbakan
Erdoğan, ’Temiz’ dediği RTÜK Başkanı ZahidAkman’ın
denetimini rahatlıkla Sayıştay’a yaptırabilir"
dedi.
SAYIŞTAY Genel Kurulu 6 Sayıştay
üyesini belirlemek için 35 üyeyi bir türlü biraraya getiremeyince yasal süre doldu. 12 adayı
belirleme hakkı yasa gereği TBMM Plan-Bütçe
Komisyonu’na geçti. Bu komisyonda AKP
üstünlüğü olduğundan, 12 aday AKP’nin
istediği isimler olacak ve 12 adaydan 6’sının
belirleneceği nihai seçim de yine AKP’nin
üstünlüğü bulunan TBMM Genel Kurulu’nda
yapılacak.
Darbeyi Damar
indirdi
CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu,
genel kurula gelmeyerek seçimi kilitleyen üyeler hakkında
işlem yapmayan Sayıştay Başkanı Mehmet
Damar’ın "AKP militanı" gibi
davrandığını belirtti. Kılıçdaroğlu
şunları söyledi: "Sayın Damar, görevi ihmal
suçu işlemiş, yıllardır
başkanlığını yaptığı kurumunu politize etmiştir. Sayıştay, artık AKP’nin
yan kuruluşudur. Herhalde bu işten, en fazla AKP’li belediye
başkanları memnun olacak. Çünkü,
artık sağlıklı denetim de tarihe karışacak. AKP
yasa ile yapamadığını, şimdi
Sayıştay’ın kendisine ihaneti ile yapabilecek.
Geçmişte, Sayıştay Genel Kurulunca seçilen adaylar
kendi istedikleri isimler olmadığı için, üye
seçimini AKP Meclis’te bir yılı aşkın
süreyle yaptırmadı, engelledi. Bu aşamadan sonra, Başbakan
Erdoğan, ’Temiz’ dediği RTÜK Başkanı ZahidAkman’ın
denetimini rahatlıkla Sayıştay’a yaptırabilir. Çünkü, ’AKP’nin kalesi politize Sayıştay’, arzu ettiği
’temiz’ raporunu Akman’a
verecektir. Bu süreçte Sayıştay’a en ağır
darbeyi, bizzat Başkanı Damar indirdi."
Yasanın ruhuna
aykırı
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da,
"Sayıştay’ın görevi olan adayları
seçememiş olması üzücü bir durum. Adayları
ve üyeleri seçim yetkisinin tümüyle Meclis’e
geçmiş olması, yasanın ruhuna aykırı.
Çok yanlış oldu. Keşke ilk aşama seçim orada
yapılabilseydi. Sayıştay’ın politize
edilmemeli, siyasi baskılardan uzak tutulmalı. Bu
konuda sorumluluk AKP’de."
Harcamaları
denetliyor
TBMMadına kamu
harcamalarını denetlemekle görevli Anayasal bir kuruluş
olan Sayıştay, tüm kamu harcamalarını denetledikten
sonra TBMM’ye kesin hesap raporu vererek, bütçede
öngörülen harcama disiplinine uyulup
uyulmadığını kayda geçiriyor, gerekli
yaptırımların yolunu açıyor.
Bütçe kanunlarıyla ilgili torba tasarı
TBMM Plan-Bütçe Komisyonu’nda önceki akşam genişletilerek kabul edilirken,
hasta, öğretmen, öğrenci, polis gibi pek çok meslek gruplarına yönelik
iyiştirmeler getiriliyor. Meclis tatile girmeden önce çıkarılacak yeni torba
tasarıda yer bazı ayrıntılar şöyle:
Sigortasızların borcu
Üniversite hastanelerince (vakıf üniversiteleri hariç) ve Sağlık Bakanlığı’na
bağlı sağlık kurum ve kuruluşlarınca sosyal güvenlik sağlık yardımından
yararlanamayan kişilere sunulan tedavi hizmetlerinin borçları yeniden
yapılandırılıyor. 2009’dan önce düzenlenen fatura bedelinin yarısının 6 ay
içinde peşin veya taksitle ödenmesi halinde geri kalan kısmı diğer cezalarıyla
birlikte silinecek. 100 liradan az olan alacakların tamamından vazgeçilecek.
Burslu öğrenciye ek gelir
Üniversitelerde maddi durumu yetersiz öğrenciler kısmi zamanlı çalışabilecek.
Burs alan veya burs alma şartlarını taşıyan öğrenciler, eğitim gördüğü
üniversitelerde çalıştırılabilecek. Bu öğrenciler işçi sayılmayacak.
Öğrencilerin saat ücreti İş Yasası’ndaki günlük brüt asgari ücretin dörtte
birini geçemeyecek. Bu öğrencilerin Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’ndan
(Yurtkur) aldığı kredi ve burslar kesilmeyecek.
Yurtkur kredileri
Yurtkur aldıkları krediyi ödeyemeyenlerin 3 ay içinde başvurmaları halinde
borçları yeniden yapılandırılacak. Borcunun tamamını 3 ay içinde ödeyenlerin
gecikme zammının yüzde 75’i, 12 ay içinde aylık taksitler halinde ödeyenlerin
gecikme zammının yüzde 50’si, 24 ay içinde ödeyenlerin gecikme zammının yüzde
25’i, 48 ayda ödeyenlerin gecikme zammının yüzde 10’u affedilecek.
Üst kurul borçları
Kaymakamlara, vekalet ettiği ilçe kaymakamlığı için yapılan ödemeler hakkında
borç çıkarılmayacak. Çıkarılmış borç tutarının tahsilinden vazgeçilerek, borç
takibi işlemine son verilecek. Düzenleyici ve denetleyici kurumların başkan ve
üyeleri ile personeline, 1 Ocak 2006 ile 27 Mart 2009 tarihleri arasında
gündelik, konaklama ve ulaşım giderleri olarak fazla yapılan ödemeler hakkında
borç çıkarılmayacak. Çıkarılmış olan borçlar silinecek.
Öğretmenlere yapılan fazla ödemeler geri alınmayacak
GEÇİCİ görevlendirilen öğretmenlere yapılan fazla ödemeler geri alınmayacak.
Sayıştay’ca 6 bin öğretmen için çıkarılan 1,2 milyon TL’lik zimmetten
vazgeçilecek. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı her derecede yönetici ve öğretmenlerden
geçici olarak görevlendirilenlere, 1 Temmuz 2006 ile 23 Ocak 2009 arasında
yapılan ek ödemeler nedeniyle borç çıkarılmayacak. Çıkarılmış borçların
tahsilinden vazgeçilecek.
Polise uzman teşviki
PLAN Bütçe Komisyonu’ndan geçen tasarıya göre, polis meslek okullarında
görev yapan öğretim elemanlarının aldıkları zamlı maaş sürekli hale getirilecek.
Bu okullarda görevli profesörler devlet üniversitelerine göre 371 lira fazla
maaş alacak.
Mali
Kural Koymak Yerine Tek Mali Kuralımız da Esnetiliyor
ANKARA-
TEPAV, halen TBMM gündeminde olan Torba Yasa ile borçlanma limitinin
arttırılmasının mali kural konulması gereğinin tartışıldığı bu dönemde tek mali
kuralın esnetilmesi anlamına geldiğini açıkladı. Açıklamada ayrıca, “TBMM ye ek
bütçe sunmak yerine borçlanma limitinin arttırılması şeklinde yasal düzenleme
yapılması bir bütün olarak demokrasilerin en önemli denetim unsuru olan millet
adına Bütçe Hakkı nın sahibi olan yasama organının dışlanmasına yol açmaktadır”
denildi.
Türkiye
Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) İstikrar Enstitüsü tarafından
hazırlanan Mali İzleme Raporu-2009 Yılı Nisan Ayı Bütçe Sonuçları açıklandı.
Rapor
da bütçe sonuçlarının yanı sıra “Borçlanma Limitinde Yapılan Değişiklikler ve
TBMM nin Bütçe Hakkı” başlıklı bir bölüme de yer verildi. Bu bölümde, halen
TBMM nin gündeminde bulunan ve kamuoyunda “Torba Yasa” olarak bilinen yasa
tasarısının ile 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Kanunu nun 5 inci maddesindeki
borçlanma limitinin 5 katına kadar arttırıldığı hatırlatıldı.
Rapor
da küresel krizin etkisi ile gelirlerde görülen azalma, harcamaların kontrol
altına alınamaması, özelleştirme olanaklarının kısıtlanması nedenleri ile daha
bütçe yılının başında bütçe açığının başlangıçta öngörülen rakamın çok üzerine
çıktığı ve daha da artacağının beklendiği ifade edilerek, şöyle denildi:
“Bu
durumda borçlanma limiti hâlihazırda aşılmış dolayısı ile yasadışı bir durum
ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu yasa dışılığın yıl sonuna kadar giderilmemesi
halinde hukuki sonuçlarının neler olabileceğine de kısaca bakalım. Teorik
olarak, Hazine işlemleri denetimi sonucunda, Sayıştay nezdinde yetki aşımı nedeni ile siyasi sorumlu olarak Bakan dışındaki
Hazine yetkilileri bu durumdan sorumlu tutulabilir. Ancak bunu zayıf bir
olasılık olarak değerlendiriyoruz. Daha güçlü olduğunu düşündüğümüz bir diğer
olasılık ise, ilk kez ortaya çıkan bu durum nedeni ile bu konudaki yaptırım
yetkisinin Sayıştay
tarafından TBMM nin takdirine bırakılması şeklinde kendisini gösterebilir.
Zaten Torba Yasa nın bu türden hukuken
istenmeyen durumların da önüne geçmek
amacı ile TBMM ye sunulmuş olabileceğini de tahmin etmekteyiz.”
Limit
Nasıl Hesaplanacak? Rapor da Torba Yasa nın Plan ve Bütçe Komisyonu ndaki
tartışmalarından limitin nasıl hesaplanacağı konusunda bazı soru işaretleri
olduğunun ortaya çıktığı ifade edilerek, bu konuda iki görüş olduğu açıklandı.
Açıklamalara şöyle devam edildi:
“Birinci
görüşü savunanlar doğrudan yukarıda yer alan yasal metinleri sadece lafzi
açıdan yorumlamakta ve bunun sonucunda borçlanma limitini 74,8 milyar TL olarak
hesaplamaktadırlar. Merkezi yönetim bütçesi olarak bakıldığında ise limit 74,2
milyar TL olmaktadır.
Buna
karşılık bizim de benimsediğimiz ikinci görüş, bu yasal metinlerin lafzına göre
değil amacına göre yorumlanması gerektiği noktasından hareketle, borçlanma
limitinin Torba Yasa da öngörüldüğü şekilde beş kat arttırılması ile 74,8
milyar TL değil ancak 57,9 milyar TL lik bir borçlanma yetkisinin mümkün
olabileceğine dikkat çekmektedir. “
Bütçe
Hakkının İhlal Edilmesi Söz Konusudur Rapor da TBMM ye ek bütçe yasası
sunulmaması ve onun yerine borçlanma limitinin arttırılmasının TBMM nin 2009
yılı için uygulanacak maliye politikaları hakkında söz sahibi olmasını
engellediği ve bütçe hakkının ihlal edildiğine dikkat çekildi. Önümüzdeki
haftalarda açıklanacak olan Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan da
yapılacak gözden geçirmelerin veya revizyonların bu açıdan bir anlamının
bulunmadığı ifade edilen değerlendirmede, “Zira, bunlar birer Hükümet
tasarrufudur. Hâlbuki geçen yıllardan farklı olarak TBMM nin başta vermiş
bulunduğu bütçe yapma yetkisinin paradigması tamamen değişmiş, ortaya yeni bir
durum çıkmıştır. Sonuç olarak; bu yeni durumu tanımlayan yeni bir ek bütçe
yasası ve onunla uyumlu bir borçlanma limiti bir arada TBMM ye sunularak,
yasama organının bu konuda nihai söz sahibi olması sağlanmalıdır” denildi.
Bütçe
Açığı Büyüyecek Rapor un bütçe sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde ise,
Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan bütçe uygulama sonuçlarına göre, merkezi
yönetim bütçesinin Nisan ayı sonu itibarı ile yaklaşık 20 milyar TL açık
verdiği ve bütçe açığının Nisan ayı sonunda 2009 yılının tümü için tahmin
edilen açığın çok üzerinde oluştuğuna dikkat çekildi. Değerlendirmede,
“Dolayısı ile yılın ilk üç ayında elde edilen bütçe uygulama sonuçlarından
sonra Nisan ayı sonuçları da, başlangıçta öngörülen bütçe açığının yaklaşık iki
katına yakın bir büyüklüğün ortaya çıktığını ve yılsonunda bu açığın giderek
daha da büyüyeceğini teyit etmiş bulunmaktadır” denildi.
YAZ gecelerinin kan emicileri sivrisinekler,
Adana’da belediyeler arasında kaos
yarattı. Merkez Çukurova Belediyesi ekipleri sivrisinek
ilaçlaması yaparken, bir başka merkez ilçe olan
Seyhan’da ise hiç ilaçlama yapılmaması
yüzünden kent sivrisinek istilasına uğradı.
Sayıştay denetçilerinin sivrisinekle mücadele harcamaları
nedeniyle Antalya’nın Muratpaşa
Belediyesi’nde 1 milyon 74 bin lira zimmet çıkarması ve
konunun yargıya taşınıp, Sayıştay
ve Danıştay’ın "Sivrisinekle mücadele
görevi büyükşehir belediyesinindir"
yönündeki kararı, merkez Seyhan Belediyesi ile Adana
Büyükşehir Belediyesi’ni karşı karşıya
getirdi.
Zimmet ve yargı kararları üzerine 11
Mayıs’ta sivrisinekle mücadeleyi durdurup, bu görevin
Adana Büyükşehir Belediyesi’ne ait olduğu
açıklayan ve durumu resmi yazı ile ilgililerine ileten Seyhan
Belediye Başkanı Azim Öztürk,
Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Fethi Coşkuntuncel’in "Görev devretme
yetkiniz yoktur" yazısı üzerine 2. İdare
Mahkemesi’ne iptal ve yürütmeyi durdurma davası
açtı. Mahkeme
Seyhan Belediyesi’ni haklı bulup, Adana Büyükşehir
Belediyesi’nin işlemiyle ilgili yürütmenin
durdurulmasına karar verdi. Başkan Azim Öztürk,
sivrisinekle mücadele görevinin Adana Büyükşehir
Belediyesi’nde olduğunu, bu nedenle ilaçlama
yapmayacaklarını belirtti.
VALİ ARAYA GİRDİ AMA...
Sivrisinekle
mücadelenin ilçe belediyelerinin görevi olmaktan
çıktığına ilişkin tartışmalar
üzerine Adana Valisi İlhan Atış, 15 Mayıs’ta
belediyeler arasında ihtilaflar giderilinceye kadar merkez ilçe
belediyelerinin ilaçlamayı sürdürmesi talimatı
vermişti. Ancak, Seyhan Belediyesi’nin başvurusuyla alınan
mahkeme kararı, kent gündeminde ’Sivrisineği kim
öldürecek?’ sorusunu yeniden tartışmaya açtı.
AKP’li
Seyhan Belediyesi’nin yanı sıra aynı partili
Yüreğir ve Sarıçam belediyelerinin de benzer yönde
karar çıkartmak amacıyla dava açmaya
hazırlandığı belirtildi.
Erdoğan'dan Sayıştay Başkanı Damar'a kutlama
mesajı
Başbakanlık
Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre
Erdoğan'ın, Damar'a gönderdiği mesaj şöyle:
''Sayıştay
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin temel
kurumlarından biridir.
Kamu
harcamalarının hukuka uygunluğunu inceleyen Sayıştay,
kamu yönetimlerinin verimli, tutumlu faaliyet göstermelerini
denetleme görevini de başarıyla sürdürmektedir.
Kamu
yönetiminin doğru, etkin ve verimli işleyişinde mali
denetim ve yargı organı olarak değerli katkıları
bulunan Sayıştay, aynı zamanda hukuk devleti
anlayışının da temel taşlarından biridir.
Bu
düşüncelerle Sayıştayın
147. kuruluş yıl dönümünü kutluyor, değerli
üyelerine ve tüm çalışanlarına
başarılarının devamını diliyorum.''
Ankara-
Sayıştay Başkanı Mehmet
Damar ve beraberindekiler, Atatürk'ün mozolesine
çelenk bırakıp saygı duruşunda bulundu.
Sayıştay
Başkanı Mehmet Damar, daha sonra Misak-ı Milli Kulesi'nde
Anıtkabir Özel Defteri'ni imzaladı. Damar, deftere
şunları yazdı:
''Kuruluşumuzun 147. yılı nedeniyle huzurunuzda
bulunmaktan onur duymaktayız. Bugüne kadar olduğu gibi
bundan sonra da yapacağımız çalışmalarla
demokratik düzen içerisinde, 'Hesap Veren ve Saydam Kamu
Yönetiminin Teminatı Sayıştay'vizyonu ilkelerinden
aldığımız ilhamla öncülük ve rehberlik
görevimizi kararlılıkla devam ettireceğiz. Bu duygu ve
düşüncelerle şahsım ve tüm Sayıştay
mensupları adına sonsuz şükranlarımı sunuyorum.''
Öte
yandan Cumhurbaşkanı Vekili ve TBMM Başkanı Köksal Toptan, Sayıştayın kuruluşunun 147.
yıldönümü yayımladığı bir mesajla
kutladı. Toptan, Türkiye'nin ilk yüksek mahkemesi olan Sayıştayın, devletin şeffaf bir
yapıya kavuşturulmasında kamu maliyesine önemli
katkılar sağladığını bildirdi.
Meclis tarihinde
hiç görülmemiş şahıslara özel ve tarih belirtilerek zimmeti aklama girişimi
yapılıyor.
Rekabet Kurulu'na Sayıştay tarafından yapılan
denetlemeler sırasında, üst düzey yöneticilerin görev yaptığı 01.01.2006 –
27.03.2009 tarihleri arasında gündelik harcırah konaklama ve ulaşım giderleri
olarak çıkarılan zimmetin kaldırılmasına yönelik bir girişim hazırlığı
yapılıyor.
Sayıştay'ın ilgili dairesi ve genel kurul kararları uyarınca, kamu zararı
oluştuğu kesinleşmesine rağmen, yürürlükteki hukuk sistemine göre de geçmişe
yönelik af çıkarılamayacağı bilinirken, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Alt
Komisyon Başkanlığına kurum üst düzey bürokratlarının girişimleri ile bir madde
değişikliği önergesi verildi.
Bu öneriye göre 6245 sayılı harcırah kanununa geçici madde eklenerek "01.01.2006
– 27.03.2009 tarihleri arasında konaklama ve ulaşım giderleri olarak fazla
yapılan ödemeler hakkında borç çıkarılamaz, çıkarılmış olan borç tutarlarının
tahsilinden vazgeçilerek borç takibi işlemine son verilir." şeklinde bir
düzenleme yapılması teklifi alt komisyona sunuldu.
Meclis tarihinde hiç görülmemiş şahıslara özel ve tarih belirtilerek yapılan bu
zimmeti aklama girişimi teklifinin TBMM Alt Komisyon Başkanlığında
milletvekillerince nasıl karşılanacağı merak konusu.
Tarihsel
gelişim içinde, mutlak yetkili hükümdarların yasama
yetkilerini seçimle iş başına gelen parlamentolara
devretmek zorunda kalmalarıyla birlikte devlet gelirlerinin
toplanmasına ve giderlerinin yapılmasına izin verme yetkisi, ya
da özlü bir deyişle “bütçe hakkı”,
parlamentolara geçmiştir.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi adına genel ve katma bütçeli dâirelerin gelir ve giderleriyle, onların
mallarını denetlemek ve sorumluluklarını hesap ve
işlemlerini muhâkeme yoluyla, kesin
hükme bağlamakla ve kânunlarla verilen diğer işleri
yapmakla görevli, merkezî bir idârî
karar ve yargı organı olan anayasa kuruluşu. Sayıştayın
eski adı Dîvân-ı Muhâsebâttır.
Sayıştaya benzer görev yapan kuruluşların târihi çok eskidir. Devletle birlikte
varlık kazanmışlardır. Devletin görevlerini yerine
getirirken büyük harcamalar yapması, onu yapılan
harcamaları denetlemeye mecbur etmiştir. Böylece sayıştaya benzer müesseseler
doğmuştur.
Osmanlı
Devletinde bu işe çok önem verilmiştir. Osmanlılarda
bütün para işleri defterlere kayıt edilerek
yapılırdı. Bu defterler vâsıtasıyle
harcamaların, sayıştayvazîfesi gören kuruluşlarca denetlenmesi
mümkün olurdu. Gelir ve giderlerin sıkıca tâkibi ve kontrolü sâyesindedir
ki, dünyânın en muazzam devleti ve
ordusu asırlarca ayakta durmuştur. Osmanlılarda, denetleme
müessesesinin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte,
bu vazîfeyi yerine getiren “Muhâsebe-i Evvel”e (Baş Muhâsebe), FâtihKânunnâmesi’nde rastlanmaktadır.
Baş
muhâsebe, Defterdarlığın (Mâliye Bakanlığının)
işlemlerini denetlerdi. Baş Defterdarın (MâliyeBakanının),
hazîne aleyhine emirlerini redde yetkiliydi.
Baş
muhâsebeci, devletin en değerli mâliyecilerinden birincisidir. Bu makâma,
ancak meslekten olanlar gelebilirdi. Defterdar siyâsi
bir şahsiyet, baş muhâsebeciyse
teknokrattı (İnsan unsurunu her zaman göz önünde
bulundurmayan devlet adamı veya memur). Bu müessesenin
kayıtlarının mükemmelliği, intizâmıdünyâdaki bütün devletlerce o
zaman bilinmiyordu. Baş muhâsebeci,
gerçek bir sayıştay
başkanıydı. Mâliye
müsteşarı olarak da kabul edilebilir. Baş muhâsebeci devrinin en tanınmış, en nâmuslumâliyecileri
arasından seçilirdi. Bu kuruluş, hem devletin merkezinde, hem
de eyâletlerle
teşkilâtlanmıştı. Yalnız Baş Muhâsebe ve Anadolu Muhâsebesi
denilen en mühim iki dâirede
250’şer memur çalışıyordu.
Baş
Muhâsebe kuruluşundan, 3 Zilhicce 1281
(1866) târihindeDîvân-ı
MuhâsebâtNizamnâmesi
ile Dîvân-ı Muhâsebât
(Sayıştay) doğmuştur. 1876 târihli
Kânun-i Esâsî’nin (Anayasa)
105’inci maddesinde Sayıştay, hem idârî
kararlar hem de yargıyla ilgili hükümler verir. Ancak bir
Anayasa kuruluşu olduğu için, idârî
kararlardan ve yargı hükümlerinden dolayı, Danıştayın denetimine tâbi
değildir. Sayıştayın,
kuruluşunu, işleyişini denetim usûllerini,
mensuplarıyla ilgili hükümlerini 21 Şubat 1967 târih ve 832 sayılı kânun
düzenlemiştir.
Sayıştayın kuruluşu, iki yönlü
(idârî ve yargı) görevlerine
göre düzenlenmiştir. Dâireler, Dâireler Kurulu, Temyiz Kurulu ve Genel Kurul idârî ve yargı işlerine bakar.
Memurlar Seçim ve Disiplin Kurulu ve Yüksek Disiplin Kurulu ise Sayıştayın iç düzeniyle ilgili
kurullardır.
1982
Anayasasında Sayıştay, yargı bölümünde ve
160’ıncı maddede düzenlenmiştir. Buna rağmen
yüksek mahkeme sayılmamaktadır. Bu Anayasa, Sayıştayın
kararlarına karşı başka yargı organına
başvuruyu önlemiş ve kararlarının kesin olduğunu
bildirmiştir. Sayıştayınidârî görevleri; vize, tescil, uygunluk
bildirimi ve görüş bildirmedir. Anayasaya göre Sayıştayın başkan ve üyeleri
azledilemezler, kendi istekleri olmadıkça emekliye
ayrılamazlar.
Sayıştay
dâirelerinde yürütülen
yargılama işleri, saymanların hesapları konusundaki
raporlar üstünde bir hesap yargılaması şeklinde olur.
Çeşitli belgeler incelenip değerlendirilerek, yapılan
harcamaların kânuna ve usûle
uygunluğu tespit edilir. Savaş, yangın gibi sebeplerle belge ve
kayıtların bulunmasına ve gönderilmesine imkân
bulunmadığını, idâre kurulları
tutanakla tasdik ederse, sayman eldeki delillerle yetinerek
yargılanır. Hesapların yargılanması sonunda beraat,
zimmet veya tazmin karârı verilir.
Sayıştayın yargı kararları
üzerine, temyiz, karar düzeltmesi ve yargılamanın iâdesi yollarına başvurulabilir. Ancak bu
başvuru, sayıştayın
içindeki, görevli kendi organlarına olabilir.
Sayıştay dışındaki başka bir yargı
organına olamaz.
Sayıştayın kesin hükümleri
hakkında, ilgililer yazılı bildirim târihindenîtibâren 15 gün içinde bir
kereye mahsus olmak üzere karar düzeltilmesi talebinde
bulunabilirler. Vergi ve benzeri mâlî
yükümlülükler ve ödemeler hakkında
Danıştay ile Sayıştay kararları arasındaki
uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas
alınır.
Yabancı
ülkelerde de bizdeki Sayıştay müessesesinin fonksiyonunu
yerine getiren kuruluşlar mevcuttur.
Aziz AKGÜL, Sayıştay Başkanlığı adaylığından
çekildi.
ANKARA - Sayıştay Başkanlığı için aday olan
eski AK Parti Diyarbakır Milletvekili ve Türkiye İsrafı Önleme Mütevelli Heyeti
Başkanı Aziz Akgül, adaylıktan çekildi.
Akgül'ün adaylıktan çekilmesiyle Sayıştay
Başkanlığı için başvuranların sayısı 21'e düştü.
Mahalli İdareler Genel Müdürü Ercan Topaca,
Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan, Tokat Valisi Recai Akyel ile 13 Sayıştay
üyesinin de aralarında bulunduğu 21 aday, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu
tarafından kurulacak "Ön Seçim Geçici Komisyonu" tarafından 2'ye düşürülecek.
TBMM Genel Kurulunda da bu adaylardan biri
"gizli oyla" başkan seçilecek. Yeni başkan belirleninceye kadar Sayıştay Başkanı
Mehmet Damar, görevine devam edecek.
Sayıştay
Başkanlığı için TBMM'ye, aralarında eski
milletvekilli, valiler, öğretim üyelerinin bulunduğu 22
kişi başvurdu.
Alınan
bilgiye göre, başvuru süresinin sona erdiği bugün saat
18.00 itibariyle TBMM Başkanlığına başvuranların
adları ve meslekleri şöyle:
Taykan Ataman (Sayıştay 5. Daire
Üyesi), Fehmi Başaran
(Sayıştay Üyesi), Orhan
Turan (Sayıştay Üyesi), Mehmet
Dönmez (Sayıştay 3. Daire Üyesi), Rıdvan Karluk (Anadolu Üniversitesi Öğretim
Üyesi), Ahmet Kartal (Sayıştay
3. Daire Üyesi), Muammer Durak
(Emekli), Hasan Hüseyin
Türkmen (Sayıştay 1. Daire Üyesi), Niyazi Cangir (Maliye
Bakanlığı Müşaviri), Cengiz Alpay (Sayıştay 2. Daire Üyesi), Mustafa Çiçek
(Sayıştay Üyesi), Erol
Akbulut (Sayıştay Üyesi), Recai Akyel (Tokat Valisi), ŞemsetinAzizoğlu (Sayıştay 8. Daire Üyesi),
Nurşen Yapıcı
(Sayıştay 7. Daire Başkanı), Ercan Topaca (Mahalli İdareler Genel Müdürü), Fatma Gülriz
Metin (Sayıştay 7. Daire Üyesi), İsmail Hakkı Sayın (Cumhurbaşkanlığı
Devlet Denetleme Kurulu Üyesi), Yusuf
Yavaşcan (Şanlıurfa Valisi), Nihat Gül (Kültür ve
Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı), Ali Karamazakcadik
(Sayıştay Üyesi ve Genel Sekreteri), Aziz Akgül (Emekli Öğretim
Üyesi ve Eski Milletvekili)
SEÇİMLER
Yasaya
göre, Sayıştay Başkanlığı için
adayları değerlendirmek üzere TBMM Plan ve Bütçe
Komisyonu tarafından "Ön Seçim Geçici
Komisyonu" kurulacak. Bu komisyon, Plan ve Bütçe Komisyonu
üyeleri arasından, siyasi partiler ile
bağımsızların TBMM'deki temsil sayıları
oranında belirlenen 15 kişiden oluşacak.
Ön
Seçim Geçici Komisyonu, Sayıştay
Başkanlığı için başvuran 22 kişi
arasından 2 aday belirleyecek. TBMM Genel Kurulunda da bu 2 adaydan biri
"gizli oyla" başkan seçilecek. Seçimlerde, Meclis
üye tam sayısının dörtte birinin bir fazlasından
az olmamak kaydıyla mevcudun salt çoğunluğu aranacak.
Başkan
seçilememesi durumunda, yeni Başkan belirleninceye kadar
Sayıştay Başkanı Mehmet Damar, görevine devam
edebilecek.
Sayıştay'ın bugüne kadar
hazırladığı kamu raporlarında hatalarına dikkat çektiği, kamunun mali durum
takip programı, Say2000i sonunda değişiyor. Artık belediyeler dahil bütün kamu
kuruluşları mali açıdan izlemeye alınacak. Devletin her türlü harcaması, geliri,
borcu ve banka hesapları, Kamu Hesapları Bilgi Sistemi (KBS) ile tek tuşla
izlenmeye başlanacak.
Kamunun ödeme yapacağı kişilerin devlete borcunun bulunması durumunda da ''uyarı
sistemi'' devreye girecek. Belediyelerin de dahil olacağı sistemde, yıl sonuna
kadar da işçiler dahil olacak. Kamuda istihdam edilen bütün personel KBS sistemi
içinde yer alacak. Kamu çalışanlarının maaşları, fazla mesaileri, sosyal
ödemeleri tamamen KBS sistemiyle belirlenecek, çalışanların medeni durumundan,
derece ve kademe artışına kadar her türlü bilgi anında sisteme işlenecek ve
sürekli güncellenecek. AA
Üniversiteden Borçlu Çıkan Rektör Mektupla Yardım Arıyor.
BOLU - Abant İzzet Baysal
Üniversitesi’nde, Sayıştay’ın yaptığı incelemede eski Rektör Prof. Dr. Yaşar
Akbıyık’ın görev yaptığı dönemde personelden yemek ücretlerinin 5 kuruş az
tahsil edildiği tespit edildi ve Prof. Dr Akbıyık’a, 27 bin 814 TL borç
çıkarıldı. Akbıyık, borç için personele altında banka hesap numarasının
bulunduğu bir mektup göndererek kişi başı 30 TL yardım istedi.
Abant İzzet Baysal
Üniversitesi’nde, 2006 yılında Prof. Dr. Atilla Kılıç’ın rektör olarak
atanmasının ardından Sayıştay denetçileri tarafından geçmişe yönelik inceleme
yapıldı. Sayıştay denetçileri, Prof. Dr. Yaşar Akbıyık’ın rektörlük yaptığı 2002
yılında öğle yemeği ücretlerinin 5 kuruş eksik alındığını tespit etti.
Denetçiler hazırladıkları raporda personelden öğle yemeği ücreti olarak 1.30 TL
alınması gerekirken, 1.25 TL alındığı ve 50 kuruşluk farktan doğan zararın da
Prof. Dr. Yaşar Akbıyık tarafından ödenmesine karar vererek, 27 bin 814 TL
zimmet borcu çıkardı. Eğitim Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan
Prof. Dr. Akbıyık, 27 bin 814 TL’lik borcun 2 bin 750 TL’lik kısmını öderken,
geriye kalan 25 bin 064 TL borç için ise öğle yemeğinden yararlanan akademi ve
idari personele altında banka hesap numarasının bulunduğu bir mektup göndererek
kişi başı 30 TL yardım talebinde bulundu.
Prof. Dr. Akbıyık, para yardımı talebinde bulunduğu mektubunda şu ifadelere yer
verdi: “Görev yaptığım 2002 yılında personelimizin yediği öğle yemeklerinin
maliyeti olan 1.30 TL üzerinden yemek bedeli alınması gerekirken 1.25 TL olarak
çalışanlarımızdan tahsil edilmiştir. 2002 yılına ait Sayıştay denetimi
sonucunda, her bir öğün için oluşan 5 kuruşluk fark toplamı olan 27 bin 814 TL
tutarından geri ödeme söz konusu olmuştur. Söz konusu maliyet farkının karşılığı
olarak 2 bin 750 TL tarafımca karşılanmıştır. Kalan 25.064 TL’nin tarafımca
karşılanmasının mümkün olmadığını takdir edersiniz. 2002 yılında üniversitemizde
çalışıp öğlen yemek servisinden yararlanan akademik ve idari çalışanlarımızın,
şahsım ve üniversite yönetim kurulu üyeleri adına çıkartılan söz konusu Sayıştay
zimmetinin karşılığı olarak, 30 TL aşağıdaki hesaba yatırmaları halinde, 2002
yılında bütün üniversitemizin çalışanlarını ilgilendiren Sayıştay sorgusu
karşılığının ödenebilmesi mümkün olacaktır. Sorunun çözümü hususunda çalışma
arkadaşlarımın duyarlı davranacağına güvenim tamdır.” (dha)
Türkiye ile Avrupa Birliği
arasındaki en yüksek karar organı olan Ortaklık Konseyi’nin, 47. toplantısı
bugün Brüksel’de yapılıyor. Türkiye’nin yüksek düzeyde temsil edileceği
toplantıya, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Başmüzakereci Egemen Bağış
birlikte katılıyor. Türkiye’nin, AB yolunda ilerlemesinin masaya yatırılacağı
toplantıda, tarafların teknik ve siyasi konulara ilişkin beklentilerini dile
getirmesi bekleniyor. Türk tarafı, AB üyeliğine yönelik Paris ve Berlin’den
yükselen muhalefete ilişkin rahatsızlığının yanı sıra, Kıbrıs meselesinin ve
enerji başlığına ilişkin beklentilerini gündeme taşıyacak. Avrupa Komisyon’un
ise, AB’ye, ‘Önce yerel seçimler sonra reform’ taahhüdünde bulunan Ankara’dan,
siyasi ve yargı reformlarını, sürecin hızlandırılmasını talep etmesi bekleniyor.
Ortaklık Konseyi için hazırlanan AB ortak tutum belgesinin basına sızan
bölümlerinde, siyasi ve yargı reformlarına ilişkin çağrılar da bu beklentiyi
kanıtlar nitelikte.
Üç temel beklenti
Ankara’nın AB’den, üç temel beklentisi olduğunu vurgulayan Davutoğlu’nun da bu
kapsamda, ‘ahde vefa’, ‘Türkiye’nin Avrupa içi siyasetin, siyaset
tartışmalarının bir parçası olmaması’ ve ‘AB süreci ile ilgili olmayan konuların
AB önünde engel olmaktan çıkarılması’ olarak sıraladığı beklentileri Brüksel’de
seslendirmesi bekleniyor.
Adım yerine taahhüt
Davutoğlu ve Bağış’ın, Türkiye’nin, AB üyeliği için gerçekleştirmesi gereken
adımlar konusunda taahhütleri yinelemesi ve Ankara’nın kararlılığını vurgulaması
bekleniyor. Davutoğlu ve Bağış’ın, bu kapsamda, Komisyon’un halen çıkarılmadığı
için Ankara’yı eleştirdiği Ticaret ve Sayıştay
Kanunlarına ilişkin ise TBMM Başkanı Köksal Toptan ile bir an önce çıkarılması
için varılan mutabakatı vurgulaması bekleniyor.
Davutoğlu ve Bağış’ın iki talepte bulunacağı düşünülüyor. Bunlar, Avrupa Birliği
Adalet Divanı’nın, (ABAD), Hizmet Sektöründe çalışan Türk vatandaşlarından
Almanya’ya girişlerinde vize istenmeyeceği yönündeki kararının bir an önce
uygulamaya geçirmesi ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne limanlarını açmasını sağlayan
Ankara Ek Protokolü’nün ertelenmesi.
Avrupa Komisyonu’nun, toplantı sırasında izleyeceği pozisyonun ilk sinyallerini
ise, Ortaklık Konseyi için hazırlanan ve toplantıda kabul edilmesi beklenen, “AB
Ortak Tutum” taslak belgesindeki mesajlar verdi. Belgede “Tarafsız, bağımsız,
güvenilir, şeffaf ve ehil bir yargı sistemi son derece önemlidir ve AB
müktesebatının düzgün uygulanmasıyla hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesinde
zaruri koşuldur” deniliyor.
Sivil-asker ilişkileri kapsamında ‘ordunun yasalara aykırı şekilde siyasi etki
icra etmeyi sürdürdüğü’ iddia edilen AB ortak tutum belgesi taslağında, Türk
Silahlı Kuvvetleri’nin üst düzey üyelerinin iç ve dış politikayla ilgili
yetkilerini aşan konularda açıklama yapmaktan kaçınması isteniyor.
Taslak belgede ifade özgürlüğü kapsamında, ‘önde gelen yetkililerin basını
şiddetle eleştirmesi ve resmi makamların (basına karşı) eylemlerinden’
bahsedilerek, ‘ifade özgürlüğüne tam saygıya yardımcı olacak bir atmosferin
güvence altına alınmasına ihtiyaç duyulduğu’ belirtiliyor. Önde gelen bir medya
grubunun vergiyle ilgili yasal sürecinin yakından takip edileceği kaydedilen
belgede, internet sitelerinin sıkça ve orantısız şekilde kapatılmasının ifade
özgürlüğü kapsamında endişe uyandırdığı dile getiriliyor.
Dış politikaya övgü
Dış politikada, Türkiye ile Ermenistan arasında 22 nisan tarihinde sağlanan
açılım ve Türkiye’nin, Güney Kafkasya ile Orta Doğu’daki stratejik politikası
övülüyor. ‘Türkiye’nin AB enerji güvenliğine olumlu katkı yapabileceği’
kaydedilen belgede, Nabucco ve Türkiye-Yunanistan-İtalya (ITGI) hattı gibi,
AB’nin enerjide Rusya’ya bağımlılığını azaltacak projelere Türkiye’nin destek
vermesi talep ediliyor.
Karikatürlerle AB genişlemeleri “Romanya AB’ye yolsuzluk ihraç edecek”, “Büyük Britanya’nın AET
üyeliğine karşı üç neden”, “Fransızlar ve İtalyanlar şeftali ve domatesleri için
endişeli.”
Bugün, Paris ya da Berlin’den Türkiye’nin AB üyeliğine karşı yükselen eleştiri
oklarının sadece Türkiye’nin başına düştüğünü düşünüyorsanız bu gazete
manşetleri sizde ‘déjà vu hissi’ yaratabilir. Avrupa Komisyonu Türkiye
Delegasyonu’nun hazırladığı, Medya Gözüyle AB Genişlemeleri başlıklı 22 sayfalık
kitapçık Delegasyon Başkanı Mark Pierini’nin, önsözüyle başlıyor: “Şu an Birlik
üyesi olan her ülkenin adaylık süreci zorlu geçti. Ancak sonuçta akıl önyargıyı
yendi. Umuyoruz ki, diğer ülkelerin AB’ye katılım öyküleri, Türk okuyuculara, AB
üyeliği yolundaki kendi yolculuklarında yararlı olacak sağlıklı bir ‘déjà vu
hissi’ uyandırır.” Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun AB’ye dönüşüm öyküsü ve aday
üyelere yönelik gazete manşetleri ile alaycı karikatürlerin yer aldığı kitapta,
Fransızların, Britanya’nın, Almanların Yunanistan’ın, yine Fransız ve
İtalyanların, İspanya ve Portekiz’in üyeliklerine karşı çıkışları ve
nihayetinde, eski Sovyet ülkelerinin, entegrasyonunun, bütün birlik üzerinde
nasıl bir endişe yarattığı esprili bir dille anlatılıyor.
Türkiye ile AB arasındaki en yüksek karar
organı olan Ortaklık Konseyi önümüzdeki hafta toplanacak. Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın katılımı ile gerçekleşecek 19
Mayıs'taki zirvede Brüksel, bir defa daha askerin siyaset üzerindeki etkisini
şikâyete hazırlanıyor.
Zaman'ın ulaştığı 19 sayfalık AB'nin ortak
pozisyon taslağı, Silahlı Kuvvetler'in kanunlara aykırı bir şekilde siyasî nüfuz
kullandığına vurgu yapıyor. Ayrıca yargının "tarafsız, bağımsız, güvenilir,
şeffaf ve etkili" olması gerektiğinin altını çizerken, Türkiye'nin dış
politikasını takdirle karşılıyor. AK Parti'nin kapatılma teşebbüsünün "krizsiz"
çözülmesinden memnuniyetini dile getiren AB'nin 27 üyesi, Ergenekon
soruşturmasına girmiyor. Zaman'a konuşan AB kaynakları, devam eden dava süreci
dolayısıyla soruşturma hakkında görüş belirtmekten kaçındıklarını, ancak süreci
çok yakından takip ettiklerini söyledi.
Türkiye'nin yeni aktif dış politikasının mimarı
olarak bilinen Davutoğlu'nun AB ile ilk karşılaşmasında Türk dış politikasının
övülecek olması dikkat çekiyor. İfade hürriyeti çerçevesinde Doğan Grubu'nun
vergi meselesine atıf yapan taslağın, Genelkurmay'ın akreditasyon uygulamalarına
hiç değinmemesi dikkat çekiyor. Dün Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)'nde
onaylanan taslak belgede başa çıkan konular şöyle:
Yargı: 2008'de teklif edilen yargı reform
tasarısını memnuniyetle karşılar, bu stratejinin uygulanması için somut
adımların bir an evvel atılmasını bekler. Tarafsız, bağımsız, güvenilir, şeffaf
ve etkili bir yargı sistemi müktesebatın uygulanması ve hukukun üstünlüğünün
temini için hayati ehemmiyettedir ve temel bir şarttır.
Asker-sivil ilişkileri: Silahlı Kuvvetler
kanunlara aykırı bir şekilde siyasi nüfuz kullanmaktadır. Silahlı Kuvvetler'in
bazı kıdemli üyeleri, yetkilerini aşan iç ve dış politikaya ait konularda görüş
ifade etmekten kaçınmalıdır. Savunma harcamalarının tam sivil denetimi ve Meclis
kontrolü kuvvetlendirilmelidir. Sayıştay kanunu,
askerî harcamaların denetlenmesine imkan verecek şekilde düzenlenmelidir.
Dış politika: AB, Türkiye'nin stratejik
ehemmiyetinin şuurunda. Hem Güney Kafkasya ve Ortadoğu'ya ilişkin diplomatik
inisiyatiflerinde oynadığı yapıcı ve aktif rolden hem de bütün bu konularda
Türkiye ile AB arasındaki yakın siyasi diyalogdan memnuniyet duyar.
Ermenistan'la açıklanan 22 Nisan tarihli yol haritasından mutluluk duyar.
Siyasi kriz: AB, 2008 yazında ciddi bir siyasi
krizin atlatılmış olmasından memnuniyet duyar. Siyasi partilere yönelik kapatma
davalarının sürdüğü göz önüne alınırsa siyasi partilerin işleyişiyle ilgili
kanuni düzenlemelere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Bu çerçevede AB,
hükümetin anayasal değişiklik teklifini memnuniyetle karşılar. Türkiye'yi Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile Venedik Komisyonu'nun ilgili raporu
çerçevesinde konuya yaklaşmaya davet eder.
Siyasi reform: 2008'de siyasi reformlar
konusunda pek bir ilerleme sağlanamamasından üzüntü duyar. Ancak hükümetin
reformları tekrar canlandırma sözünü memnunlukla karşılar. Yeni bir tam zamanlı
başmüzakerecinin atanmasından mutluluk duyar.
İfade hürriyeti: TCK'nın 301. maddesinin
tadilini olumlu etki üretmiş olmasını memnuniyetle karşılar ve mezkur maddeye
ilişkin uygulamaları takip edeceğini beyan eder. Kıdemli görevlilerin basını
sertçe eleştirmeleri ve kamu görevlilerinin bazı girişimlerde bulunması
çerçevesinde, basın hürriyetine tam olarak saygı gösterilmesi için çağrıda
bulunur. AB, büyük bir basın grubuna karşı başlatılan vergiye ilişkin hukuki
süreci yakından takip edecektir. Ayrıca sık sık kapatılan internet siteleri de
endişe kaynağıdır.
Dinî hürriyetler: Müslüman olmayan azınlıklar
ve Aleviler, Vakıflar Kanunu'na rağmen özellikle gayrimenkullere yönelik, vakıf
malları ve 3. kişilere satılmış mallara ilişkin sorunlar yaşamaktadır.
Heybeliada'nın açılışı, Deyrulumur (Mor Gabriel) ve ekümenik sıfatının
kullanılması konularını yakından takip ediyoruz.
Azınlık hakları: Azınlıklar ve kültürel haklar
konusunda 24 saat Kürtçe yayın yapan televizyon kanalı ve Ermeni dilinde yayın
yapan radyonun açılışını memnuniyetle karşılar. Yunan azınlığa ilişkin eğitim ve
mülk sorunları çözülmelidir. Ayrıca, AB, Yunanlıların miras ve tapu konularında
sorunlar yaşadığını not eder.
Türk limanlarının Rumlara açılması isteniyor
Türkiye'nin Ek Protokol'ü bütün üyelere teşmil
etmemesinden ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini normalleştirme konusunda
adım atılmamış olmasından üzüntü duyar. AB, 21 Eylül 2005 beyanı ve 11 Aralık
2006 tarihli kararlarını yakından takip etme ve gelişmeleri değerlendirmeye
devam edecektir. Bu konuda acil ilerleme beklenmektedir. AB'nin Türkiye'nin
Kıbrıs müzakerelerini kuvvetli bir şekilde desteklemesini bekler. AB ayrıca
Türkiye'nin Kıbrıs'ın milletlerarası kurumlara girişini engellemesinden
vazgeçmesi çağrısı yapar.
Maliye Bakanlığı Gelirler Genel
Müdürlüğü Hesap Uzmanları, Sayıştay Raporu’nun
ardından mavi beyazlı kulübün defterlerini incelemeye aldı. İncelemenin,
belediyeye iş yapan müteahhitlerden alınan bağışların ve hafriyat dökümü
sırasında makbuz karşılığı kesilen paraların, Ankaraspor’a aktarılması nedeniyle
yapıldığı belirtildi.
SÜPER Lig’in Başkent temsilcilerinden Ankaraspor A.Ş., bir kez daha
Maliye’nin kıskacında. Daha önceki yıllarda Ankaragücü ve Gençlerbirliği ile
birlikte hesapları mercek altına alınan, yerel seçimler öncesinde Sayıştay
raporu ile gündeme gelen Ankaraspor’un kulüp defterleri, Maliye Bakanlığı Gelir
İdaresi Başkanlığı Hesap Uzmanları tarafından yeniden incelemeye alındı.
İncelemenin, belediyeye iş yapan müteahhitlerden alınan bağışların ve hafriyat
dökümü sırasında makbuz karşılığı kesilen paraların, Ankaraspor’a aktarılması
nedeniyle yapıldığı belirtildi.
G.Birliği ve A.Gücü’ne de ceza kesilmişti
Maliye Bakanlığı yetkilileri, daha önce Ankaraspor’un 2000-2005 dönemini
kapsayan hesaplarını incelemiş ve Ankaraspor’a 220 bin milyar TL ceza kesmişti.
Bu büyük inceleme sonunda Gençlerbirliği 12 trilyon, Ankaragücü ise 6 trilyon
lira tutarında usülsüzlük cezasına çarptırılmış, her ikisi de sembolik uzlaşma
cezalarıyla kurtulmuştu. 2006 yılında sadece bir yılı kapsayan diğer incelemede
ise Ankaraspor A.Ş.’nin hesaplarında herhangibir usulsüzlük saptanmamıştı.
Sayıştay raporu etkili mi oldu
Ankaraspor A.Ş. hakkındaki mali soruşturmaya, 29 Mart’ta yapılan yerel
seçimler öncesinde, Sayıştay denetçisi Mustafa Yıldırım’ın hazırladığı ve
15. grup şefi Hüseyin Gürhan’ın onay verdiği raporun etkili olduğu iddia
ediliyor. Raporda; belediyenin, 6 milyon TL’yi, amatör olarak faaliyet gösteren,
"Ankara Büyükşehir Belediyesi Gençlik Spor Kulübü" üzerinden, profesyonel
futbol takımına aktardığı iddiası yer alıyordu. Raporda ayrıca, 2005 yılında
Ankaraspor’a transfer olan Ümit Aydın’ın transfer taksidinin, Ankara
Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü hesabından ödendiği belirtiliyor,
Ankaraspor’un bütçesinin ne kadar olduğu ve Başkent’te ne kadar arsası bulunduğu
soruluyordu.Bir başka iddiaya göre, bu denetimin, yeni kabinede görev verilmeyen
ve Melih Gökçek ile arası bozuk olan eski Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın isteği
ile yapıldığı şeklinde. Gökçek, yerel seçimler sonrasında yaptığı açıklamada,
isim vermeden "Belediye başkanı olmamı istemeyen bakanlar var" diyerek, bazı
kabine üyeleri ile köprüleri attığını dile getirmişti.
Sayıştay'ın, "Kamu zararı oluştu" diyerek üst
kurullara sert uyarı yaptığı yüksek harcırah ödemelerine, Meclis'teki bir
yasayla örtülü af getirildiği anlaşıldı. Plan ve Bütçe Komisyonu'nda henüz alt
komisyon aşamasında olan ve "Torba Yasa" olarak adlandırılan tasarının içinde,
Harcırah Kanunu'nda değişikliğe gidilmesine ilişkin bir madde yer alıyor.
Madde ile üst kurul üyeleri ve personelinin, yurt içi görevlendirmelerde Harcırah Kanunu'na tabi olduklarına
ilişkin bir hüküm ekleniyor. Konaklama masraflarının da belgelendirilmek
koşuluyla harcırahın dört katına kadar ödeneceği hükmü yer alıyor.
Geçmişi Bağlamıyor Değişiklik, geçmiş dönemlere ilişkin
sorumluluk yüklemediği için, "harcırahlar nedeniyle oluşan kamu zararının"
otomatik affedilmesi sonucunu doğuracağı belirtiliyor.
Üst kurulların, personele ödediği yüksek
harcırahlar, Sayıştay'ı çileden çıkardı. Sadece Rekabet Kurumu ile Kamu İhale
Kurumu'nda, ödenen yüksek harcırah yüzünden 44 bin 574 lira kamu zararının
oluştuğuna dikkat çeken Sayıştay, sonunda sert bir kararla tüm üst kurullara,
"Siz de Harcırah Kanunu'na tabisiniz" dedi.
'BİZİ BAĞLAMAZ' DEDİLER
Sayıları artan özerk üst kurulların personele ödediği harcırahlara ilişkin
kavga, 2007'ye uzanıyor. Özerk yapıları nedeniyle diğer kamu kurumlarının tabi
olduğu kurallara bağlı olmayan üst kurulların personel için belirlediği
harcırahlar da diğer bürokratlara uygulananlardan farklı oldu. Bunun üzerine
Danıştay, 2007'de aldığı bir kararla Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu,
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Kamu İhale Kurumu, Rekabet Kurumu,
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, Radyo
Televizyon Üst Kurulu gibi tüm üst kurulların, Harcırah Kanunu'na tabi
olduğuna karar verdi. Ancak kurumlar, Danıştay'a "Biz, Sayıştay'ın denetimine
tabiyiz. Bu karar bizi bağlamaz" diyerek, eski uygulamalarını sürdürdü. Ancak
üst kurulların hesaplarının incelenmesi sırasında yüksek harcırah Sayıştay'ın
da dikkatinden kaçmadı. Sayıştay, kamu zararı oluştuğunu saptadı.
ZEHİR ZEMBEREK KARAR
Kurumlara zimmet çıkartılmasına kadar gidecek olan sürecin sonunda Sayıştay
Genel Kurulu, üst kurulların keyfi harcırah ödemesini engelleyecek şekilde
zehir zemberek bir karar verdi. 4 sayfayı bulan kararın sonuç bölümünde
Sayıştay, tüm kamu kurumları gibi, üst kurulların da Harcırah Kanunu'na uymak
zorunda olduğunu vurguladı.
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, Vodafone Üst Yöneticisi Collao, AB
ülkeleri karma gazeteciler grubu ve Sayıştay Başkanı Mehmet Damar'la AB Genel
Sekreterliğinde görüşecek.
”Sayıştay kanun teklifinin yasallaşması hayati öneme sahip”
Sayıştay Başkanlığı 2008 yılı faaliyet raporunda kurumun amaç ve
hedefleri, kabiliyet ve kapasiteyle ilgili tedbir ve önerilere yer verildi.
ANKARA - Sayıştay Başkanlığı nın faaliyet raporunda, Sayıştay Kanun
Teklifinin bir an önce yasalaşması gerektiği belirtilerek, bunun sadece
Sayıştay ın iç süreçleri için değil, mali sistemin sağlıklı yapılandırılması
ve işlemesinde de hayati öneme sahip olduğu belirtildi.
Sayıştay Başkanlığı 2008 yılı faaliyet raporu yayımlandı. Raporda, kurumun
amaç ve hedefleri, 2008 yılında gerçekleştirdiği faaliyetler, kabiliyet ve
kapasiteyle ilgili tedbir ve önerilere yer verildi.
Sayıştay Başkanı Mehmet Damar raporun sunuş yazısında, dünyada
Parlamentolar adına kamu kaynaklarının denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine
getiren Sayıştayların, bağımsız ve egemen her ülkede kamu yönetiminin
vazgeçilmez unsuru olduğunu kaydetti. 5018 sayılı kanunla Sayıştay a önemli
görevler verildiğini ifade eden Damar, sürece ilişkin bilgi verdi.
Damar, "Stratejik amaç ve hedeflerimiz incelendiğinde, hedefimizin, daha
etkin bir Sayıştay olduğu anlaşılacaktır. Zira etkin bir Sayıştay, hukuk
devletinin, çağdaş demokrasinin ve güçlü Türkiye nin temel güvencelerinden
birisini oluşturacaktır" dedi.
Raporun öneri ve tedbirler bölümünde, Sayıştay ın, yaklaşık 1,5 asırlık
tarihinden gelen birikimle, dünyadaki gelişmeleri ve diğer ülkelerdeki bilgi
ve deneyimi harmanlayarak, geleceğe yönelik "yepyeni bir perspektif"
oluşturduğu kaydedildi.
Denetim çalışmaları hakkında bilgi verilirken, denetimde parlamentonun yanı
sıra kamuoyunun ihtiyaçları ve duyarlılıklarının da büyük ölçüde göz önünde
bulundurulduğu ve sonuçlarının kamuoyuyla paylaşıldığı ifade edildi. Raporda,
şu görüşlere yer verildi:
"Bu nedenle, çağdaş ve etkin bir denetime olan ihtiyaç yoğunlaşmakta ve
yüksek denetim ve yargı kurumu olarak Sayıştay, diğer kurumlardan daha çok bu
talep ve ihtiyaç doğrultusunda kendisini yenileme ve geliştirme zorunluluğuyla
karşı karşıya bulunmaktadır.
Bu zorunluluk Sayıştay Kanun Teklifinin bir an önce yasalaşmasını gerekli
kılmaktadır. Kanun teklifinin yasalaşması sadece Sayıştay ın iç süreçleri için
değil, mali sistemimizin sağlıklı şekilde yapılandırılması ve işlemesinde de
hayati bir öneme sahiptir."
İzmir Büyükşehir Belediyesi, cadde, meydan ve
bulvarlarda bulunan işyerlerinden aldığı işgal harcı uygulamasında indirim için
harekete geçti. Belediye, ekonomik kriz nedeniyle zor günler geçiren, kiralarını
bile zaman zaman ödemekte zorlanan işyerlerinden günlük metrekareden aldığı 1.4
TL işgal harcı bedelini en alt sınır olan 0.5 TL'ye indirmesi yönünde adım attı.
Geçtiğimiz meclis toplantısında başkanlık önergesi olarak gündeme gelen konu
komisyona gönderilmişti. Bir hafta içinde Plan Bütçe Komisyonu'nda görüşülen
karar, komisyonda geçtiğimiz hafta oy birliği ile kabul edildi. Önümüzdeki
meclis toplantısında oylamaya sunulması beklenen indirim müjdesini içeren karar
kabul edilirse yeni tarife Mayıs'tan itibaren uygulamaya konulacak. Yeni tarife
ile birlikte rahatlayan işyeri sahipleri yazın yaklaşması ve havaların ısınması
nedeniyle mali açıdan daha da rahatlamış olacak.
İTİRAZ GELMİŞTİ
Geçtiğimiz günlerde Kordon'daki işyerlerinden alınan işgaliye bedelleri için
tarife değişikliğine giden Büyükşehir Belediyesi, buradaki işgaliye bedellerini
de metrekare başına günlük 1.4 TL'ye yükseltmişti. Belediye, bölge esnafın
talebi üzerine bu konuda yeniden bir düzenlemeye gitti.
Bu çerçevede tüm İzmir'i kapsayan bir değişiklik yapılması benimsendi. Plan
Bütçe Komisyonu'nda tüm İzmir genelindeki işgal harcı bedelinin 0.5 TL'ye inmesi
yönünde alınan karar önümüzdeki günlerde Belediye Meclisi'nde oylanacak.
Mecliste kabul edilmesi beklenen kararla esnaf rahatlamış olacak.
ÇOK İYİ GELDİ
Tarifede uygulanan indirimi değerlendiren Kordon İşadamları Derneği Başkanı Ömür
Şanlı, "Bu ekonomik krizde esnafı düşünerek tarifede indirim yapan Büyükşehir
Belediye Başkanımız Aziz Kocaoğlu'na çok teşekkür ediyoruz.
Sayıştay incelemesi sonucunda yıllardır alınan
tesis hizmet hasılatı uygulamasını işgal harcına çeviren belediye bize anlayış
gösterdi Yasal olarak 0.50 ile 2.5 TL arasında günlük metrekareye tarife
belirleme hakkı olan başkan, esnafın durumunu bildiğini ortaya koydu. Kordon,
Karşıyaka, Güzelyalı, Bostanlı gibi yerlerimiz bizim vitrinlerimiz. Belediye ne
kadar anlayış gösterir ve uygulamalarda bize yardımcı olursa bu da müşteriye
yansır. Türkiye'nin Avrupa'ya açılan kapısı konumundaki İzmir'de uygulanacak
tarife hepimizi mutlu etti. Emeği geçenlere esnaf adına teşekkür ediyorum" dedi.
ANKARA- Büyükşehir
belediyelerinin çok yüksek maliyetlerle girdikleri ancak yeterli finansman
sağlayamadıkları için bir türlü bitiremedikleri metro ve raylı sistem projeleri
Ulaştırma Bakanlığı’na devrediliyor. Meclis’e sevkedilen ‘Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’na konulan bir hükümle, Ulaştırma
Bakanlığı, milyar dolarları bulan metro projelerini devralmaya ve tamamlamaya
yetkili ve sorumlu kılındı. Ulaştırma Bakanlığı’na verilen bu yeni görev ve
sorumluluk 2023 yılına kadar sürecek.
Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanı Melih Gökçek’i sevindirecek gelişme, kamu yönetiminde devlete
yükleyeceği yeni maliyetler nedeniyle pek sevinçle karşılanmadı. Topbaş ve
Gökçek, uzun zamandır, yıllar önce başladıkları ve işler sarpa sarınca yarım
bıraktıkları metro projelerini devletin yapması için yoğun kulis faaliyeti
yürütüyordu. Sözkonusu faaliyet, Meclis’e sevkedilen 22 Nisan 2009 tarihli
‘Torba Kanun’la karşılığını bulmuş oldu. Kanun’un 27. maddesiyle getirilen
düzenlemede, “Ulaştırma Bakanlığı, şehiriçi raylı ulaşım sistemlerini ve
metroları 2013’e kadar yapabilir, yaptırabilir ve bunların yapımı devam etmekte
olanlarını mevcut sözleşmeleriyle devralabilir” denildi.
Toplam yük 6 milyar $
Ankara’da artık yılan hikayesine dönen metro çalışması, yasanın yürürlüğe
girmesiyle Ulaştırma Bakanlığı’ndan sorulacak. Ankara Büyükşehir Belediye
Başkanı Gökçek, Ankara’nın 3 bölgesinde iddialı biçimde başlattığı ve 300 milyon
dolardan fazla para harcadığı metro inşaatlarını, elektronik ve mekanik aksam
için gerekli olan yaklaşık 1.5 milyar doları bulamadığı için adeta çürümeye terk
etmişti.
Yasanın kanunlaşmasıyla, söz konusu metroyu mevcut sözleşmeleriyle devralacak
olan Ulaştırma Bakanlığı’nın nasıl bir yol izleyeceği merak edilirken, şu
haliyle Ankara metrosunun tamamlanması için en az 1.5 milyar dolar gerektiğine
vurgulanıyor. İstanbul’da projelendiren metronun maliyetinin ise 2 milyar dolar
olduğu belirtiliyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, 2006 yılından bu yana metro
ve raylı sistem projelerini devlete bırakmak istediğini dile getirdi. Topbaş,
“Doğrusu devletin bunu alıp yapmasıdır. Bizim bunu kendi kaynaklarımızla yapma
imkânımız yok. Ulaştırma Bakanlığı’mıza ’Metroları size verelim. İstanbul’un
metrosunu siz çözün’ diyorum” diye konuşmuştu. Topbaş ayrıca, Silivri’den
Tuzla’ya, Sarıyer’den Beykoz’a kadar toplam 500 kilometrelik metro hattı
projelendirdiklerini anlatarak, bu raylı sistemlerin toplam maliyetinin 25
milyar doları bulduğunu söylemişti.
Adana da Bakanlığa
Yerel seçimler öncesinde AKP’nin Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ı
zor durumda bırakan Adana metrosu da, yasanın yürürlüğe girmesiyle Ulaştırma
Bakanlığı’nın konusu olacak.
Seçimlerden bir süre önce Sayıştay tarafından
hazırlanan dosyada Adana Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarına 12 yıl önce,
projesine 10 yıl önce başlanan ve firmalara bugüne kadar 533 milyon dolarlık
kaynak aktarılan Adana Hafif Raylı Taşıma Sistemi inşaatında 9 milyon TL’lik
fazladan ödeme tespit etmişti.
Sadece İstanbul’un maliyeti 25 milyar $
Taksim-4 Levent arasında çalışan metronun Atatürk Oto Sanayi ve Şişhane
uzantılarında yapım çalışmaları, her ne kadar yerel seçim öncesi açılışı
yapılmış olsa da devam ediyor. Söz konusu projelerin toplam maliyetinin 25
milyar doları bulacağı ifade ediliyor.
Sayıştay 5. Daire Başkanlığına Süleyman Topallar seçildi.
Sayıştay'dan yapılan açıklamaya göre, Sayıştay Genel Kurulu, Ruhi
Salihoğlu'nun geçen hafta yaş haddinden emekliye ayrılmasıyla boşalan 5. Daire
Başkanlığı için seçim yaptı.
Daire Başkanlığı görevine getirilen Topallar, 1945 yılında Makedonya/Tetova'da
doğdu. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisini bitirerek, 1973 yılında
Sayıştay'da göreve başladı. Topallar, 1999 yılında Sayıştay üyeliğine seçildi.
TÜBİTAK bünyesinde kurulan, Türk bilgisayar uzmanlarının görev aldığı
Bilgisayar Olaylarına Müdahale Ekibi (BOME), Başbakanlık başta olmak üzere
Sayıştay, Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı
Muhasebat Genel Müdürlüğü ve Sermaye Piyasası Kurulu’ndaki bilgisayarları
bilgisayar korsanlarına karşı koruyor. TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji
Araştırma Enstitüsü (UEKAE) Müdür Yardımcısı Mert Üneri, "Devletin en önemli
bilgilerinin bulunduğu bilgisayarlar internete bağlı. Günümüzde hackerlar her
türlü güvenlik açığını bulup istedikleri bilgisayarlara ulaşabiliyorlar. Bir
ülke için bu büyük bir tehlikedir. Bunun önüne geçmek için BOME kuruldu" dedi.
BOME’de, olası sızmalara karşı, güvenliğini sağladığı her kurumdan da bir
temsilci bulunuyor.
MEB Merkez Ve Taşra
Teşkilatında Görevlendiren Öğretmenlere Çıkarılan Borçlar Siliniyor
22 Nisan 2009 tarihinde Meclise sevk edilmiştir.
BÜTÇE KANUNLARINDA YER ALAN BAZI HÜKÜMLERİN İLGİLİ KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE
KARARNAMELERE EKLENMESİ İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI
MADDE 31- 30/4/1992 tarihli ve 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 8- Bakanlığa bağlı her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim
kurumlarında görev yapan yönetici ve öğretmenlerden Bakanlık merkez ve taşra
teşkilatı ile Bakanlığa verilmiş bir görevi yürütmek üzere diğer kurumlarda
ilgili mevzuatına göre geçici olarak görevlendirilenlere, 1/7/2006 ila 23/1/2009
tarihleri arasında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesi
kapsamında yapılmış olan ek ödemeler nedeniyle borç çıkarılmaz, çıkarılmış olan
borç tutarlarının tahsilinden vazgeçilerek borç takibi işlemine son verilir."
MADDE GEREKÇESİ
MADDE 31- Milli Eğitim Bakanlığının öğretmen kadrosunda bulunan personelin
aynı Bakanlığın merkez ve taşra birimlerinde geçici olarak görevlendirilmesi
halinde, 1/7/2006 tarihinden itibaren 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek
3 üncü maddesinde belirtilen ek ödemeden faydalanmaları mümkün olmamakla
birlikte, belirtilen ek ödemeden faydalananlara Sayıştay
tarafından fazla ve yersiz ödeme yapıldığı gerekçesiyle borç çıkartılmaktadır.
23/1/2009 tarihli ve 27119 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 24/11/2008 tarihli
ve 2008/14575 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1 inci maddesiyle "Milli Eğitim
Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin
Karar"ın 16 ncı maddesinde yapılan değişiklikle Kararın yayımı tarihinden
itibaren geçerli olmak üzere söz konusu hususa ilişkin düzenleme yapılmıştır.
Madde ile, 1/7/2006 ila 23/1/2009 tarihleri arasında ortaya çıkan sorunların
giderilmesi amaçlanmaktadır.
TBMM Başkanı Köksal Toptan, Meclis Başkanlığı seçiminin Ağustos başında
yapılması gerektiğini belirterek, "Toplanmada bir zorluk çekebilir miyiz
bilmiyorum. Zorluk olursa geçici olarak Ekim'e kadar benim görev süremin
uzatılmasıyla ilgili bir düzenleme yapmak gerekir" dedi.
TBMM Başkanı Toptan, TBMM Tören Salonu'nda verdiği 23 Nisan resepsiyonunda
gazetecilerin sorularını cevapladı. Toptan, komutanların ve DTP
milletvekillerinin resepsiyona katılmamasına ilişkin bir soru üzerine
DTP'lilerin resmi tören için Meclis Genel Kurulu'na katılacaklarını, diğerlerine
katılmayacaklarını kendisine söylediklerini belirtti. Toptan, "Salon dolu. Asker
kanadı bugünkü resmi kabule geldi, birinci Meclis'e geldi. Bunları bir protesto
olarak değerlendirmemek lazım. Geçen senelerde de böyle oldu. Problem yok" diye
konuştu.
Toptan, anayasa değişikliği konusundaki tartışmaların hatırlatılması ve
'Değişiklik paketi mi olmalı yoksa yeni bir anayasa mı' sorusunun yöneltilmesi
üzerine, "Yeni bir anayasa fikrine kimse itibar etmiyor" karşılığını verdi.
Sayıştay Başkanlığı seçimi için yakında ilana
çıkacaklarını hatırlatan Toptan, 22 Mayıs'ta Sayıştay Başkanı'nın görev süresi
dolduğuna işaret etti. Toptan, onun yerine 22 Mayıs'a kadar yapılacak
başvurulardan sonra seçim yapılacağını belirterek, "Müracaatlar yapılacak. Plan
ve Bütçe Komisyonu aday sayısını ikiye indirecek, Genel Kurul bu iki kişiden
birini seçecek" dedi. Toptan, aynı şekilde RTÜK üyeliklerinin 3'te 1'i için de
Mayıs ayı içinde seçim yapılacağını bildirdi.
'Meclis Başkanlığı seçimi Ağustos'ta mı' sorusu üzerine Toptan, seçimin Ağustos
başında olduğunu açıkladı. Toptan, seçimin en son gününün 8 Ağustos olduğunu,
muhtemelen 4 Ağustos'ta seçime başlanacağını dile getirdi. Toptan, Ağustos
ayında Genel Kurul'un toplanmasının zor olabileceğinin hatırlatılması üzerine
şunları söyledi:
"Öyle olursa yeni yasama yılının başlaması beklenir. Tereddüt vardı biliyorsunuz
bir düzenleme yapıldı. Şimdi ikinci bir düzenleme daha çok doğru olmaz gibi
geliyor bana. Ama tam yaz tatilin ortası. Toplanmada bir zorluk çekebilir miyiz
bilmiyorum onu. Maddi şeyleri konuşmadık. Geçici olarak Ekim'e kadar benim görev
süremin uzatılmasıyla ilgili yeni bir düzenleme yapmamız lazım. Zannediyorum
toplanır. Temmuz başında, Haziran sonunda tatile girersek milletvekilleri 1 ay
dinlenmiş olurlar. Ağustos ayının başında toplanabiliriz."
KENDİ yönetimi dönemindeki belediye meclis üyeleri ile iki bilirkişinin
hazırladığı denetim kurulu raporuyla, 29 ihalesi kuşkulu bulunan ve "Belediyeyi
bilerek zarara uğrattığı" iddiaları gündeme gelen Kuşadası eski Belediye Başkanı
Fuat Akdoğan’a bir şok da yeni meclisten geldi. Mecliste, Akdoğan’ın 2008
faaliyet raporu oybirliğiyle reddedildi. Denetim kurulu raporu ise mecliste
okundu. DSP Grup Sözcüsü Yusuf Güneş, raporun 2008’i kapsadığını
belirterek, "Son beş yıllık icraatın tümünün incelemesini Sayıştay’a gönderelim"
önerisini getirdi. Başkan CHP’li Esat
Altungün ise denetleme kurulu raporunu oylamayacaklarını, bilgi amaçlı
okuduklarını, 2008’e ait bölümü incelenmesi için Sayıştay’a ulaştırılacağını
bildirdi.
Hangi ihaleler kuşkulu
Aydınlatma direği alımı, yazıcı,
kartuş, toner, harici kartuş, torba CEM-I 42,5 çimento, beton bordür, paletli
eksvatör, traktör hizmeti, kamyon hizmeti, beton boru, yaşlılar için yemek
hizmeti, mıcır, kırma, kum, mobilya, sıcak asfalt, dış mekan kondisyon aleti,
250 ton kömür, elektrik malzemesi, baca kapağı ve yağmur suyu ızgarası alımı
ihalelerinin kuşkulu bulunduğu ifade edildi.
MHP’li Manisa Belediye Başkanı Cengiz Ergün, belediyeyi 91 milyon 511 TL
borçlu olarak devraldıklarını ileri sürürek, tasarrufa gideceklerini söyledi.
AKP’li Belediye Başkanı Bülent Kar döneminde bilinçsizce harcama yapılan
belediyenin "komada" olduğunu iddia eden Ergün, "Maliyeti düşerecek tedbirlerle
önce nefes alır hale getirecek çalışmalar yapacağız" dedi.
Belediyenin geçmiş dönemdeki borçlarının yanında son beş yıl içerisinde 35
milyon TL’lik gayrimenkulünü de sattığını öne süren Ergün, "Köprülü kavşakların
yapımı için İller Bankası’ndan borç alınmış. Bununla kalınmayıp, bir de özel
bankalardan kredi çekilmiş" diye konuştu. Başkan Ergün, 2004-2009 yılları
arasında yapılan çalışmaların denetlenmesi için İçişleri Bakanlığı’ndan müfettiş
talebinde bulundukları, 4 color="#FF0000">Sayıştay
görevlisinin ise önümüzdeki hafta sonu
Manisa’ya gelerek, belediyenin hesaplarını inceleyeceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, Türk Sporu ile ilgili
geniş ve ayrıntılı bir araştırma yapıp ağır bir dosya çıkarmış ortaya. Biz buna
Denetleme Kurulu Raporu diyoruz. Devlet Denetleme Kurulu, devletin adı üzerinde
en ciddi organlarından biri... Aradığı her bilgiye ve belgeye bizden daha kolay
ve çabuk ulaşır. Gerçeği daha yakından bulur, görür ve tesbit eder. Aksaklık
nerede teşhisi koyar.
Cumhurbaşkanı’na raporunu sunar. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, kendi isteği
ve talimatıyla yapılan bu denetlemenin raporunu da okur elbet.
Okur ve gereğinin yapılması için yetkilerini kullanır.
Meclis’i, hükümeti, ilgili bakanlıkları yazılıya da sözlü olarak uyarır.
Önerilerini sunar. Kuşkunuz olmasın, yetkilerini de kullanmakta en küçük
tereddüte yer bırakmaz..
Kısaca “ Devdenet ” diyeceğim Devlet Denetleme Kurulu’na.
Ağırbaşlı, yol, usul erkan bilen Devdenet başkan ve üyelerine saygı duyuyorum.
Türk Sporu’ndaki hastalıkların çoğunu teşhis etmişler. Doğru tanı koymuşlar.
Onları gerçekten kutlamak gerekiyor.
Sporun mafyalaşması... Özerk federasyonlardaki yolsuzlukların önlenmesi ya da
yolsuzluğa uygun yapının yeniden düzenlenmesi gereği.
Çözüm önerileri
ciddiyetsiz
Profesyonel futbol şubesi bulunan belediye kulüplerinin kapatılması.
Siyasi parti liderlerinin seçim propagandası yaparken boyunlarına yerel kulüp
atkılarını takmasının yanlışlığı...
Başarısız federasyon başkanlarının kontrol edilemediği ve yeniden
seçilebildiği..
Özerklik uygulamasının merkeziyetçi güç yaratıp federasyonların taşra
teşkilatında emir kulları yarattığı..
Tek tek ayrıntılarıyla yer almış raporda.
Hastaya konan bu teşhise asla karşı çıkamayız. Rapor çoğunlukla doğru
teşhislerle doludur.
Ammaaa...
Çözüm önerilerine baktığımız zaman inanılmaz derecede ciddiyetsiz, hiçbir
araştırmaya dayanmayan, evrensel anlayış ve formatlara uymayan çözümler, kusura
bakmasınlar güldürüyor bizi...
Örneğin, Japonların sumosu, İngilizlerin polosu gibi Türk geleneksel sporlarının
da olimpiyat programına dahil edilmesi öneriliyor. Olimpiyat programına yeni bir
dalın dahil edilmesi için bildiğim kadarıyla en az 75 ülkede federasyonunun
kurulmuş olması, ayrıca dünya ve Avrupa şampiyonalarının düzenli olarak
yapılıyor olması gerekir. Bizim yağlı güreş veya ciritimizin böyle bir durumu,
şansı var mı ? Sumonun olimpik spor programında olduğunu ben bilmiyorum. Bilen
varsa, haber versin.
Federasyon başkanlarının iki dönemden fazla seçilmemesi gerektiğini belirtiyor
rapor... Dünyaya hiç mi bakmamış sayın Devdenet üyeleri ? İki dönemden fazlasını
mesela siyasiler için de önerebilirler mi ? Siyasette istikrar ya da devamlılık
olarak gösterilen, sporda niye önlensin ki ?
Başta Futbol Federasyonu olmak üzere özerk federasyon bütçelerinin Sayıştay
denetimine tabi olması da isteniyor...
Eh, artık burada dayanamıyorum. Kimin parasını denetliyorsunuz siz? Devlet
bütçesinden aktarılan paraları mı ? Böyle ise haklısınız... Ama TFF Devlet
bütçesinden tek kalem katkı almıyor ki. Sayıştay’ın başına yeni ve derin bir iş
açmak mı istiyorsunuz? TFF kendi bütçesini kendi yapıyor. Hesabını kendi genel
kuruluna veriyor. Denetlemesini hem kendi organlarıyla hem de uluslararası
oditing kurumlarıyla gerçekleştiriyor. Çünkü TFF ÖZEEERRKK!
Denetleyemezsiniz. Vergi ile, yasal vecibeleriyle ilgili bir sorun varsa, Maliye
gereğini yapar zaten... Sayın Devdenet üyeleri,size ne oluyor?
ETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski rektörler Ferit
Bernay ve Fatih Hilmioğlu'nun, rektörlük yaptığı dönemde üniversiteyi tam
bir çete gibi yönettikleri belirtiliyor.
Hakkında yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarıyla yaklaşık 50 dosya bekleyen
Bernay ve Hilmioğlu'nun yargılanmaları, dönemin YÖK eski Başkanı Erdoğan
Teziç tarafından engellenmişti.
Kamu İhale Kurumu (KİK) tarafından 2004 yılında yapılan incelemelerde, 47
üniversitede çeşitli yolsuzluk ve usulsüzlüklerle karşılaşılmıştı.
Bunlardan öne çıkanlar eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından
atanan Ondokuz Mayıs Üniversitesi eski Rektörü Ferit Bernay ve İnönü
Üniversitesi eski Rektörü Fatih Hilmioğlu'ydu. Rapora göre Hilmioğlu ve
Bernay, üniversiteyi çiftlik gibi yönetmişler.
FERİT BERNAY: İÇ ÇAMAŞIRINI BİLE DEVLETE ÖDETTİRDİ
KİK raporuna dayanarak TBMM Komisyonu, 8 Aralık 2005 tarihinde, Ondokuz
Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörü Ferit Bernay'ın keyfi yönetimi,
usulsüzlük ve kadrolaşma iddialarıyla ilgili YÖK'ten üniversite yönetimi
hakkında iddialar içeren 52 soruşturma dosyasına ilişkin bilgi istemişti.
Hakkında �Keyfi yönetim, kamu kaynaklarının amaç dışı kullanımı,
haksızlık, yolsuzluk, akraba atamaları, kadrolaşma, torpil ve devleti
zarara uğratma� gibi iddialar bulunan Bernay için dönemin YÖK Başkanı
Erdoğan Teziç tarafından �soruşturmaya gerek duyulmayarak� konu
kapatılmıştı. Ayrıca Bernay, 8 yıllık rektörlük görevi boyunca, yandaş
öğretim üyesi oluşturmak için üyelerine 309 kadro dağıttı. Bernay gitti
ama geride kadrosu kaldı. Bernay hakkında en ilginç iddia ise giydiği iç
çamaşırlarını bile üniversiteye ödettirdiği iddiasıydı.
FATİH HİLMİOĞLU: SEKRETERİ TEHDİT VE TACİZ ETMİŞTİ
Sayıştay denetçileri tarafından yapılan
inceleme sonucunda İnönü Üniversitesi'nin eski rektörü Fatih Hilmioğlu'nun,
ihaleye fesat karıştırmak, idari usulsüzlük, görevi kötüye kullanma ve
devleti maddi zarara uğratma başta olmak üzere 44 ayrı konuda kanuna
aykırı işler yaptığı tespit edilmişti. Hilmioğlu'nun, Turgut Özal Tıp
Merkezi'nde başhekim sekreteri olarak görev yapan İnci Kaya'yı tehdit ve
taciz ettiği iddia edilmesine rağmen, hakkında herhangi bir soruşturma
açılmamış; taciz ve tehditlerle baskı altına alınan sekreter Kaya,
rektörlük binasının 3. katından şüpheli bir şekilde düşerek ağır
yaralanmıştı. Sezer tarafından 2 defa rektör olarak atanan Hilmioğlu,
sadece 4 yılda 194 öğretim üyesi kadrosu dağıttı.
Prof. Dr. Özgenç, 2547 sayılı YÖK Kanunu�nda yapılacak değişikliklere ilişkin de
bilgi verdi.
Tam gün yasasının tüm öğretim görevlilerine yönelik karar alındığını anlatan
Prof. Dr. Özgenç, �Bu kararla bağlantılı olarak öğretim elemanlarının kendi
uzmanlık alanlarında dışarıya hizmet verebilmelerine yönelik revizyonlar da
gerçekleştirdik kanun tasarısı taslağında. Bu revizyonlar çerçevesinde her
yükseköğretim biriminin döner sermaye işletmesinde bir hesabı olacak. O
yükseköğretim biriminin faaliyet alanında dışarıya bir hizmet verildiğinde o
hizmetin karşılığında tahsil edilen para bu hesapta toplanacak, toplanan paralar
3 ana bölüme ayrılıyor� dedi. Prof. Dr. Özgenç, birinci bölümün araç gereç alımı
için kullanılacak kısım olacağını, bu hesap için tıp fakültesinde yüzde 35, diş
hekimliği, veterinerlik ve ziraat fakültesi için yüzde 15 diğer birimleri için
yüzde 10 olarak ayrılacağını anlattı. İkinci kısmın üniversitenin bilimsel
araştırmalarının teşvik amacıyla kullanılacağını belirten Prof. Dr. Özgenç,
döner sermayenin yüzde 5�inin bu anlamda rektörlük bünyesindeki bir hesaba
aktarılacağını ifade etti.
REKTÖRÜN GELİRİ YÖK BAŞKANI�NDAN FAZLA OLAMAYACAK
Şu andaki döner sermaye yapılanmasında üniversite yöneticilerinin sadece belirli
bir kısmının ilave bir pay aldığına değinen Prof. Dr. Özgenç, getirilen sistemle
döner sermayeye katkı sağlayan öğretim görevlilerinin pay alacağını.
Yöneticilerin de maaşlarının belli bir yüzdesi oranında pay alabileceğini
kaydetti. Prof. Dr. Özgenç, yeni sistem ile rektörün brüt maaşı artı döner
sermaye işletmesinden alacağı pay miktarının YÖK Başkanı�nın brüt maaşını
geçmeyeceğinin altını çizdi. Prof. Dr. Özgenç, rektör, rektör yardımcıları ve
genel sekreterlerin maaşlarının yüzde 50�si oranında döner sermayeden pay
alabileceğini söyledi.
�VAKIF VE DEVLET ÜNİVERSİTESİNDE ÇALIŞANLAR İÇİN ÇİFTE STANDART KALKACAK�
Döner sermayenin devlet üniversitelerinde olduğunu, buna karşın vakıf
üniversitelerinde olmadığına da dikkat çeken Prof. Dr. Özgenç, değişiklikler ile
vakıf üniversitelerinin de döner sermaye kurması için teşvik edildiğini ifade
etti. Prof. Dr. Özgenç, vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim görevlilerinin
dışarıda çalışabilmesine karşın devlet üniversitelerindeki öğretim
görevlilerinin çalışamadığına değinerek tüm gün yasasının vakıf üniversitelere
de uygulanması sonrasında çifte standardın biteceğini söyledi.
Prof. Dr. Özgenç, döner sermayenin işletilmesi ile vakıf üniversitelerinin
Sayıştay denetimine tabi olmasının amaçlandığı yolundaki iddialara yönelik ise,
�Bu çalışmayı döner sermaye işletmesi kurulursa Sayıştay
denetimine tabi tutulur mu? Kurullarda konuşulmadı gündeme gelmedi.
Sayıştay denetleyecekse bunda bir mahsur yok, bu
oradaki bir faaliyetin hukuk zemininde icra edilmesine yönelik bir denetim
olabilir� yanıtını verdi
Cumhurbaşkanı Gül’ün görevlendirdiği Devlet
Denetleme Kurulu, federasyonlar ile kulüplerin mali yapılarının mercek altına
alınmasını isterken, belediyelerin kulüp kurmasının da yasaklanmasını önerdi.
KIRMIZIkartların havada uçuştuğu
Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin yankıları sürerken, Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül’ün talimatıyla Türk sporunu mercek altına alan Devlet Denetleme
Kurulu’nun (DDK) raporu gündeme bomba gibi düştü. Özellikle futbolu işaret
ederek, "kayırma" ve "mafyalaşma" iddialarının önüne geçilmesini
isteyen DDK, futbol federasyonuna Sayıştay denetimi isterken, federasyon ve
kulüp yöneticileri ile hakemler, antrenörler ve sporculardan da mal bildirimi
istenmesini önerdi. Federasyon yönetimlerinin üst üste en fazla iki dönem
seçilebilmesini de öneren DDK’nın raporundaki saptama ve öneriler şöyle:
1- Özerklik gözden geçirilsin:
Özerkliğin tanımından teşkilat yapılarına kadar, seçim ve temsil
sistemlerinden mali yapı ve denetim sistemlerine kadar yaşanan sorunlar
nedeniyle federasyonlar tipik bir merkez örgütlenmesi şeklini almıştır. Başarılı
olamayan yönetimlerin tekrar seçildiği, hesap verilebilirliğin sağlanamadığı ve
kendi içinde özerkliğin korunamadığı yapılar ortaya çıkmıştır. Özerklik gözden
geçirilmelidir.
2- Yeni Tahkim oluşturulsun:
Futbol da dahil bütün spor federasyonlarının tabi olduğu ve kararlarına